• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 26 Ekim 2015, Pazartesi 14:06 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:45
Font1 Font2 Font3 Font4
Yeşil Yusufçuk

10628281_10152851249735769_1688672029921019115_n
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Saat, nasıl da bilir çalacağı vakti. Bir uyandırdıklarının halini bilmez. “Uykusunu almamış daha, yorgunluğunu atmamış” filan demez. Basar yaygarayı zembereği boşalınca.
Kalkılacak, kaçarı yok. Zilin sesi, günün ilk emri. “Gün başladı” der o bağırtı. Duyan da uyar saatin dediğine. Ben mesela.
Sonrasında ilk yaptığım iş, arka balkondan karşı tepelere bakmak. Gecenin  karanlığı yeni yeni dağılmaya başlamış daha. Güneş, işini usuldan alarak doğuyor olmalı. Hava henüz tam aydınlanmadığından grimtırak gözüken tepedeki çamlara karşı derin nefes alıp, keklikler ötüşüyor mu diye kulak kesilmeli. Şansım varsa bir boz tavşan da görebilirim.
Bu saatte kalkınca kilime, halıya takılmadan arka balkona kadar gelmek kolay değil. Bugün dikkatliyim neyse ki. Hah, işte arka balkon sineklik teline ulaştım. Şu işaret parmağı büyüklüğündeki ince karaltı ne ola ki telin üzerindeki? Sanki koyu renkli bir reçel nasıl olduysa kavanozundan saçılmış sonra da  telde kurumuş hissi uyandırıyor. Tel yırtılmış mı ne yoksa? Biraz yaklaşıp bakmalı en iyisi. Neyse ki gözlüklerimi takmıştım. Bir miyobun ilk işi gözlüklerini takmaktır zaten.
Tel yırtığına benzemiyor bu. Işığı açmadan anlayamayacağım galiba. Yine de çekirgeyi andırıyor sanki. Ancak çekirge gövdesi biraz daha yapılı olmaz mı? Kanatları belirgindir mesela. Yakınlarda gazetede okuduğum çekirge türü olmasın sakın ola bu? Hani pek büyük bir çekirge türüymüş. Etçilmiş filan.
Sabahın bu saatinde balkon sinekliğindeki çekirge mi değil mi emin olamadığım bu canlının resmini çekmeliyim. Hem konu kapıya kadar gelmiş zaten.
Gece ayarında mı çeksem? Flaşı açayım o zaman. Birkaç tane daha çekeyim, belki beğenmem ilk çektiklerimi. Kımıldanıyor, kaçmasın sakın! Farklı konuma geçti. Başı artık aşağıya doğru değil. Daha iyi, değişik pozlarımı çekmiş olurum ben de. Duyargaları kıpır kıpır.
Fotoğraf makinemin ekranı olmasa kapıdaki canlının renginin fıstık yeşili olduğunu anlayamazdım. Biraz da normal ayarla, flaşsız çekim yapsam… Daha fazla rahatsız etmeyeyim ışıkla fıstıki yeşil  şeyi. Normal ayarla da gayet iyi çıktı zaten resim.
Eh, daha fazla resim çekmeye zamanım yok. Yeterince de çektim zaten. Ev, bu fıstık yeşili canlının doğal ortamı olmadığına üstelik onun beslenmesi, dolanması da gerektiğine göre artık onu dışarı göndermeli. Tel kapıyı açayım o halde.
Onu dünyasına uçurmak için kapıyı açmak yeterli olmayacak ama. Sinekliğin konduğu yüzü dışarıya açılmayacağından uçsa bile içeriye doğru havalanacak. Kim bilir hangi dolabın üstüne, perdenin kıvrımına, açık pencere kanadının arkasına saklanacak. Arayacak vaktim de yok.
Sabah kullanmak üzere akşamdan vestiyere bıraktığım şu seyrek dokulu, yumuşacık pamuklu fuları kullansam… Evet, en iyisi  onu kullanayım. Pamuklara sarar gibi incitmeden yavaşça fuların içine alayım konuğumuzu. Ve balkondan uçurayım.
İyice kalınlaşsın, fıstık yeşili canlıya zarar vermesin diye birkaç kez katladığım fuları usulca telin üzerine getireyim. Hah! Bu da oldu. İki elimle sanki deniz kenarından kum avuçlar gibi kavrayayım  şimdi de. Bu da oldu. İşte fuların içinde artık. Kısacık bir hapsoluş o kadar. Bir iki saniye sonra uçacak.
Güneşin doğduğu yöne uçurtayım iyisi mi? Önce bir çiçeğin yapraklarını ilk açışı gibi açayım fuları. İşte yavaşça açıyorum.
Hah! Gözüktü. Birazdan uçar. Şeffaf kanatlar kıpırdadı. Havalandı işte. Pır pıırrr. Biraz daha ağaran sabahın bu vaktinde, güneşin doğduğu yöne doğru inişli çıkışlı uçuyor Bana el sallar gibi. Çekirge de değilmiş hem.
Güle güle fıstık yeşili yusufçuk. Uğurlu olduğunu söylerler hep. Ne kadar uğurun varsa avuçlarıma bırak da git e mi?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN