RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Unutulmadın
Eklenme Tarihi: 27 Aralık 2018, Perşembe 21:55 - Son Güncelleme: 17 Ocak 2019 Perşembe, 04:13
Font1 Font2 Font3 Font4



Unutulmadın
Erkam Yıldırım

İnsan, nisyana düşer unutur ya da unutulduğunu zanneder. Gözlerine sürülen hakikatli sürmeyi gaflet kokularıyla dağıtır. Basireti ve feraseti kendi elleriyle bırakır bir kenara belki de  kaldırımlara. İteler, öteler  yıllarca aradığı ve kavuşmak istediği şeyi. Sonra acımadan kendine, ayrılır, gayr‘a düşer, gayr olur, gayr ile hemhal olur, giyilmesi gereken mana hırkasını yaralar, yaralanır ‘’ kendine zindan’’ olur. Ve hiç aldırış etmeden yürür çıktığı yola. Gün gelir bir anda en ıssız yerde, tek kaldığı bir zamanın içinde 
Kenan kuyularına  atıverir emanet hırkasını. Üzerinde ki hırka yara alır, parçalanır. Korunağı bir anda kalkıverir üzerinden. Yıllarca, ıstırabın en şedit halleriyle karşı karşıya kalır. İnsan bu, insan olması hasebiyle unutmayanı bir türlü hatırına getirmek istemez. Ve ne acıdır ki; unutmayanın, unuttuğu düşüncesine duçar olur. 

 

Kalbinin yuvası ve gönül bahçesi  isyanın zulmü ile karşılanır. İblisin en fazla ehemmiyet verdiği desiseler bütün vücudunu sarar bir sarmaşık gibi. Ve ne yazık ki hala Unutmayanın, unuttuğu düşüncesin de sabit kalmaya devam eder ısrarla. O  şeyi bir şeye bağlamak yerine, o şeyi her zaman sebeplere bağlar durur  bir kör düğüm gibi.  Bir zaman sonra dayanamaz olur kalp atışları bu ağırlığa ve sıkışır daralır ömür takviminde ki yaprak. Bir gece ansızın düştüğü kuytu kuyuya haykırır tüm çıplak kelimler ile. Ve  anlar ki; geçmez ise eğer oradan bir kervan ya da -yaradan- harap edecek olur kendi elleriyle kendini, çıkamayacaktır  o mahzenden Rabb’in emri olmadan. Ve sonra yalpalanarak son çırpınışına yakın bir zamanda nefsinden vazgeçer ve ellerini semanın gözlerine dokundurur. Dokunaklı dualar okur gönülden ve çıkıverir kuyunun basamaklarını sırayla ve çıkıverir o kuytu kuyudan. Bir anda neye uğradığını şaşırır gibi kalbinde ve gönlünde bir ferahlama hisseder. Neden daha önce yapmadımlar ile birlikte, şükürler olsun haykırışları sarar bulunduğu yeri. Sonra, sonra mı her şey artık onun için değişmiştir. Değişik bir değişime uğramıştır. Ömür sayfasındaki mekanlar, zamanlar, sesler ve hırkalar hepsi bir bir değişmiştir. Bütün sesler ona, bir bütününün tekliğini hatırlatır olur gibi geliyordur artık.

 

Şimdi gaflet  zehriyle zevk eyleyip  hakikati görmemek,  fehim etmemek ne derece akla yakın ya da uzak bir şey olduğunu anlamışsındır. Hadi bir sorsana kendine, bir baksana geçmişinin kronolojik ömür sayfalarına, ne kadar da unutmuşsun, ne kadarını hatırında tutmuşsun? Gerçekten unutulan mısın yoksa unutan mısın? Evet sesini duyar gibiyim diyorsun ki; ilk çıktığım yol, yolun kendisinden çıkmak idi. Ve şimdi bulunduğum yol; hayallerimin ya da haya ellerimin ya da Hayy’ın şefkatli ellerinin yoluna girmek olduğunu anladım diyor gibisin. Ve diyorsun ki bir varlığı yaratan yaratıcı, yarattığını hiç unutur mu! Yarattığına da ben seninleyim her zaman demeyi hiç unutturur mu! Şimdi  diyorsun ki; nasıl olur da unutur, nasıl olurda insan ‘’unutmayanın’’ unuttuğu zannına düşer, bir tutku uğruna nasıl da kâinatın nimetlerini özün bahçesinde cem eyleyen Allah’ın, kulunu unuttuğunu, onun tarafından unutulduğunu zanneder. Biliyorum sen de biliyorsun neden zor geldiğini. Eski hal ile hallendiğinde  gönül yuvacığının ne kadar da ağırlaştığını bir daha anlatmak icap eder mi? Elbette hayır! Şimdi biz demeliyiz ki; adem unutulduğunu  zanneder ya da unutulduğuna tutulur; oysa ki  adem unutulan değil unutandır. Hak, her an için önünde iken, kalbinin gözlerine dikenli tel vurandır. Mezrasının bahçesine ekmez ise bir cennet çiçeği, har olup, haramilerle kaybedecektir cennetteki kevseri ya da köşkleri. İnsan varlığına dönmeli, var eden ile var olmalı, hakikate, hak ile efkarlanıp hakka doğru yol almalı. Tutuşmalı ki bir kor ateş gibi kalbindeki iman, sıyrılsın şeytani desise ve yaratıklardan. Sıyrılırsa eğer insan, basiret ile görürse, hakkın hukuku ile tayin edebilirse kainattaki insicam ve intizamı unutulduğunu değil, unuttuğunu gözle görür derecede ve kalben hissederek anlayacaktır. Son olarak ‘’sen’’ unutulmadın. Sen unutmayanı, unutmaya terkettin. Terke duçar olma.

 

 

 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!