• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 18 Aralık 2014, Perşembe 17:09 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:48
Font1 Font2 Font3 Font4
Silik tabelalı ara sokaklar

10384610_575968802518106_8273219062512990016_n
Yazar: Ayşei Yasemin Yüksel
Eğer annenizin evinin güneyi aydınlık, kuzeyi altı ay karanlıkta kalan yerlere nazire edercesine karanlığa gömülmüşse size yapacak tek şey kalır. Bir tamirci bulmak.  Öyle yaptım ben de.
Kızılay’da metrodan indikten sonra Karanfil Sokak’tan Kavaklıdere’ye doğru yürürken gözlerim elektrikçi tabelası arıyordu. Bu tabelalara yalnızca eskimeye yüz tutmuş mahallelerin sokak aralarında rastlanıyor bugünlerde.
Artık apartmanların işyerine dönüştüğü Kocatepe’ye geldiğimde sağlı sollu apartmanların altlarındaki tabelalara bakınırken sanki tenis maçı seyreder gibiydim.  Tek bir elektrikçi tabelası göremesem de annemin evinin tam karşı köşesindeki apartmanın altında silik bir tabela hatırlıyordum sanki.
Saat ona geliyordu ve o silik tabelalı küçücük dükkânın sahibi, ekmek teknesinin kapısını henüz açmamıştı.
Annemde kahvaltı yaptıktan sonra elektrikçi bulmak üzere çıktım. Silik tabelalı dükkânın kepenkleri hala kapalıydı. Hiçbir esnafın tabelasının yeni olmadığı bir alt cadde, hayli zamandır oralarda olan esnaftan yana çok zengindi. Hepsi de eski moda ve güneşte solmuş tabelalı dükkânlardı alt caddedekiler. Epeyce de olmuştu o caddeden geçmeyeli.
Ankara’nın en ilk mahalleleri artık eskimeye yüz tutmuştu yavaştan. Hayatın hala altında bakkal, kuru temizlemeci, manav, hırdavatçı, terzi, kundura tamircisi, koltuk döşemecisi, berber dükkânları olan apartmanlarda sürdüğü mahallelerdi bunlar. Doyasıya baktım sokakları mahalle yapan dükkânlara, tabelalara. O alt cadde yorgundu.
Bir kuaförün önünden geçtim.  En erken açılan dükkânlardır onlar. O kadar küçük bir kuaför dükkânıydı ki yalnızca iki kişilik küçücük bir kanepe vardı içerde. Bir de aynalı iki kuaför koltuğu. Kiracı oldukları dükkândaki kardeşten biri, elden geldiğince küçük masada, biri de dışardaki sektede oturuyordu.
İçe işleyen nemli Kasım ayazında gözlerini umutsuzca dikip bakıyorlar müşteri olmadıklarını daha adım sesinden tanıdıkları önlerinden gelip geçenlere. Kalın camdan kapılı soğuk dükkânlarında siftah yapmayı bekliyorlar besbelli. Küçücük bir elektrik sobası dükkânı ne kadar ısıtırsa o kadar ısınabiliyor iki kardeş. Müşteri de üşümek istemediğinden soğuk dükkâna gelmiyor. Yanda bir çorbacı, köfteci. O çorbacıdan bir kase çorba içip ısınmaları için kapılarını açacak müşterilerde gözleri.
Dükkânda bir oğlan var. Pek parlak bir öğrenci değil anlaşılan çocuk. Zanaat öğrensin diye dayılarının dükkânına gelmiş olmalı sabahtan. Öğleden sonra da okuluna gidiyordur. Tüm yaz tatilinde kesilen saçları, kırpıkları fırça ile süpüren küçük çocuğun en büyük hayalinin bir gün kendi kuaför dükkânını açmak olduğuna eminim.
Fotoğraf makinemin yanımda olmadığına çok hayıflandım ilerdeki bakkalı görünce. Küçücük bakkal dükkânının kapısı çivit maviye boyalı demirden. Kapı önündeki tel askı, şişkin görüntülü mısır gevreği paketleriyle dolu. Girişi, artık iyice matlaşmış kara mozaik.  Gösterişli AVM’lerdeki gibi zemin, cafcaflı kocaman kare seramiklerle döşenmemiş. Sabahları bazı evlere iki yüz elli gram beyaz peynir ile iki yüz elli gram zeytin, çocuklara sakız, gazoz, bisküvi, öğleye doğru makarna, küçük kutuda salça, ayçiçeği yağı, tuz, bebek olan evlere süt satarak geçimini sağlayan bakkalların girişi ancak böyle olabiliyor.
Bir elektrikçi tabelası gördüm sonunda. Tabela o kadar eski ki, o dükkân en azından yirmi yıldır hatta belki otuz yıldır orada olmalı. Artık ne öyle tabelalar var ne de tabelaların üzeri öyle harflerle yazılıyor. Şimdiki tabelaların içinde ışık yanınca geceleri bile okunabiliyorlar. Bu eski tabelalar, o apartmanlar ayakta kaldıkça ya da dükkân sahipleri sağ oldukça asılı kalacaklar besbelli. Bakkal amcaların sağlıklarına dua etmek geldi o an içimden.
Elektrikçi dükkânı kapalı. Hay Allah! Bu sabah açık elektrikçi bulamayacak mıyım? Eğer işe gelmezlerse nasıl para kazanacaklar? Para kazanmak istemediklerini düşünemem bile.
Az ileride bir televizyon tamircisinin tabelası ilişti gözüme. İçeri göz attım hemen. O kadar karanlık ki bir şey seçilmiyor. Kapıyı açtım.
Beş altı adım eninde daracık bir dükkân. Sol taraf,  arkası tüplü eski küçük televizyonların duvar buyunca üst üste dizildiği raflarla,  sağ taraftaki raflar malzemeyle dolu. Dükkânın dibindeki bir masanın başında, eski bir televizyonun içine düşmüş tamirci.
“Açık elektrikçi bakınıyorum, var mı yakınlarda acaba?” diye soruyorum. Televizyon tamircisi başını kaldırıp bana bakıyor, “Yolunuz üzerinde vardı. Geçmiş olmalısınız. Az geride” diyor. “Gördüm, ama kapalıydı. Bu sabah rastladığım tüm elektrikçiler kapalı. Para kazanmak istemiyorlar mı yoksa” deyip gülüyorum. “Serviste olabilirler” diyor.  Eğer servistelerse elektrikçilerin çırağı, kalfası yok demek ki. Kalfa, çırak tutacak, yanına birini alıp da yetiştirecek parası da yok demek bu. Esnafın hali, çırağı olup olmamasından anlaşılıyor daha.
Televizyon tamircisinin, görmüş geçirmiş olduğu daha baştan belli. Sadece televizyon tamirinden anlamadığı kurduğu cümlelerden, sorduğu sorulardan şıp diye anlaşılıyor. “Siz elektrik işlerine de bakıyor musunuz?” diye soruyorum. Şikâyetimi soruyor. Anlatıyorum. Sorunun nerden gelebiliyor olacağını da söylüyorum. “Muhtemelen öyle gözüküyor” diyor kibarca. Sonra bana elektrikçinin yerini anlatıyor.
İlerdeki taksi durağına bitişikmiş elektrikçi. Dört yoldan karşıya geçerken elektrikçi tabelası da ayan beyan gözüküyor.
Birkaç basamakla inilen dükkânın güneş vuran camından bakınca içerisi boş gibi. Gibi değil boş aslında. Taşınmış mı ne? Yandaki dükkânın tümden camlı, beyaza boyalı demir kapısını açıyorum. Burası bir terzi dükkânı.
Televizyon tamircisininkinden daha geniş bir dükkân terzininki. Eski makinesine eğilmiş paça diken terzi, kapının açıldığını duyunca başını hafifçe kaldırıp bana şöyle bir bakıyor. “Elektrikçi arıyordum” diyorum. Terzi, dudakları arasındaki toplu iğneleri ağzından düşürmemek için yarı anlaşılır yarı anlaşılmaz şekilde “Elektrikçinin dört yol ağzındaki taksi durağının öbür yanına taşındığını” söylüyor. Sokağın karşı başında yani. Teşekkür edip kapıyı yine aralık bırakarak sokağın karşısına geçiyorum.
Elektrikçi tabelası gördüğüme hiç bu kadar sevinmemiştim. Bu dükkâna da dört basamakla iniliyor. Daha yenilerde elden geçmiş basamaklar kaymaz seramiklerle kaplanmış. Işık vurduğundan içerisi rahatça görülebiliyor. Kır saçlı, ellisini geçtiği belli de belki atmışını da geçmiş zayıf adamı görünce seviniyorum. Nihayet dördüncü elektrikçi açık ve elektrikçi de içeride.
Kapıyı açıp giriyorum. Daha yeni tadilattan çıkmış bu dükkân. Derli toplu gözüküyor. Duvarlar mat gri. Kendince desenli seramikle kaplanmış. Geniş değil; ama demin gördüklerimin iki misli bu dükkân, onların yanında enikonu geniş.
Elektrik ustası, Memen geleceğini söyleyip adresi alıyor. “Hemen mi?” diye soruyorum. “Siz çıkın, ardınızdan gelirim” diyor. Gerçekten de hiç gecikmiyor.
Malzeme çantası niyetine taşıdığı kırmızı beyaz kareli poşetinden çıkardığı tornavidasını eline aldığında, kendi dünyasını yeterince aydınlatamayan bir elektrikçinin hayat mücadelesini öğreniyorum. Oğluyla çalışıyormuş. İğneden ipliğe hesaplamadan hiçbir şey yapamazlarmış. Kıtı kıtına, ucu ucuna geçiniyorlarmış. Para harcamayı bilmezlermiş. Atmışına yaklaşmış. Yorgunmuş. Köşesine çekilmeyi ne kadar istese de sadece hayalmiş bu. Eli tuttukça gözü gördükçe çalışmak zorundaymış. Yoksa ne dükkân dönermiş ne ev geçinirmiş.
Sabah sabah açık bir elektrikçi ararken yan yana küçücük dükkânlarda göz nuruyla, el emeğiyle gün boyu çabalayan küçük esnafın öyküsü olarak düşüyor sayfama annemin evinin yanmayan ışıkları.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN