• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 14 Nisan 2016, Perşembe 06:29 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 23:04
Font1 Font2 Font3 Font4
Yaşarken anlamak

yaşarken4
Necati Kağan Çetin
Hikmetin en üst mertebesi, ölürken arzulayacağımız şeyleri yaşarken yapmaktır.
                                                                            Jeremy Taylor
Biz modern zamanların çocuklarıyız. Ahirzaman çocukları… Felaketler asrının çocukları… Yıkılışlar, çöküşler asrının çocukları…
Sahipsiz ve yalnız, yapayalnız insanlarız…
Anlamaya vaktimiz yok, düşünmeye vaktimiz yok…
Süratlendikçe kopuyoruz birbirimizden, aileden, hayattan, tabiattan, kâinattan ve hikmetten…
Oysa bir zamanlar hadiselerin arka planına kafa yorardık. Neden, diye sorardık. Bunları çoktan unuttuk…
Yıllar ve yıllar boyu madde ve para üzerine kurulu bir dünyada yaşıyoruz. Sabahın erken saatlerinde başlayan koşturmaca, trafik karmaşası, borsa, döviz, faiz göstergeleri… Cevaplanması gereken telefonlar, gönderilen mesajlar, görüşmeler, toplantılar… Kısa bir öğle arası.
Öğleden sonra sonuçlandırılmayı bekleyen işler, toplantılar, görüşmeler, ertesi günün plan ve projeleri… Günün sonunda henüz tamamlanmamış işler… Akşam saatlerine doğru başlayan trafik karmaşası… Akşam yemeği, borsa, döviz, faiz göstergeleri… Politik haberler, siyasi atışmalar… Yorgunluk ve ağırlaşan göz kapakları… Gün bitti.
Hayat bu mu?
Nasıl bir zamanda yaşıyoruz?
Dedik ya, 21. yüzyılın hayat tarzı böyle… Kabul et veya etme…
Tek boyutlu hayat, tek boyutlu insan var karşımızda.
Hayatın anlamını sorsak, büyük çoğunluğun vereceği cevap belli:
Faiz, döviz, borsa, futbol, politika, magazin ve yemek kültürü.
Bu kelimeleri gözünüzde büyütmeyin. Hepsi tek boyutun içinde.
Bu çıtayı birazcık yükselttiğini düşünenlerden duyacağımız cümlelere bakın:
“Bu körili tavuğu beğenmedim.”
“Şu alabalığın sosu güzel değil.”
“O köftenin kimyonu tam kıvamında değildi.”
Bak bak bak…
Oysa çok değil 30-35 sene önceleri başka cümleler duyardık:
“Ya Rab! Verdiğin hadsiz nimetlere, hadsiz hamdüsenalar olsun!”
“Allah, imkânı olmayanlara imkân versin.”
“Allah, Halil İbrahim bereketi versin.”
Ne güzel değil mi?
Bereket, hamdüsena, şükür, kadir kıymet bilmek…
Yıllar geçip de vademiz dolunca, hamdüsenaya vaktimiz olmayacak.
Bir daha bu dünyaya gelecek değiliz.
Senden geriye nasıl bir iz, nasıl bir ses kalacak, düşündün mü?

Kibrin ve benmerkezciliğin tavan yaptığı insanlara bunları anlatamazsınız.
Anlamazlar, anlamak istemezler…
Ötekileştirirler, değersizleştirirler…
Onların hayalleri başkadır, dünyaları başka…
Boşverin gitsin.
Sizi anlayan, anlamak isteyen kişileri bulmak önemli olan.
Samimiyet ve farkındalık önemli.
Celladına âşık ve kendisi aydınlanmaya muhtaç kibir torbalarıyla vakit kaybetmeye gerek yok.
Yol uzun, hava puslu…
Sular yükseliyor…
Ömür sermayesi pek kısa, lüzumlu işler çok fazla…
Bir gece vakti Kur’ân-ı Kerim’den birkaç sayfa olsun okuyabiliyorsan, buna şükret.
Bir dertliye derman olabiliyorsan, bir gözyaşını dindirebiliyorsan ne mutlu sana…
Beş vakit namazın anlam ve önemini idrak etmişsen ne güzel…
Alnında secde izleri varsa, ümidini tazele…
Ramazan orucunun, sahurunun, iftarının enginliklerine yelken açabiliyorsan bir kere daha şükret Allah’a…

Dünya misafirhanesinde olduğumuzu hatırlayalım her an.
Buraya dikkat: Misafirhane.
Bir gün bize de “Haydi dışarı!” denilecek.
İşte o son gün çok önemli.
Dünyaya elveda diyeceğimiz o son günde nasıl yaşamak gerekiyorsa, hep öyle yaşayabilmek asıl olan…
Hayatı bozuk para gibi harcamamak.
Kısa ve net:
Yaşarken anlamak.
Kemal Sayar, duygularımıza tercüman olsun: 
MONTREAL MEKTUPLARI
VII
Burası New York gezegeni
Tabut şehre hoş geldiniz
 
İçlerin nuru sönmüş
Işıklar parlıyor dışarıda
 
Yavaşlayan kalplere inat
Hareket var sokaklarda
 
Babil’in kulelerini
Kim getirip bu asra dikti
Tabiat karşısında bu diklenme
Bu meydan okuma niye gökyüzüne
 
Ağır bir koku yayıyor
Ruhlardaki çürüme
 
Koşuşan gölgelerin hayatı
Râm olmuş gösteriye
Ölüm diye bir yer yok
Aman! Tanrı’nın ışığı sızmasın
Yakmalı neon lambaları biteviye
 
Burada insan
İsimsiz bir mezar
 
Burası New York gezegeni
İnsanın kaybedeceği ne çok şey var
Bir gökyüzü meselâ, bir çeşme
Sahici bir ağlayış kederlendiğinde
 
Varsın koşuşsun dursun gölgeler
Ölmeye yatmışsa bir şehir
Mazgalların altından
Yer altı trenleri seslenir:
Yeni ölüler istiyoruz
Hıza ayarlı yeni gövdeler
 
Burası New York gezegeni
Hızlı bir koku yayıyor
Ruhlardaki çürüme.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN