RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Yitenler
Eklenme Tarihi: 5 Mayıs 2017, Cuma 01:41 - Son Güncelleme: 5 Mayıs 2017 Cuma, 01:41
Font1 Font2 Font3 Font4



Yitenler
Günlerdir mutfaktan çıkarken gözüm hep sağ tarafta kalan boşluğa takılıyor.


Günlerdir mutfaktan çıkarken gözüm hep sağ tarafta kalan boşluğa takılıyor. Duvara yaslanmış bir şekilde duran boy aynasının, aynı duvardaki yokluğu insanda nasıl bir etki yaratabilir diye hiç düşünmemiştim. Alt tarafı bir ayna ve şu an olduğu yerde yok, bir daha hiç olmayacak da. Eşyanın insan üzerinde ne kadar büyük bir etkiye sahip olabileceğini bir kez daha deneyimleyerek anlamış oldum. Önemli olan önünden geçerken aksini görmek miydi orada, yoksa artık her geçişte aynı durumu yaşayamayacak olmak mı? Alışkanlıklar mıydı yaşamımızı yönlendiren yoksa alışamadıklarımız mı?
Peki bir insanın yokluğu? Hiç olmamış olması veya yitip gitmesi? “Unutulacak Şeyler” isimli kitabın bir bölümünde yazar “Söylesene, sen olmasan bu dünyadan önemli bir şeyler eksilir miydi? Şu anda yok olsan mesela, seni hiç kimse hatırlamasa yahut hiç doğmamış olsan dünya aynı şekilde devam eder miydi? Varlığınla yokluğun arasında nasıl bir fark var, düşündün mü?” diye soruyordu. Önce bir süre düşündüm ve ölümü tasavvur etmeyi tercih ettim. Sonra da yakınım olan birkaç kişiye sordum. Aldığım cevaplardaki ilk ve net tepki “ölümü sevdiğin insana yakıştıramamaktı”. Elbette ki insan kendisinin de hiç ölmeyeceğini düşünüyordu ve hayatını buna göre nizam ediyordu. Galiba sorunun cevabını başkalarında arama ihtiyacımın bir sebebi de hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için yaşamaya kendimi çok kaptırmak. Yanı sıra başkaları, özellikle en yakınım dedikleri için ne anlam ifade ettiğini bilmek istiyordu insan.
Hiç ölmeyecekmişim gibi yaşadığım bu dünyada neler yapıyorum diye düşünmem de gerekti elbette. Dünyanın ipine böyle sıkı sıkı sarılmama sebep olan şeylerden biri öğretmen olmamla sonuçlanan eğitim sürecimdi. Geçen gün bir arkadaşımla konuşurken fark ettik ki biz yaklaşık 6-7 yaşından beri tüm gün okulda bir şeylerle meşgul olmuştuk, meşgul olmadan da yaşayamayacak hale gelmiştik. Evet öncesinde kitap, defter, ödev, sınav vb. idi ancak şu an adına tam gün çalışmak diyorduk bu meşguliyetin. Daha güneş doğmadan başladığın bu tam günlük mesainde elbette çokça yorulup yıpranıyordun. Sistemin ne içine girebiliyordun ne de dışında kalarak bir şeyler yapmak istiyordun. İçine girmekten kastım sistem gibi olmak, acımasız, tavizsiz, her daim arkanı kollaman gereken, kendi çıkarların için insanları sömürdüğün, kısacası alemin kurdu olduğun… Sistemin dışında kaldığında da hep sorgulayan, eleştiren, kabul etmeyen namı-diğer ‘mandıra filozofu’ oluyordun. Neyse bahsetmek istediklerim aslında şu an sistemin kendinden çok bizlere, özellikle kendim özelinde hemcinslerime neler yaptığı.
Belki garip gelecek ama artık iki kız bir araya gelince dedikodu yapmıyor ve bir türlü sebeplerini tam olarak kestiremediğim farklı konuşmalar gerçekleşiyor. İki kız bir araya gelince ne mi oluyor? Artık başkalarını bırakıp kendileri hakkında konuşmaya başlıyorlar. Konu ne mi? Neden bekarız? Hangi namazı kılalım, dua halkaları oluşturalım, isim isim özel dualar edelim, 41 fetihler, fiili dualar, yok mu arkadaşın önereceği biri vs. Kızlar neden bekar olduklarını bu kadar tartışırken erkekler cephesinde olay nasıl gelişiyor acaba çokça merak ediliyor? Kızlar derken kimler olduklarını şu şekilde açıklayabilirim, şu ana kadar genellikle okudukları okullarda iyi dereceler almış, Türkiye’nin çeşitli illerinden İstanbul’a gelmiş veya orada yaşamını sürdüren, en iyi üniversitelerden birinden mezun olmuş, bilmem kaç dil bilen, bazıları yüksek lisans eğitimlerini sürdüren, birçoğu çalışmaya başlayan, bazıları bu gibi şeylerin hayaliyle hayatını devam ettirmeye çalışan… Devam ettirmek diyorum çünkü bunlardan birine veya birkaçına sahip değilsen hayatın yolunda gitmiyormuş ve bir şeyler hep eksikmiş gibi hissediyor insan. Çılgınca gelebilir ancak dedim ya bunlar öyle bir anda olmadı. Çoğumuzu ailesi destekledi, hep arkasında oldu, kimimiz daha aklının birçok şeye yetmediği yaşlarda büyüyünce ne olacağının hayalini kurmaya başladı, kimimiz ne ile karşılaşırsa karşılaşsın asla pes etmeyip yılmadı ve o mesleğe sahip olma yolunda çabaladı ve halen çabalıyor. Bütün bunları yaparken uzun bir zaman dilimine ihtiyacınız var çünkü şu an üniversite bitirmek bile nereden baksanız 23-24 yaşa tekabül ediyor. Ee sonra yüksek lisans yapmak veya tecrübe edinmek için işe başlamak gerekiyor. Çalıştığımız işlerin birçoğu tam gün ve oldukça ağır şartlara sahip, özellikle İstanbul gibi büyük ve kalabalık bir şehirde bunu sürdürmek oldukça zorlaştırıyor yaşamı. Bu arada yaş iyice alıp gidiyor başını. Tüm bunları yaparken kendinizi bir Amerikan dizisini izliyormuş gibi hissedebilirsiniz. Neden mi? Çünkü birçoğu farklı illerden gelen, yıllarca üniversitede özgürce yaşayan, kafa yapılarının yanı sıra yaşam şekilleri de değişen bu kızlar artık birkaç kişilik ‘bekar evlerinde’ birlikte yaşayarak çalışıyorlar. Yani her şey hem bireysel hem de toplumsal anlamda alışılmışın dışında.
Sözün özü kızlar olayı tümüyle yanlış anlıyor (veya anlamaları sağlandı) ve erkekler de bu yanlış anlaşılmayı kaldıramıyor (veya haberleri bile yok) gibi geliyor bana. Her iki tarafın da olaya tuz birer ektikleri çok belli. Düşününce neden bekarız sorusuna daha mantıklı bir açıklama bulamıyorum kendimce. Ben kadınlar çalışmasın, evlensin, eve kapansın ve sadece gündelik işlerle ilgilensin demiyorum. Aksine okuyalım, daha çok anlamaya ve bilmeye gayret edelim, üretken olalım ama diplomayı, sertifikayı veya maaşı kendimizi gerçekleştirecek birer meta haline dönüştürmeyelim. Neyi, neden ve kim için yaptığımızı bilerek ve gerçekten farkında olarak yapalım. Evet kadınlar güçlü olsun, daha iyi okuyabilsin olup biteni, bağımlı değil bağlı olsunlar ailelerine ve bunlar üzerine inşa ettikleri ailelerde sürdürsünler yaşamlarını. Bilmiyorum kızlar mı durumu yanlış anlıyor yoksa erkekler mi kaldıramıyor.
Devreler yanmadan devri tersine çevirme vakti geldi galiba…
 
/ Elif Kural /


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!