• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 10 Ocak 2017, Salı 20:55 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:39
Font1 Font2 Font3 Font4
Yürek Mürekkepli İmzalar

10255194_995788767117450_1015515555180880450_n
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Kartopu oynamaktan göğermiş ellerine nefesini üfleyen çocuğun, dumanı tüten çorbayla içinin ısınmasındaki mutlulukla gülsün istemez miyiz büyük küçük bütün gözler? “İsteriz” demek yeter mi peki? İstemek, eyleme dönüşmedikçe sadece bir dilek değil midir? Nasıl gerçekleştireceğiz o zaman istemekten gerçekleştirmeye giden o yolculuğu? Tam da içimizi dağlayan acılarla dolu şu günlerde?
İlkin birinin yaşadığı keder, başka birinin eliyledir sonuçta. Acılar, açmazlardır. Açmazlar da dar açılarda sıkışıp kalmaktır. Açmazlara kapı açmayın o halde.
Ortalık kışın beyazına büründüğünde bir masum renkle şenlik olan; ama sanki bundan mahcupmuş gibi başı eğik kar çiçeklerinin yaşama sarılışlarındaki umudu, yarınların  aynı güneşle; ama farklı gün doğumlarıyla ışıdığını unutmayın. Her gecenin sabahı var malum…
Hatırlanmak, mutluluktur. Aramayı sormayı yeğleyin öyleyse, aranmamaktan yerinmek yerine. Özlenmenin anahtarı özletmek midir  ya da aranmanın yolu yordamı aramamak mıdır bilmem. Ama vakitli vakitsiz aranılıp sorulmuşsanız vaktiyle, böylesine kurulmuş bağları öğrenmişsiniz demektir. Pamuk ipliğinden urganına, halatına… Bırakın inceldiği yerden kopsuncu olmayın o zaman. Düğüm atın incelen yere. Pekiştirin köprüleri. Yakmayın.
Yunus’a, Mevlana’ya sadece kağıt üzerindeki özlü sözler muamelesi yapmayın ki denilmişler sözde kalmasın. Özümseyin. Onları duygu, akıl çarklarınızla öğütün. Hücrelerinizi bunlarla besleyin. Kolay değil Yunus olmak, Mevlana olmak. Kolay mı kırk yıl bir kapıda odunun bile eğrisini kesmemek. Kaldı ki daha kırkına varmadan ahkam kesmek kolaycılığı varken… Kolay mı onların lafınca bir laf etmek? Zor!
Arayın eşi dostu ki bağın bir yeri inceldiyse düğümler atılabilsin. Hep aradım, hep sordum da  ne olducu olmayın. Aranılan, aranılır olmaya alışmaya görsün bir kez. Günlük gıdalarından biri olmuştur  artık halinin hatırının sorulması. Unutmayın, herkes kendi içinde yapayalnız dışardaki kalabalığın niceliği ne olursa olsun. İçlerdeki boşlukları gören gözlerden olun. Göz olmak da yetmez, uzanan  el olmalı.
Öyle ki bencilleşen  dünyamızda kapıdan kovsanız sizi kızdıra kızdıra bacadan yol bulup yanınızda olmak isteyenlerin değerini anlayın gerekirse. Üstüne kilit vurduğunuz her kapıya bir anahtar bulan, hangi pencereden baksanız görünen manzara olabilmeyi başaranların kıymetini önünde de olsa sonunda da olsa bilin. Adına ne deniliyorsa, arkadaşlık mı, dostluk mu, insanlık mı, sevgi mi her ne ise, siz yolları tıkadıkça birileri size giden yol buluyorsa eğer, ona artık kapılar dayanmayacaktır. Siz de set olmayın o halde…
Güzelliklere uzanan el olun. Kış günü sokakta aç kalan kedi köpekten, ayacıkları demirlere yapışan serçeden, pencere kenarına konup camı tıklatan sığırcığından güvercinine yem isteyenlere el alem olmayın; uzanan el olun. Bir kez el uzattıysanız, onu geri çekmeyin.
Hayat düşe kalka. Düşüp dibe vurdum sandığınızda korkmayın. Dipten ötesi yoktur. Ama dibin bir anlamı da ayakları vurup hız almaktır. O zaman ayaklarınızı hatırlayın. Yüzeye çıkmanın. bir sıçramaya baktığını unutmayın.
Halden anlamayız da halimizden anlansın isteriz. Bakarak, kızarak, kaş çatarak, yazarak çizerek, müzikle, sözle anlatsak da. Şekilden şekle girerek… Kah isyan edip kah şimşek ışıltısı beklerken kibrit alevi kadarcık da olsa bir ışıltı bekleyerek… Eğer anlaşılmak istiyorsanız yine de söyleyin söylenmesi gerekenleri. Anlaşılıncaya kadar. Sokun gözüne gözüne anlamayanların. Yorulmayın. Yorulmak, çabanın bittiği yer. Sonraki durağı olmayan son durak. Nokta yani. Oysa virgülü yeğlemek varken…
Mutluluğa giden yol uzun, yollar yorucu olabilir. Yılmayın. Çıkmışınız yola madem… Adım hatta adımlar atmışınız madem bir arpa boyundan bir dere boyuna. Henüz hedefe ulaşılmadıysa belki geç yola çıkıldığından belki her yolun  dümdüz olmamasındandır. Yolcu, yolunda gerek ama. Bir kez yolcuysanız bir yolda, yol nereye varacaksa oraya ille varın. Ne geri dönün ne düşlerinizi yarı yolda bırakın.
Biriktirmeyin içinizde kırgınlıklarınızı. Söylenmeyin, söyleyin söyleyeceklerinizi vakit varken. Diliniz dönmüyorsa eğer açık açık anlatmaya, bir dertli köylü olun, pınar başında. Türkü mü yakarsınız yoksa mani mi, size kalmış. Bir yol bulun ama. Dile kilit vurmayın. Dillendirin. Belki defalarca ve defalarca.
Sevgiyi, sevmeyi çocuklara öğretin; gencinden yaşlısına, hayvanından bitkisine, doğasına, her şeye de gösterin eğer biliyorsanız. Bu kavramı öğrenmişler, belli ki çetin geçitlerden geçebilmiş olanlar. Geçitlerin girişinde bile olamamışlara bu karanlık tünelin aşılmasının ardından görülecek ışığın  nasıl bir aydınlığa çıktığını anlatın. Öğretmek sabır işi. Öğrenmek zorlu iş. Öğrenilmişler, öğretilmedikten sonra yükten başka nedir ki?  Yunus da, Mevlana da öğrendiklerini öğretmediler mi? Anlamlı sözler, tutumlara dönüştüklerinde anlamlıdır ancak.
Kavramların hasından tohumlar tutsun elleriniz. Ne ekilirse o biçilir, unutmayalım. Diken tohumu dikmeyi mizah ustalarına bırakalım. Nasreddin Hocamıza mesela. Malum o diken dikecek; baharda çıkan dikenlerin yanından koyunlar  geçecek; yünleri dikenlere takılacak; o  takılı kalmış  yapağıları Hoca toplayıp karısına götürecek. Karısı onları yıkayıp, eğirip yün yapacak. Sonra da çorap örecek. Hoca çorapları pazarda satıp para kazanacak ve borcunu ödeyecek. Dikenler tek fıkraların malzemesi olsun, hayatın yollarına ekmeyelim. O zaman etrafımızda hangi çiçeği, bitkiyi görmek istiyorsak diktiğimiz tohum onun tohumu olmalı, unutmayalım. Sevgi tohumu, sevgiden kökler salarken ayrık otu dikersek tarlalarda, bahçelerdeki ne var ne yoksa kuruyacaktır.
Hiçbir çaba boşa gitmez. O yüzden umutsuzluğa düşmeyin. Ama birazcık zaman belki gerekli olan. Yani sabır.
Eğer bir musluk açılmışsa ve o musluktan bir testi dolmaktaysa  geç de dolsa güç de, testinin boğazından su geçmiştir mutlak. Testi bomboş değildir artık. Testinin dolması onu musluğun altında tutabilmeye bağlıdır. Yani hayatın kimi musluklarından  bir şeyler doldurmak bazen sabır isteyebilir. Sabır, zahmetli. Ama  el musluğun altındaysa… Ve o el testiyi tutmuşsa bir kez… Bırakın testiler dolsun. Kana kana…
Derler ki “Roma bir günde kurulmadı”. Biz de deriz ki “Sabırla koruk helva olur”. Sabırsızlık koruktan tatmakken sabır helvadan tatmaksa eğer, unutmayalım tat, olgunlaşmanın sonunda. Olgunlaşma, zaman ister. Yani sabır, hayatın bıçak sırtında geçen anlarıdır. Varışa bir anda, bir kerede ulaşılamıyor demek ki. Bir bir aşılıyor engeller. O halde gün olur da umutsuzluğa düşülürse sabırlar tükenip, Roma hatırlanmalı. Helva olan koruklar hatırlanmalı.
Dünyayı dünya yapan, şiirlerin özü, yetkin kalemlerin sözü hep sevgi, umut, güzellik üzerine. Nice imzalar atılmıştır kim bilir şimdiye dek kimlerce. Oysa hala  konuştuklarımız, yürekle atılmış olanlar tek. Öyleyse… Koyun yüreğinizi ortaya. İmzanız o olsun. İlle iyi ya da kötü imzamızın kaldığı dünyadaki  izimiz, yürek mürekkepli olsun.
 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN