• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 20 Aralık 2016, Salı 22:28 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:39
Font1 Font2 Font3 Font4
Spil Dağı’ndan Keşiş Dağları’na Renkli Kokular

3- Catherine Silks
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Hep Ege biline gelmiş ot ya da  ot yemekleri denince. Ve böylece başka bölgelere değil en çok Ege’ye haksızlık edilmiş aslında. Ege’de  ot türü tabii ki çok. Ama nerede az ki Ülkemizde. İç Anadolu’nun otlarını say say bitmez. Aksaray’da ot yemeğinden, üzerine bir sap taze soğan koyulan  kırmızı pul biber serpilmiş çıtlıklı, yumurtalı dürümden kimse vazgeçmez. Vakti geldi mi tekercininden ebegümecine, eveleğinden, madımağından kuşluğuna, geyik göbeğine her şey toplanır.
Öyle bellemişiz ki sanki Alaçatı, Çeşme, İzmir dışında ot bitmez. Biter, hem de Ege otları da biter. Tek fark, elinin altındaki her şeyin değerini fazlasıyla bilir Ege insanı. Kırlarında, dağlarında hangi ot varsa kim bilir ne şifalıdır diye gelinciğine kadar yemek yapar. Oysa bir de bu bitkilere ot deyip geçmek var. Egeliler ezip geçmemiş otları;  Ege yemekleri olarak kaynaklara geçirmiş ama.
Diyelim ki Aksaray’da çıtlık denilen ota  Ege’de hindiba dendiğinden o ot farklı mı oluyor?   Farklı olmuyor olmasına da öyle sanılıyor. Hiç olur mu oysa? Kuzeyde, güneyde, doğuda nerede dağımız varsa orada ille de biten otlardandır çıtlık. Şifası herkesçe bilinir. Başta karaciğere birebirdir. Devedikeni dersen öyle. Enginargillerle akraba çoğu.  Şevketibostan Ege’de  baş tacıyken başka yörelerde diken bellenip çiğnenmiş.
Tekercin, en az Ege kadar ota düşkün İç Anadolu’nun gözde otudur. Turpun yaprağına kadar yenilir; ne bulunursa yeşillik salataya doğranır köylerde. Harmanların yemeği bulgur pilavının yanında ille de salatalıklı, yeşil soğanlı, biberli, domatesli salata yapılır. Bolca ayran içilerek kalkılır o sofradan.
Aksaray’ın Yeşilovası’nda tekercin otu toplandıktan sonra diyelim ki yayvan, leğenimsi bakır kaplarda hamur gibi yoğrularak suyu çıkarılır. O su çorbalara, sebze yemeklerine katılabilir. Suyu sıkılmış tekercin otları hamur pazısı haline getirilip kurutulur. Kış günlerinde Yeşilova yemeklerinin lezzeti olarak çorbalara atılır.
Kekiksiz, yavşansız dağ  mı olurmuş? Yok da, sanki bu otlar tek Ege’nin dağlarında bitermiş  de başka hiçbir dağda kekik bilinmezmiş gibi ot deyince akla Ege’nin gelmesi akıl karı değildir. Bu, Ege’yi de otlarını da acımasızca bitirmektir. Kıyıcılıktır. Nedense kendi dağımızın eteği, deremizin kenarındaki otlar değil de ille de gazetelerdeki Ege otları ilişir gözümüze.
Kişniş otu her yerde yetişir. Karadeniz’de kimileyin kinzi denirken Erzincan’da aş otu diye bilinir. Çok yemeğe, çorbaya katılan, cevizli yemeklere ille de eklenen bir ot kişniş. Ama ille Ege’deki kişniş bilinir de doğunun aş otu hiç anılmaz. Oysa doğu bölgelerimizin yüksek dağları ot deposu. Ot hazinesinin açık sandıkları. Ege dağları bile şaşıp kalır doğudaki ot zenginliği karşında. Aslında toy kuşundan ters laleye,  bazı çiçek ve ot cinslerine, sürüngenlere, kuşlara dek şimdi  çok tür yalnızca doğuda kaldı.
Işgın, bir yabani zambak türü. Soğanlı haliyle. Hazirana varmadan açıp geçiyor. Işgının yaprakları bir zambağın yaprağı nasılsa, öyle. Ama o yaprağı yemek yapabilmekte hüner. Yoksa otlar sıra sıra, alay alay göz önünden geçse,  el onlara uzanmadıkça  ne anlamı var? Ot her yanda da, bakış yok bunlardan nasıl yararlanırım sorgulamalı. Konu bu… Yoksa ne kadar ot türü varsa hepsi Ege dağlarında biter; ama başka yerlere hiçbir şey bitmez gibi bir durum yok. Şimdilerde Ege hızla tükenmekte. Yapılaşma, sanayileşme  ne dağ ne otlak ne zeytinlik  bırakıyor. Zararlı atıklar ortalığı zehre bularken Ege göç alan bir yer olarak sürekli beton esaretinde kalıyor. Oysa Ege’ye göç veren yerler alabildiğine yeşil  kalıyor her türlü bitkisiyle, hayvanıyla, kuşuyla, sürüngeniyle. İşte bu yüzden Ege’nin artık daha çok dillendirilmemesi gerekiyor. Dillendikçe güçten kuvvetten düşüyor. Dağları mahallelerle doluyor, otları o temeller altında beton tutuyor. Yani Ege’nin üstüne beton atılıyor.
Işgını ilk olağanüstü doğasıyla Erzincan’da gördüm. Oralarda böylesi güzel bir tabiatın olabileceğine inanasım gelemezdi eğer gözlerimle görmeseydim. Manolya bile yetişen, ırmakları çağıl çağıl, dağ zirveleri karlı, çağlayanları zerreler halinde gürül gürül dökülen, insanının insanlık dersi verircesine insan olduğu Erzincan, bir kez gördükten sonra kesinlikle en sevdiğiniz ve tekrar tekrar gitmek istediğiniz kent olacaktır.
Etten çok ot ve sebze yemeğine düşkünseniz gözleriniz ille de otları seçtiğinden Erzincan’dan ışgın ve çiriş  getirip Ankara’da pişirdim. Tadına doyulacak gibi değildi. Oradaki bir çiftlikte ağırlanmamızda yoğurtlu çorbaya kişniş yani aş otu eklenmişti. Çilek tarhlarına bakarak içilen o çorbanın lezzeti, en lüks kebapçıların yağlı kokular arasındaki tatlarından kat be kat hoştu. Ot kokusu, isli yağ kokusuna yeğdir!
Bozcaada’da gelincikli kurabiye yanında içilen gelincik şurubu, kesinlikle ince bir zeka ve damak tadının ürünü. Bademli kiraz domates reçeli de öyle. Ne kadar aykırı geliyor kulağa ilkten gelincikli kurabiye ve gelincik şurubu ile domatesten yapılmış reçel. Oysa damak tadı kulak asmıyor, kulağa.
Gelincikler mevsiminde toplanıp göbeklerindeki siyahlık makasla ayıklandıktan sonra şurup olmak üzere kaynatılırmış. Dişlerin arasında kıyır kıyır ezilen incecik gelincik yapraklarının rengini koyulaştırdığı kurabiyelerden tatmak, eminim çoğu kişi için kokusu ellerden çıkmayan pek çok kebaptan yeğdir.
Şimdiye dek en lezzetlisini Akçay’da tattığım, içine ıspanağından, pazısından, yeşil soğanından, gelincik yaprağından maydanoza, dereotu, turp tepesi, taze sarımsak, ebegümecine en az on iki ot  kıyılıp un, yumurta ile kavrularak  yanında yoğurtla sunulan çıldır ya da çalkama denilen yemek, sanki bir eczanedir sağlık için. Ve ne yerseniz o olurmuşunuz ya, herkesin ayağı altında çiğnenmesine rağmen herkesi doyuran toprağın tevazuunu ve bereketini anlatacak tat, işte ot kavurmalarından geçer.
Iğdır’da kuşkonmazından çoban kirpiğine nice nefis lezzette ot yetişir. Ama o otlar değil ille Ege kuşkonmazları, otları nam salmıştır her yana.
Sivas’ta reyhanken Ege’de  fesleğen denilir kah yağlı yeşil kah mosmor yapraklı, yazın kokusu, masaların ıtırı ve rengi olan bitkiye. Her ne denilirse denilsin Ege’de, İç Anadolu’da Kars’ta her yerde yetişir. Ama kimisi onu masasından, pencere önünden, evinin girişinden eksik etmez. Ara sıra yumuşakça avuçlar fesleğenin narin yapraklarını hatta. Eller, fesleğen kokar o zaman. Parfümün de doğalı var. Hem de gönüllüsü. Öyle faturasız filan.
Her yerde ot var. Az buz da değil. Tek Ege otları diye bellemekten vazgeçip Ege’yi kendi halinde rahat bırakırsak eğer, Ege’den bin kilometre uzakta hatta Ege’den bile zengin, şifalı, lezzetli ne otlar olduğunu ancak o zaman anlayabileceğiz. Yeter ki bir şeyi belleyip onu dile pelesenk ederken dile pelesenk olanı da tükenmeye, yozlaşmaya mahkum etmeyelim şimdilerde Ege’ye yaptığımız  gibi.
Otlar, dere kenarından ormana, dağlardan kırlara kadar alabildiğine. Var olmayan şey, görecek göz. Ota, ot deyip geçmek de var. Otları değerlendirebilmekse amaç, o zaman Ege diye tutturmak yerine Egeliler gibi bakmalı ota, çiçeğe.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN