• Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 3 Ağustos 2018, Cuma 03:06 - Son Güncelleme: 3 Ağustos 2018 Cuma, 03:08
Font1 Font2 Font3 Font4
Zengin Babalar ve Oğullar

Oteller, fabrikalar, hanlar sahibi, kuru yemiş, meyve toptancısı Akşit, Avrupalarda okuttuğu, Japonca, İngilizce, İspanyolca bilen, otuzunu geçmiş, evlenmekte hiç gözü olmayan oğlu Berk’ten dert yanmaktaydı şu sıralar, haftada en az bir kez arayıp görüştüğü Erol’a.

 

Berk, altı aya kalmadan arabasını değiştiriyor, ayakkabıdan gözlüğe tüm eşyalarını yurtdışından alıyor ya da sipariş veriyordu. Kendisinin gece gündüz çalışıp tatil yapmadan kurduğu her şeyin tadını, her günü tatil gibi geçiren mirasyedi oğlu fazlasıyla çıkarmaktaydı. Ah, bir evlense barklansa, adam olsa, işlerin başına geçseydi Berk!

 

Akşit, oğlunun baba parasıyla  sürdüğü sorumsuz hayata baktıkça tırnaklarıyla kazıya kazıya  bugüne gelmiş Erol’u daha bir sever olmuştu. Vaktinde hayli varlıklı bir babanın oğlu Erol, tüm mallarını babasının har vurup harman savurmasıyla hayatı çok erken tanımış biriydi. Hem zenginliği biliyordu hem de o zenginliğin bir anda elden kayıp gideceğini. Akşit işte Erol’u bu yüzden çok seviyordu. Mirasyedi olması gerekirken sıfırdan başlamış biri olduğundan.

 

Ah, Berk de biraz Erol’a çekseydi ya. Bu oğlan fütursuzca para harcanmakla kalmıyordu tek, işleri de bilmiyordu. Bu böyle gitmezdi ama. Bir yerden başlamalıydı Berk hayatını düzene sokmaya. Bu da evlilik ile olurdu. Tek çocuk olduğundan  oğlunun üstüne de çok gidemiyordu Akşit. Herkesle, onca çalışanla başa çıkmıştı da gel gör ki bir oğlanla başa çıkamıyordu. Aklına geleni yapsa iyi olurdu Akşit. Eli telefona gitti. Erol’u sekreterine aratmazdı, kendi arardı. Telefon hemen açıldı, Erol karşısındaydı. Akşit, “gelebilirsen hemen gel de bir konuşalım” dedikten  bir saat sonra Erol ve Akşit bey karşılıklı oturmuş kahve içmekteydi.

 

 Erol, Akşit’in lafa girmesini, konuyu açmasını bekliyordu: Gecikmedi de zaten Akşit.

-Erol, bizim oğlan canımı çok sıkıyor.

-Neden?

-Hala bir baltaya sap olmamakta ısrarlı. Ne işin başına geçmeye hevesli görünüyor ne de bir akşam bizimle olsun masada yemekte. Ha bire orada burada geziyor. Bu yaştan sonra nasıl iş öğrenecek, nasıl evlenip aile kuracak! Canım çok sıkkın.

-Berk ile bu konuyu konuşmuşsundur sen  Akşit amca, değil mi?

-Defalarca konuştum.

-Hııımm, dedi Erol. Bakalım ne söyleyecekti bunun arkasından Akşit amca.

-Erolum, bir oğlum da sensin. Öyle yakınsın bana yani. Kimselerin aklına güvenmem. Ama sen başkasın gözümde. Bir de onca zenginlik gördükten sonra  malın mülkün birdenbire elden gidebileceğini bilen birisisin.  

-Hıımm, dedi yine Erol.

-Erol, Berk ile bir de sen konuşsan. Berk’i bu akşam yemeğe çağırıp konuşmanı istiyorum, hemen. Seni çok sever. Dinler. Akıl ver biraz. Babandan bahset. Malın mülkün başında durulmazsa elden gideceğinden bahsetsen.

-Konuşurum Akşit amca da o kim bilir nerelerdedir.

-Şu sıra buralarda. Annesi biraz rahatsız, bir yere ayrılmamasını istedi. Zor duruyor; ama duruyor. Ben eve gelir gelmez de dışarı fırlıyor. Şimdi sen Berk’i ara, akşam yemekte görüşün, yarın da sabah kahvesine  buyur. Ne konuştunuz bana anlatırsın.

*****

Beş saat sonra. Antalya’nın en güzel restoranlarından birinde karşılıklı oturmaktaydı Erol ve Berk.

-Berk, nasıl geçiyor günler, keyfin nasıl, diye sordu  Erol.

Keyfi gayet iyiydi Berk’in. Keyfini bozan tek şey annesi ile babasının Allah’ın her günü evlensin, işlerin başında olsun diye kafasını şişirmeleriydi. Oysa fabrikanın  onca çalışanı vardı. Babası işlerin başındaydı. Sabahtan akşama dek sıkıcı iş ortamında deri koltuklu bir masa başında boğulmuş, klima ile serinlemekten sıkça hasta olacağı işyeri odasında ne yapsındı. Yapacağı olsa olsa birkaç  toplantıya  katılıp uykusu gele gele dinlemek, imza atmak olacaktı. Onu da çalışanlarla babası yapıyordu zaten. Telefondan ya emirler yağdıran ya da  kendilerine denilenlere “hay hay”, “olur”, “öyle yapmasak zira son gelişmeler  gösteriyor ki” gibi sözler söyleyen ciddi suratlılarla dolu bir ortama gömemezdi gençliğini.

 

-Ya, Erol abi, bak bunca fabrikanın günde şu kadar getirisi var; bunca zeytinlikten şu kadar ton yağ elde edilip ihraç ediliyor; tarlalardan, seralardan  domatesler, narenciye gönderiyoruz şunca ülkeye. Tek evladım ben. Onca paranın tek mirasçısı. Bu paraların gününü şimdi göremezsem ne zaman göreceğim? Şeker hastası olup hiçbir şeyi istediğimce yiyemediğimde mi? Tansiyonum çıkıp her ortamda uzun süre kalamadığımda mı? Çocukların okul toplantıları, belki de eşimin kıskançlıkları, aile gezmeleri içinde yitip gitmeden önce hayatın keyfini sürmek istemem doğal değil mi? Kim olsa benim yerinde bunu yapmaz mıydı? Hem ben bunlara doymadan evlensem belki de bir yılı bulmaz boşanırım. O kıza da yazık değil mi?

 

Erol, bol paralı sorumsuz hayatın keyfini tatmış  Berk’in sözlerini dikkatle dinlerken eğer kendi babası onca malı batırmamış olsaydı bugün  kendisi ne yapardı diye düşündü bir an. Sonra ciddi bir ifadeyle Berke’de dönüp aklındakileri söyledi.

*****

Saat on bir olmadan sabah kahvesi için Akşit beyin odasındaydı Erol. Suratı asık Akşit, kaşlarını çatarak, “n’aptın sen Erol? Ben, bizim oğlanı yola getir diye  ricada bulundum senden; sen nasıl istiyorsan onu yap. Evlenmek istemiyorsan evlenme. Doğru zaman değil demek ki” demişsin. Oldu hiç Erol?

-Akşit amca, ben tüm varlığını batırmış zengin bir babanın oğluyum. Varlıktan yokluğa  düşmenin ne demek olduğunu en iyi bilenlerdenim.  Bize onca maldan tek kuruş bırakmadan öldü  babam. Berk öyle mi? Kaç kredi kartı var? Limitleri ne kadar? Tek çocuk üstelik. Hal böyle olunca ben de olsam ben de her şeye kana kana doymayı beklerdim. Haa, yaptığım yanlışmış, o an düşünemezdim. Nasıl olsa çeşmeler akıyor.

-Anladım Erol, dedi Akşit bey. Çatık kaşları düzelip, yüzünde muzip bir gülümseme belirirken.

 

Bir buçuk saat sonra Erol, kaçıncı bardak olduğunu bilmediği çayını yudumlarken Akşit beyin oğluna çıkarttığı ek kredi kartlarından kaçıncısının  iptali için  kaçıncı bankaya telefon açışıydı sayamamıştı. Ama Akşit  bey, aklını kurcalayıp duran konuyu, Erol’un kendince yöntemiyle yol gösterip, yardımcı olmasıyla  halletmekteydi. Berk, parasız kalınca eğlenemeyecekti. Birkaç yıla kalmaz evlenirdi de. Kendi isteğiyle.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN