RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Türkçe, Bizim Ses Bayrağımızdır
Eklenme Tarihi: 21 Kasım 2018, Çarşamba 17:30 - Son Güncelleme: 21 Kasım 2018 Çarşamba, 17:33
Font1 Font2 Font3 Font4



Türkçe, Bizim Ses Bayrağımızdır
Araştırmacı gazeteci, yazar Oğuz Çetinoğlu, Yeni Dünya Vakfı’nda gerçekleşen “Bâbıâli Enderun Sohbetleri”nde, Türkçenin ve dilin önemini anlattı.

Hülya Günay (İstanbul)

 

Bâbıâli Enderun Sohbetleri, bu hafta araştırmacı gazeteci, yazar Oğuz Çetinoğlu’nu konuk etti. 2018 yılında, Büyük Türk-İslâm Âlimi Serahsî Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri, Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig Beyitlerinden Seçmeler, Edib Ahmed Yüknekî Ve Atebetü’l Hakayık isimli üç kıymetli eseri kültür dünyasına kazandıran yazarın konuşması, program boyunca büyük beğeni ve dikkat ile takip edildi. Oğuz Çetinoğlu sözlerine şöyle başladı:

 

“Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Türkçe bizim ses bayrağımızdır. Bayrağımıza gösterdiğimiz saygıyı, Türkçemize dilimize de göstermek mecburiyetindeyiz. Bayrağımız müşahhas, elle tutulur somut bir varlık, bir değer. Dilimiz de elle tutulmayan gözle görülmeyen bir başka değerimiz. Ses bayrağımıza nasıl saygı gösterebiliriz? Tamamen emin olmadığımız kelimeleri kullanmayarak. Tabii bu durum, olgunluk noktasını da aşmış daha zirvelere çıkmış kişiler için söz konusu değil, yeni yazmaya başlayan kişiler için. Katıldığım kitap fuarlarında hep soruyorlar, ‘Efendim ben kitap yazıyorum, ne tavsiye edersiniz?’ Şu cevabı veriyorum: “Evvela Türkçeyi öğrenin. Ondan sonra kitap yazın.”

 

TÜRKÇE MELODİSİ OLAN DİL, BOZMAYA KİMSENİN HAKKI YOK

 

Yakın zamanlara kadar ‘de’ ve ‘da’ takılarının konuşulmasının lüzumsuz olduğunun söylendiğini ifade eden Çetinoğlu, yazılan kitaplarda ‘de, da’ takılarının yazım hataları yapılmasındaki sebebin bilgisizlik değil, dil hassasiyeti olmamasından kaynaklanan noksanlıklar olduğunu belirtti. Yazarların genelde çalakalem yazdıkları ve yazdıklarını çoğu zaman kontrol etme ihtiyacı duymadıklarını ifade etti. Eski zamanlarda gazete editörlerinin bu yazıları inceleyip, düzenleyip, öyle yayınladıklarını belirtti.

 

Türkçe ile ilgili problemlerin sadece ‘de, da’ takısından ibaret olmadığını kendisinin bizzat gördüğü hataları not aldığı kelimelerin doğru kullanımları hakkında bilgi paylaşan Çetinoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

 

“Türkçe melodisi olan bir dil bunu bozmaya kimsenin hakkı yoktur. Ben burada bunları söylüyorum. Çevrenizde bu yanlışları yapanları uyarmanız için, buna vesile olur ümidiyle söylüyorum bunları. Bir insanın kendisinden biz diye bahsetmesi evvela bizim millî kültürümüze aykırı. Tevazu çok daha değerlidir, kendisini yükseltmiş olmasında. ‘Biz’ kelimesi, Kur’an-ı Kerim’de geçer. Cenabı Allah kendisinden ‘Biz’ diye bahseder. Peygamber Efendimiz ‘Biz’ diye bahseder. Bir devletin cumhurbaşkanı, başbakanı veya çok üst düzeyde bir yöneticisi temsil ettiği kişileri hesaba katmak suretiyle kendisiyle birlikte ‘Biz’ diyebilir. Ama ‘ben’ demiş olmanın da çok kötü bir tarafı yok. İşte bazıları da ben kelimesinden rahatsız oluyorlar. Eskiler ‘bendeniz’ derlerdi. Kulunuz derlerdi. Okuduğum kitapta diyor ki: ‘Biz bu kitabı şu sebeple yazdık. Bunu nasıl yazayım ben diyor?’ Çok kolay; ‘Bu kitap şu sebeple yazılmıştır.’ derseniz ne biz kelimesini kullanırsınız ne ben kelimesini kullanırsınız maksadınızı da çok mükemmel bir şekilde ifade etmiş olursunuz. Ben benim biz olmam mümkün değil. Kendisinden biz diye bahseden muhatabından sen diye bahsediyor. Affedilir bir tarafı yok.”

 

NİHAD SÂMİ BANARLI TÜRKÇEYİ MÜKEMMEL KULLANIRDI

Türkçemizin sıkıntılarından birinin devrik cümle olduğunu örneklerle açıklayan Çetinoğlu, merhum Nihad Sâmi Beyin Türkçemizi en mükemmel kullanan ediplerinden biri olduğunu belirtirken Banarlı’nın şu sözlerini dinleyicileri ile paylaştı:

 

“Şu fani dünya saadetleri içinde hiçbir şey aziz Türk çocuklarına Türk dilini öğretmek kadar güzel hizmet değildir.”

 

Neden dini öğretmek kadar güzel bir şey yoktur demiyor da, dili öğretmek kadar önemli bir şey yoktur diye akıllara gelecek bir soru için Çetinoğlu:

 

“Din nasihattir. Nasihat sözle yapılır, dille yapılır. Dili iyi bilmeyen bir kişi nasihatini yapamaz, yaptığı zaman da onu dinleyen bir şey anlayamaz. O hâlde dilini öğrenecek ondan sonra dinini öğretmeye çalışacak ve en iyi bir şekilde de ancak bu şekilde olacak.” dedi.

 

BAŞKA DİLLERDEN KELİME ALINABİLİR KAİDE ALINAMAZ

 

Türkçenin zengin bir dil olduğunu ifade eden Çetinoğlu, bu konudaki çalışmalara, 1911 yılında Ali Canip Yöntem ve Ömer Seyfettin’in, Selanik’te Genç Kalemler adıyla bir dergi çıkartarak başladıklarını söyledi. Ömer Seyfeddin’in bir makalesinden paylaştığı alıntıda, başka dillerden kelime alınabilir kaide alınamaz bilgisine dikkat çekti. Yeni lisan çalışmalarının etkisini göstermeye başlarken ilk destekleyen Ziya Gökalp ardından, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon, Yahya Kemal Beyatlı, Refik Halid Karay gibi isimlerin de desteklemesi ile artık Türkiye’de yazı dili ile konuşma dilinin tamamen bir hâle geldiğini belirtti.  İstanbul Türkçesinin konuşulduğunu ve güzel tertemiz bir Türkçeye sahip olduğumuzu ifade etti.

 

ATATÜRK: “SENİN EVHAMIN ONLARIN İLMİNİ YENDİ”

 

Cumhuriyet’in ilk on yılında bu Türkçenin konuşulup, yazıldığını belirten Çetinoğlu, Avusturya’dan gelen Kvergic’in “Güneş Dil Teorisi”ni ortaya atmasıyla, Türk kültürü ile mesafesi olan insanlara kabul ettirip, ardından Atatürk’e anlatıp, Atatürk’ü yanılttıklarını ve Güneş Dil Teorisi’nin okullarda ders olarak okutulmaya başladığını anlattı.

 

Çetinoğlu, bir müddet sonra Atatürk yanlış yapıldığını öğrenince evvela Falih Rıfkı Atay’a, “Çocuk, biz bu Türkçeyi bir çıkmaza sokmuşuzdur. Bunu burada bırakmazlar kurtarırlar ama onlara bırakmayalım bunu biz kurtaralım.” dediğini hatırlattı. Ve bu sözün ardından Güneş Dil Teorisi’nin tamamen bir kenara bırakıldığı bilgisini dinleyicileri ile paylaştı. Çetinoğlu konuşmasına şöyle devam etti:

 

“Atatürk daha sonra Yahya Kemal Beyatlı’ya evvelden dil çalışmalarına katılmasını talep etmişti. Yahya Kemal, ‘Paşam benim dil hakkında bilgim yoktur. Sadece dilimizle ilgili vehmim vardır.’ sözünü unutmayan Mustafa Kemal, ‘Senin vehmin, âlim diye geçinenlerin ilmini yendi.’ der.

 

“TÜRKÇEDE 256 BİN KELİME VAR”

 

Türkçe’nin 1950- 1960 lı yıllardaki kullanım şekillerini ve geçirdiği süreci anlatan Çetinoğlu, Türkçede 256.000 kelime olduğunu ve zengin bir dil olduğunu belirtirken, dış etkenlerin, Türkçeyi problem hâline getirdiğine dikkat çekti. İnternet kelimeleri, yabancı dil eğitimi, yabancı kelime istilası, Türk dilbilgisine aykırı türetilen kelimelerin kullanım yanlışları ve dilde oluşturduğu tahribatları açıklarken, ‘yoğun’ kelimesini örnek vererek 14 kelime ile ifade edilecek düşüncenin tek bir kelimeye yüklenip 256.000 kelime hazinesinin tüketildiğini vurgulamak için  “Maymuncuk kelimeler her kapıyı açar.” dedi.

 

DİL YOKSA MİLLET DE YOKTUR 

 

Oğuz Çetinoğlu; Azerbaycan büyük şairi, Bahtiyar Vahapzâde’nin “Dil yoksa millet de yoktur. Latince çok büyük bir dildi. Latinler bugünkü İtalyan, Alman, Fransız, İngiliz, Hollanda, Norveç bütün bunların hepsi Latin milletiydi ama bugün Latince yok, Latin milleti de yok.” sözlerini paylaşırken, “Eğer Türkçe yoksa Türk milleti de yok demektir.” dedi ve dilin tarihî sürecini verip, günümüzün sorunlarını tespit etmesinin yanı sıra alınabilecek tedbir ve çözüm önerilerini de paylaştı.

 

Sağanak yağmurun etkili olduğu bir akşamda kendisini dinlemek için gelen konuklara nazik teşekkürünü iletirken, bir dua ile konuşmalarını noktaladı:

 

“Teşrif ettiniz, beni dinlediniz, teşekkür ederim. Teşekkürle kalmıyorum bir de kabul buyurursanız duam var. Fırtınalı, yağmurlu, karlı, buzlu bir gecede bir ıssız yerde, yolda kaldığınızda yardımınıza çağıracağınız ve davetinizi kabul edecek dostlarınız bol olsun inşallah.”

 

Yeni Dünya Vakfı’nın Cağaloğlu’ndaki tarihi merkez binasında, sağanak yağmura rağmen devam eden toplantı, bitimine kadar büyük bir ilgi ile takip edildi. Oğuz Çetinoğlu’nun kusursuz Türkçesi ve Türkçe konusuna olan hassasiyeti, dilin önemi, dilbilgisi, geçirdiği tarihî süreç hakkında paylaştığı bilgiler, dinleyicilerde hayranlık uyandırdı. Çetinoğlu, kitaplarından dinleyicilerine hediye edip imzalarken, birebir sorularını da cevapladı ve katkılarını ilgi ile dinledi. Günün anlamına binaen Yeni Dünya Vakfı yöneticilerinden Şafak Alacakoç, Vakıf adına konuşmacıya bir hediye takdim ederken, hatıra fotoğraf çekimi ardından doyumsuz bir huzur sohbeti daha sona erdi.

 

 

 

 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!