• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 29 Temmuz 2016, Cuma 21:29 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:43
Font1 Font2 Font3 Font4
Vazo, Tabanı, Parçaları ve Kintsugi

10256299_772191379481796_3902814210879274332_o
Ayşei Yasemin YÜKSEL
O vazo her seferinde gözüne çarpardı. Kolay kolay ilk bakışta kimselerin anlayamayacağı kadar eskiydi.  İçindeki taptaze çiçeklerle ortalığı nasıl da buğulu bir kokuya bürüyordu. Eğer bu ev böyle mutluluk aşısı etkisindeki çeşit çeşit çiçek ıtırıyla kokuyorsa, is, pis, duman içinde değilse hep bu içi her renkten, cinsten kimisi bahçeden kimisi kırdan kimi dağdan kimi deniz kenarından hatta kimi de kıraç topraklardan gelme çiçeklerle dolu şu vazo nedeniyle olmalıydı.
Ama bu evin böyle güzel kokması onun istemediği bir şeydi. O, bu evin kötü kokmasını bekliyordu. Her biri ayrı bir renkte, boyda, gösterişte, kokuda çiçekler, yalnızca çok eski bu vazoda bir aradaydı. Her biri başka telden çalan hatta kaplandıkları kumaş aynı olsa da birinin odunu cevizden birinin dut ağacından birinin meşeden diğerinin kavaktan olan şu koltuklar, kanepeler gibi başına buyruk duran  aykırı eşyalar arasında nasıl da seçiliyordu vazo ilkten. Derleyip toplayıcılığı, bir araya getiriciliği, apayrı çiçekleri tek bir demet halinde kavrayıp onca farklı kokuyu tek bir ıtıra dönüştürücülüğü ile. Ne kadar eski olduğu asla kestirilemeyen vazoydu işte bu  evi bunca güzel, göz koyulur hale getiren.
Vazoyu al, bak durduğu yerden; ne evin anlamı kalırdı ne  de ortalık mis gibi kokardı o zaman. İçindeki onca tür çiçeğin her biri, bir yana saçılır, gelen geçen üzerine basar, çiğnerdi. Tazeymiş, çiçekmiş demeden  hem de. Ezer geçerlerdi. Oysa o çiçekler kendilerini kavrayan, besleyen, yaşamalarına izin veren geniş ağzı sanki yukarılara bir kısrak başı gibi yükselirken kenarları deniz mavisi, mavinin kıyıcığı kah zeytin, kah çay, kah fındık, kah maki kah portakal ağacı yaprağı yeşili; kimi yerleri dağlar gibi kopkoyu mor, içleri biraz kum rengindeki vazoda  diriydiler ve yaşayabilirlerdi  tek. Çokluğun birliğindeydiler o vazoda. El eleydiler. Güzelliğin, çiçek gülümsemesinin  nedeni hep o vazoydu işte. İçindekilerin hayatta olmaları,  o vazoda olmak demekti. Eğer o vazo olmasaydı…
Evet ya, hepsini  bir ana elinin şefkatiyle dolu dolu sarmalayıp demet yapan o vazo olmazsa, çiçekler oraya buraya saçılırdı. Dalından düşen çiçeklere ne olursa, onlara da o olurdu o vakit. Ya hoyrat ayaklar altında ezilirler ya da bir rüzgâra kapılıp savrulurlardı yaprakları kopa kopa. Çiğnenirlerdi hiç acıması olmayanlarca. Üstelik söndürülmek üzere sigara izmariti ezermiş gibi bastıra bastıra çiğnenirlerdi.
O zaman… O zaman, bu mis gibi kokan, çiçeklerin bir arada mutluluk sergilediği vazonun kırılması  halinde ortalık artık eskisi gibi olamazdı. Ve  o halde vazonun kırılma vakti gelmişti.
Vazonun olduğu küçük yuvarlak masanın hemen yanındaki koltuğa oturmuştu ki fırsatını bulur bulmaz vazoyu bir güzel yuvarlasın. Paramparça edebilsin. Yani hep istediği şeyin sonunda olduğunu görüp tek kendinin duyduğu zafer çığlıkları atsın nihayet. Artık o çiçeklerin bir arada durmalarının sonu gelsin de darmadağın olsunlar. Sonları olsun bu parçalanış.
Koyu demli çayından kıtlama şeker ile bir yudum aldıktan sonra bardağını yuvarlak masaya koyar gibi yaparken elini hızla vazoya doğru uzattı.  Önce sallandı vazo, düşmemek için direndi. Ev sahibi henüz görmemişti vazosunun başına gelenleri. Vazo düşmemek için direnirken bu kez ayağıyla masaya bir tekme attı  kıtlama çay seven kadın. Vazo daha direnemedi,  Devrildi. İçindeki çiçekler sağa sola saçılırken halısız, sert zemine düştüğünden rabıtaların üzerinde parçalandı. Kıtlama çay seven kadın, “bak şu işe, vazo durduk yerde düştü” diye telaşlanmış gibi yaparken ev sahibi şaşkınlığından bakakaldı önce eski vazosunun parçalarına. Sonra ne olduğunu anlamaya çalıştı.
*****
Ev sahibi, ellerini yüzüne götürmüş, vazoyu o halde görmenin şokunu atlatmaya çalışırken düşmemek için çok çabalayan vazonun tabanı, etrafa saçılan parçalarına göz atıyordu canının acısına aldırmadan. Neyse ki birbirinden çok uzağa düşmemişti parçalar. Ne de olsa öyle un ufak olmayacak kadar birinci sınıf has porselendi. İnce cam değildi ki tuzla buz olsun. Şimdi vazonun kökü, temeli, dibi, tabanı olarak geri kalan parçalarını yeniden yekvücut olmak üzere bir araya getirmeli ve onların dağılmamasını sağlamalıydı. Gerçi önce kendine eliyle vuran, düşmediğini görünce  yetmedi bir de masaya tekme atan  şu çay sever kadın hala başındaydı; biliyordu sahibesi gözünü ayırır ayırmaz her bir parçayı tekmeleyip bir yana saçacak ve bulunmaz edecekti.  Ama artık ev sahibesinin de gözleri üstündeydi. Bu, kıtlamacı kadının çayının, keyif çayı olmayacağı anlamına geliyordu o halde.
Önce çiçeklere seslendi porselen çağrısı inceliğinde, tek çiçeklerin duyup anlayacağı dilde. “Solmayın! Vazo düştü, kırıldı da saçıldık diye. Yapraklarınız küsmesin! Dayanın ki sizi toplayıp yeniden vazoya koysun ev sahibemiz.”
Sonra parçalarına baktı tek tek. Ne bu parçaların porseleninden  vazo vardı şimdilerde ne de bu renkteki desenlerin birlikteliği artık. Kaç yüzyıllık antika vazoydu o. Ev sahibesinin sandığı tarihten bile eskiydi yaşı. Yalnızca uz bir sanat tarihçisi bilebilirdi yaşını, değerini.  Tarihte açıp solmuş sonra yeniden açmış çiçeklerin vazosuydu o. Çiçeksiz kalmamıştı hiç.
Şimdi bunca yüzyılı, hatta bin yılı aşıp  gel, bir iki saniye içinde paramparça ol… Olamazdı böyle bir şey! Olmaması için de vazonun oturduğu taban olarak elinden geleni yapacaktı.
“Her vazonun başına gelebilecek bir şey kırılmak. Bir vazo olarak kırıldınız şimdi belki; ama hala o vazonun parçalarısınız. Sakın ayrılmayın. Bu vazonun değerini belki ev sahibi bile bilemiyor tam olarak; ama seviyor. Bizi toplayıp yeniden bir araya getirecektir. Sakın kırıldık, eskisi gibi olmayız demeyin! Unutmayın ne yapılıyor  Japon sanatçılarca…  Kırık yerler altın varakla kaplanıp, yapıştırılıp eskisinden de değerli hale geliyor vazolar. Ne olmuş olduysa olsun, parçalarımız bir araya gelince yeniden o vazo oluruz. Hemen yanı başıma saçılmış çiçekler,  onları koruyacak tek yer olan vazolarında olacaklar yine bir arada. Yeter ki her bir yana savrulmayalım.
*****
Çayından nasıl da keyifle alıp da kıtlama yapan kadın, “toplayıp atıverelim canım şu eskimiş vazonun parçalarını. Paramparça olmuş. Zaten çok eskiydi” dedi sinsi bir mutlulukla. Ev sahibesi, önce kıtlama şekerini çatır çutur  keyifle ısıran kadına baktı sonra ilk şaşkınlıkla yüzüne götürdüğü ellerini kararlı bir şekilde indirip gözlerini kıtlamacı kadına dikti.
“Şimdi işim var. O yüzden seni ağırlayamayacağım. Benim, şu an nedense durduk yerde birdenbire deprem filan da yokken kırılıveren; ama tabanı nasıl da hala sapasağlam duran vazomu eskisinden de pek hale getirmem lazım. Çatlak filan bırakmadan hem. Öyle ki hani Japonlar’ın Kintsugi denilen, kırık parçaları altınla yapıştıran sanatını uygulayacağım vazoma. Bu sanat, parçalardan asla vazgeçilmemesini, kırıkların değerini, anlamını, ders gibi durmasını anlatır. Zaten çok değerli olduğu besbelli vazom, çok çok çok daha değerli olacak  bu kez. Hadi sana hoşça kal.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN