RÖPORTAJLAR
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
    Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
  • METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
    METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ

Vuslata özlem
Eklenme Tarihi: 5 Mayıs 2018, Cumartesi 00:46 - Son Güncelleme: 5 Mayıs 2018 Cumartesi, 00:46
Font1 Font2 Font3 Font4



Vuslata özlem
Günlerden bir gün yine içine kapanmıştı. Odasından içeri misafir olan ay ışığı bile karanlığını aydınlığa çeviremiyordu.

Koşup gitmek istediği tüm yollar tıkanıyor ve hatta engelleniyor gibiydi. O da yüreğinin tuzağına düşenler kervanına çoktan girmişti. Apansız karşısına “aşk” diye dikilen sevda tuzağının kapanına çoktan sıkışmıştı bile. Kurtulmak için debelendikçe daha da batıyordu. Nereden gelmişti, nasıl olmuştu da bu tuzağa düşmüştü? Zekiydi de halbuki! Mantığını nasıl devre dışı bırakıp da gönlünün izinden gitmişti? Anlaşılan o ki; aşk dedikleri zeka işi de mantık işi de değildi.

 

Aslında her şey şu kısacık yolculuğunda başlayıvermişti. Eğitimini tamamlamak için çıktığı yolculuğun hayatını değiştireceğini nereden bilebilirdi? Dönmesine bir ay kala namazında “Rabbim artık beni hakkımda hayırlı olanla karşılaştır.” diyerek semaya açtığı elleri, bir ay sonra gözyaşlarını silmek için yanaklarına değecekti. Ettiği duasına dakikalar içerisinde cevap gönderilmiş ve o, hakkında hayırlı olanla karşılaştırılmıştı. Her şey tek kelimeyle başlamıştı:

 

-Selamun aleykum. Bilmem tanır mısın, ben Allah’ın kulu…

 

Allah’ın bu güzel kulu ona nice güzelliklerin sır perdelerini aralayacaktı. Kız her şeyden habersiz “aleyküm selam” diyebilmişti. Başta çok da ciddiye almadığı bu konuşmanın sonu çoktan Hakka varmıştı. Aslında insanlar ilk tanışmalarında dünyalık şeyler konuşurlardı. Yaşı, kariyeri, ailesi, kaç kardeş olduğu gibi. Fakat onlar beş saat süren ilk konuşmalarında yalnızca Allah’ı konuşmuşlardı. Mümin bir gencin takınması gereken tavrını, yaşayış şeklini bıkmadan saatlerce masaya yatırırken saatin gecenin ikisi olduğunun farkına bile varmamışlardı. Yalnızca telefondan başlayan beş saatlik konuşmaları sonunda çoktan Allah kalplerini birbirlerine ısındırmıştı bile. Daha bir kez olsun yüz yüze görüşmeden yüreklerine sevdanın ateşi düşmüştü. Her gün saatlerce telefonda konuşuyorlardı. Gün geçtikçe, espriler yapacak kadar birbirlerine alışmışlardı. Çok değil sadece bir ay içinde Hak, kalplerine sevgiyi yerleştirmişti.    

 

Fakat güzel başlayan her şey ne yazık ki güzel bitmiyordu. Gece ve gündüz gibi zıt hayatları vardı. Seçtikleri yollar birbirlerinden farklıydı. Kız kararını her daim kendi veren, hayat çizgisini kendi belirleyen biri iken; delikanlı başkalarına bağlıydı. Kararlarını alırken başında olan hocalarına danışmak zorundaydı. Kız bu durumdan tam bir ay sonra haberdar olabilmişti. Onlar görüşmek için planlar yaparlarken başlarına hesapta olan değil nasipte olan gelecekti. Gece gündüz birbirlerini düşünmeden geçiremeyen bu iki insan bir kulun sözüyle apayrı yollara gideceklerdi. Kız bilseydi bu yola hiç adım atar mıydı? Çok zor bir imtihan onu bekliyordu. İşte imtihanın başladığı o gün gelip çatmıştı. Tam bir ay geçmiş ve birbirlerine bağlanmışlardı ki, delikanlı hesapta olmayan bir şeyden bahsetmişti. Hocasına danışacaktı ve karşı çıkarsa da yollarını ayırmak zorunda kalacaklardı. Kız şaşkındı. İlk kez böyle bir şeyle karşı karşıya olmanın karmaşasını yaşıyordu. Peki ne yapmalıydı? Gönlüne sevdanın ateşi çoktan düşmüştü. Delikanlıya karşı koysa biliyordu, faydasızdı. Çaresiz boyun büktü. Her ne kadar o böyle bir hayat yaşamasa da anlayış göstermekten başka yapacak bir şeyi yoktu. Ayrılık haberi gelmeden yüreğine acısı düşmüştü bile… Kız istemsiz günlerce ağladı. Yemiyor, içmiyordu. Sanki bir şey ona yollarının ayrılacağını hissettiriyor gibiydi. Ve nihayet haber gelmişti. Tam da hissettiği gibi delikanlı sesi titrek, gözü yaşlı kızı aramıştı. Daha bir kez bile gözlerinin içine bakmak nasip olmayan sevdiği, ona veda cümleleri kurmak için iki büklümdü. Delikanlı konuşmakta zorlanıyor, halini anlatacak kelime bulamıyordu. Kız artık biliyordu ve emindi. “Rabbim” dedi, “artık o kadar eminim ki beni sevdiğine… Çünkü gönlümün kaldıramayacağı her şeyle beni imtihan ediyorsun. Buna da hamd ve şükür olsun.” … Başka ne söyleyebilirdi. Delikanlı bir şeyler anlatmaya çalışırken kız ağlamaktan boğazına düğümlenen hıçkırık eşliğinde bu cümleleri dilinden döküyordu. Zordu. Fakat zor olacaktı ki imtihan olsundu. Delikanlı “hiç bir şey değil de bir kez olsun gözlerinin içine bakamadan ölecek olursam işte o zaman gözüm açık gider. Beni en çok da bir kez olsa da gözlerine bakamamış olmak yaralıyor.” diyerek ağlamaklı sesiyle konuşmaya çalışıyordu. Tuttuğu yol bunu gerektirmişti. Kız her ne kadar bunu anlamakta zorlansa da o bu yolu çoktan seçmişti. Çaresizdi. Artık ‘gitme’ de dese gideceğini biliyordu. Kadere teslimiyetten başkası elinden gelmezdi. Diline inşirahı dolayarak beklemeye koyulmaktan başka çaresi yoktu. İlk ve son kez duyabildiği “seni çok sevdim, seni seviyorum” cümlesiyle telefondan ses kesilmişti. Geriye yalnızca gözyaşları kalmıştı.

 

İnsan bazen çareler içinde çaresiz kalıyordu. Belki de kendi kendini çaresiz bırakıyordu. Kız beklemek istese de karşısında ona beklemesini söyleyen yoktu ki! Ya bu bekleyişin sonunda bir gün onun başkasıyla evlendiği haberini alsaydı? İşte o zaman yıkılırdı. Delikanlı, kızın hakkına girmemek için hayatından çıkması gerektiğini söylüyordu. Hocası ona bunu öğütlemişti. “Bana olumsuz olmasının sebebini söyle” dese de delikanlının ağzından tek kelime alamamıştı. Kız çaresiz vazgeçmeye çalışsa da sanki bir güç onu dipdiri tutuyordu. Bazen tükendiğini hissediyordu. Anlayamadığı şekilde yüreğinden onu istiyor, ismini dualarında ısrarla zikrediyordu. Bazen de sanki tüm bunlar hiç olmamış gibi hissediyordu. Artık ne yapacağını da bilmiyordu. Tek bildiği rabbinin bu imtihanının içinde de ona gizli bir hayrı sunacağıydı.

 

Delikanlı o kısacık bir ay içinde kıza öyle güzellikler katmıştı ki… Kız artık ibadetlerini daha bir huşu içinde yapıyor, mümin bir genç gibi giyinmeye çalışıyordu. Yapmaması gereken birçok şeyi terk etmişti. Yüreğindeki özlem tüm hücrelerini esir almış olsa da delikanlıya her zaman duacıydı. Çünkü ona öyle güzellikler katmıştı ki, hiçbir şey olmasa da bu güzellikler için gözyaşları içinde ona dua etmeye değerdi. Artık onu yüreğinde büyüttüğü bir isim olarak seviyordu. Bir annenin evladına olan şefkati gibiydi. Anlatamadığı bir sevgi vardı. Kavuşmak ya da kavuşamamak artık onu korkutmuyordu. Çünkü biliyordu. “Kişi sevdiği ile beraberdir.” hadisi kutsiyesini sunan peygamber bunu boşuna söylememişti. Bu dünyada kavuşamayacak olsa da ahirette Rabbi içindeki bu sevgisine hürmeten onu sevdiğine kavuşturacaktı. Tam iman etmenin huzuru böyle bir şey olsa gerekti.

 

“Ben sana hasret, günler geçerken sen nerelerdesin? Sesimin ulaşamadığı gönlüne tesir ediyor mu gözyaşlarım yar? Zor geçiyor sensiz bu yıllar… Kavuşmak şimdiye nasip değilse de Haktan rica edeceğim ahirette seni. Vuslat yakındır bilesin!”

 

NURSİMA KILIÇ


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!