• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 18 Aralık 2014, Perşembe 16:22 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 23:06
Font1 Font2 Font3 Font4
Yaşayan Türkçenin kalp sesleri

h
Yazar: Necati Kağan Çetin
Yıllarca evvel, Asya’daki Türk toprakları yetmiyormuş gibi, bizden Kars’ı ve Ardahan’ı isteyen yabancı emele karşı, bir Türk şairinin söylediği:
Verilmeyecek şeyler vardır,
Şeref gibi, şan gibi…
Kars gibi, Ardahan gibi…
Mısralarından yükselen sesler nasıl “toprak verilemez!” diyorsa, tıpkı bunun gibi:
Asırlarca Türkün malı olmuş, Türk sesiyle ve Türk sanatıyla işlenmiş; ev, aile, köy Türkçesine, aşk ve iman Türkçesine girmiş; Türk’ün heyecanına işlenip, vicdanına yerleşmiş ve Türk olmuş kelimeler de verilemez!..
                                                                                                 Nihad Sami Banarlı
Yaşayan Türkçenin kalp sesleri Osmanlı Türkçesinden çok iyi duyulur. Dilimiz, Osmanlı’dan bize miras kalan kelimelerle, kavramlarla, tamlamalarla güzelleşir, zenginleşir. İşte enfes örnekler:
Ezan-ı Muhammedî, insan-ı kâmil, ruh-i mücerred, kavl-i leyyin, sabr-ı cemil, hüsn-ü hatime…
Bu benzersiz örneklerin güzelliği, içlerinde taşıdıkları ruhtan, mânâdan, seslerden ve söyleyiş güzelliğinden gelir.
En önemlisi de, bu tamlamaların bazıları, Kur’an Dili ile akrabadır.
Yaşayan Türkçe’nin asıl güzelliği Osmanlı Türkçesinden… Son tahlilde ise, Kur’an Dili ile akraba bir dil olmasındandır.
Bugün kullandığımız Türkçe’de, Kur’an Dili ile akraba o kadar fazla kelime var ki…
Allah, dua, davet, ibadet, sema, cennet, melek, dünya, ahiret, insan, hikmet…
Bu sayıyı yüzlere, binlere çıkarabiliriz.

Yaşayan Türkçe’ye başka dillerden gelen binlerce kelime var. Arapça’dan, Farsça’dan, Rumca’dan, Latince’den… Fakat bütün bu kelimeler Türkçe’nin elinde öylesine büyük bir değişim ve dönüşüm yaşarlar ki, en sonunda Türkleşirler, Türkçeleşirler.
“Gül” Farsça’dan aldığımız bir kelimedir. Bu kelime İran’da “gul” olarak telaffuz edilir. Bu kelimeyi böylesine güzelleştiren, böylesine incelten sır, Osmanlı Türkçesinde saklıdır.
Osmanlı Türkçesi, içinde enfes bir musıkî, ritm, işleyiş ve ahenk taşır.
Kelimelere bir başka mânâ, bir başka maneviyat, bir başka ruh yükler…
Gül, bizde, Kâinatın Efendisi’nin (asm) sembolüdür.
Gül kelimesini telaffuz edince, hem gül çiçeğinin kendi kokusunu, hem de Hz. Muhammed Mustafa’nın (asm) cennetlerden bile güzel o eşsiz kokusunu duyar gibi olursunuz.
Gül kelimesinin sırrını bizim köylümüz, şehirlimiz bilir.
Bu sırdandır ki, çocuklara verilen isimlerde, içinde “gül” kelimesi taşıyanlar önceliklidir.

Yaşayan Türkçe’nin nabzını tutmaya Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirinden devam edelim. Yahya Kemal bakın neler söylüyor:
Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede,
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de.
Kendi gökkubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi,
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.

Yaşayan Türkçe’de nice diyarların, devirlerin, okyanusların, ırmakların sesleri duyulur. Dilimizde Üsküp, Mohaç, Belgrad, Budin, Budapeşte, Varna, Kosova, Bağdat, Revan, Mısır, Nil ve Tuna’nın izleri vardır.
At kişnemeleri, kılıç şakırtıları, uzak coğrafyalara düzenlenen seferlerden hatıralar vardır.
Yunus, Fuzulî, Ali Şir Nevai, Hoca Ahmed Yesevî vardır…
Türkçe’nin bin yıllara dayanan macerası, Osmanlı Medeniyeti ile zirvelere ulaşır.
Osmanlı Türkçesi, günümüz Türkçesine hayat veren en büyük güç kaynağıdır.
Dilimizin kalp seslerini Osmanlı Türkçesinden dinlerseniz, enfes bir dinamizme, olağanüstü bir zenginliğe şahit olursunuz. Bu zevki ne İngilizce’de, ne de bir başka Batı dilinde bulamazsınız. Batının kendisi gibi, dili de mânâya, maneviyata, öte alemlere, sonsuzluğa kapalıdır.
Batı maddedir, mânâ değildir.

Türkçemizin kalp atışlarını dinlemeye devam ediyoruz:
Ulu mâbed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
Senelerden beri rüyâda görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, îmânî bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allah`ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!           
Evet… Güzel Türkçemiz, bütün saldırılara rağmen dimdik ayakta. Üstelik gün geçtikçe lisanımızın önemi, değeri, ifade zenginliği daha iyi anlaşılıyor.
Yaşayan Türkçeyi Kur’an alfabesi ile kaleme alırsanız, karşınıza Osmanlı Türkçesi çıkar. Osmanlı Türkçesi, insanı Kur’an’a, insanı Allah’a bağlayan bir dildir.
Türkçe, bir imparatorluk dilidir. Bir medeniyet dilidir.
Osmanlı Türkçesi, Kur’an Dili ile akraba bir dildir.
Manevî konular, Osmanlı Türkçesi ile en iyi biçimde anlatılabilir, anlaşılabilir.
Türkçe’nin kalp seslerini duymak isteyenler, Osmanlı Türkçesini dinlesinler.
Bizim lisanımızın kalp sesleri İstiklal Marşı’nda, Çanakkale Şehitleri’nde, Bülbül’de, Süleymaniye’de Bayram Sabahı’nda çok net duyulur.
Dilimizin nabzını tutmak isteyenlere, Nihad Sami Banarlı’nın “Türkçe’nin Sırları” isimli kitabını tavsiye ederiz.
 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN