RÖPORTAJLAR
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
    Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
  • METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
    METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
  • HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI
    HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI

Vahdet-i Vücud
Eklenme Tarihi: 5 Mart 2017, Pazar 22:19 - Son Güncelleme: 5 Mart 2017 Pazar, 22:19
Font1 Font2 Font3 Font4



Vahdet-i Vücud
Halil ÖZBARAN Sözcük anlamı olarak; Varlığın Birliği demek olan “Vahdet-i Vücûd” tasavvufî bir terim olarak, Allah ile kâinatın bir bütün olduğunu savu­nan görüşün adıdır. Bu görüşte olanlar, yaratıcı gücün kâinatın dışında ve ondan ayrı olmadığına, onunla iç içe olduğuna inanırlar. Varlık meselesi, din ilimlerini olduğu kadar felsefe ile astrofiziği de yakından ilgilendiren bir meseledir… Sistematik […]


Halil ÖZBARAN
Sözcük anlamı olarak; Varlığın Birliği demek olan “Vahdet-i Vücûd” tasavvufî bir terim olarak, Allah ile kâinatın bir bütün olduğunu savu­nan görüşün adıdır. Bu görüşte olanlar, yaratıcı gücün kâinatın dışında ve ondan ayrı olmadığına, onunla iç içe olduğuna inanırlar.
Varlık meselesi, din ilimlerini olduğu kadar felsefe ile astrofiziği de yakından ilgilendiren bir meseledir… Sistematik felsefenin de temel konu­larından biridir.
Ancak bu meselenin felsefedeki adı, “Vahdet-i Mevcûd” anlamına gelen panteizmdir… İslâm tasavvufunda ve îlm-i kelâm’ındaki “Vahdet-i Vücûd” ise panteizmden çok farklı bir görüştür.
Bilinmelidir ki, burada sözü edilen “vücûd”, avamın yani halkın anladığı gibi beden veya herhangi bir madde demek değildir.
Belki varlık kavra­mı içine giren ve kâinatta var olan her şey demektir.
İlk çağlardan beri düşünen insanlar, Kâinat nasıl meydana gelmiştir sorusu ile ilgili tutarlı cevaplar bul­maya çalışmışlardır.
Kâinat ve onun yaratılışı hakkındaki bilgiler, çağdan çağa ve insan­dan insana değişen farklı bilgi birikimleri olduğu için varlık hakkında akıl yürütme yoluyla ortaya konulan izahlar da birbirinden farklı olmuştur…
Hatta bir­birine zıt görüşler olarak karşımıza çıkarlar… Ancak şurası oldukça dikkat çekicidir ki, tasavvuf ehli arasında, temelde bir tek Vahdet-i Vücûd anla­yışı olduğu hâlde, filozoflar arasında birbirinden farklı nitelikte pek çok panteizm görüşü ve anlayışı söz konusudur.
Bu durum, birbirinden farklı birçok hakikatin mevcut olmasından değil, o hakikati kavrayacak yeterli bilginin olmayışından ileri gelmektedir elbette…
Filozofların varlık mese­lesine yaklaşımları, bilgi ve akıl yürütme yoluyladır… Din bilginlerinin yaklaşımları ise mukaddes kitaplardaki ayetler veya onlara dayalı yorumlar yoluyladır.
Tasavvuf ehline göre ise, üçüncü bir yol daha vardır ki, o da ilâhî hakikatlere, ancak dinî tecrübe ile ve bizzat yaşamak suretiyle varılabilir. Yani, ister saf aklın eseri olsun, ister vahiy eseri olsun, meseleyi bilgi konu­su olmaktan çıkarıp, yaşanan hayat hâline getirmektir.
Yaşanmayan dinî tecrübe insana bir şey vermez, içi bal dolu kavanozunu dışarıdan yalamak olur.
Mutasavvıf, zihinci psikolojinin, kelimelerle ve kavramlarla tanıt­maya çalıştığı rûhî gerçeği, rûhî bir aksiyon hâlinde bizzat yaşaya­rak tanır. Tasavvuf açısından geçmişi anmak veya geleceği hayal etmek, anlamsız bir şeydir ve ömrü boş yere heba etmektir.
Önemli olan içinde bulunulan ânı yaşamak ve değerlendirmektir… Hasan Basrî Hz. ne göre, “Âhiret günündeki muhasebe, bu dünyada yapılacak muhasebenin yanında çok hafif bir şey olarak kalır.”
Bu konuyla ilgili olarak, Peygamberi Efendimiz, şöyle buyurur; kıyamet gününde, “Hesaba çekilmeden önce, kendi kendinizi hesaba çekinizi” Arifler, varlığın hakikatini Allah aşkında görürler ve bu dünya haya­tında da Allah’la beraber yaşarlar.
Bundan dolayıdır ki, onların Allah’tan başka hiçbir şeye ihtiyaçları yoktur.
Seyr-i Sülûk  ehlinin, yani Allah yoluna girmiş olanın, her şeyden önce, yakın olmak istediği Rabbini iyi tanıması, Onun hakkında doğru ve sağlam bir İmana sahip olması gerekir.
Çünkü bilmek, Sevmenin ön şartıdır.
Kime sorarsanız sorun, Allah’ı çok sevdiğini söyler, ama sevginin gere­ği olan itaat ve teslimiyet şartını, ancak Allah’ın has kulları yerine getirir.
Bilgi, iman hâline, iman da Aşk hâline gelmedikçe, bu yolda bir adım bile ilerlemek mümkün olmaz.
“Her kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa, iyi işler işlesin ve yaptığı ibâdette hiç kimseyi Ona ortak etmesin!” (Kehf Sûresi 18/110)
Şirkten ve putlara tapmaktan kurtulmak, ancak Aşk ile gerçekleşir.
Çünkü Aşk ortaklık kabul etmez… Bundan dolayıdır ki, Allah’a en yakın olanlar, Onun Aşık kullandır…
Her yaptığı işi Allah aşkına yapmayı, Allah bizlere de nasip eylesin…
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!