RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Şiirde Aşamalı Derinlik
Eklenme Tarihi: 22 Ocak 2019, Salı 14:50 - Son Güncelleme: 22 Ocak 2019 Salı, 14:50
Font1 Font2 Font3 Font4



Şiirde Aşamalı Derinlik
Hasan Kocabaş

 

Bazı şiirler vardır, bir kez okunmakla tükenir. Anlamı, anlattığı, öylesine belirgindir ki üzerinde düşünmeye gerek yoktur, kelimeler ne söylüyorsa, şiirde anlatılmak istenen de odur. Bir de sanatkârane söyleyişten yoksunsa, şiirin tükenişi daha ilk dizesi okunurken başlar.


Bir başka şiir çeşidi vardır, okunmadan, okunsa bile hiçbir şey anlaşılmadan tükenir. Öylesine anlaşılmasın diye yazılmıştır ki tarihi, coğrafyayı, matematiği, İslam fıkhını, İslam tarihini, masalları, destanları, Arapçayı, Farsçayı, Türk dil kurallarını, Dünya edebiyatını en iyi bilenler dahi yazılanı çözmekte çaresiz kalır. Şairi gururludur, “Vay be” der, “öyle bir şiir yazdım ki şaşkınlık içinde bakakaldılar.”


Birinci gruptaki şiirlerin çabucak tükenişinin sebebi derinlikten yoksun oluşu iken, ikinci gruptakilerin tükenişi (belki de görünür hale gelememesi) , söylenenin ve varsa derinliğinin anlaşılamamasıdır.


Oysa şiirde öyle aşamalı bir derinlik olmalıdır ki, her okuyan bilgi birikimine göre şiirden bir anlam çıkarabilmelidir. Şiir ilkokul mezunu bir gence de, bilgi ve kültür birikimi olan bir orta yaşlıya da, tasavvuf ehline de, sanatkâra da hitap edebilmelidir. Belki bunun için, şiiri yazanın da geniş yelpazeli bir kültür birikimi bulunmalıdır.


Bir örneği incelemeye çalışalım. Fuzuli, Su kasidesinin 14. beytini şöyle oluşturmuştur:

“Serv serkeşlik kılar kumru niyazından meger 
Damenin duta ayağına düşe yalvare su”


Devrine göre anlaşılır bir dil kullanılmasına rağmen, zaman içinde unutulan serv (servi) , serkeşlik (dik başlılık) , niyaz (yalvarma, yakarma) , dâmen (etek) anlamına gelmektedir.


Beytin en yüzeysel anlamı şöyledir: Servi (söğüt, kavak, çam) , kumrunun bütün yalvarıp yakarmalarına karşın, dik başlılık yaparak, konması için dallarını eğmemektedir. Öyleyse suya söyleyelim de servinin eteklerinden tutsun, ayaklarına kapansın, kumru adına ona yalvarıp gönlünü etsin (yani servinin köklerine aksın, suyu emen servinin dalları yumuşayıp eğilsin) ki kumru servinin dalına konabilsin.


Şairin botanik bilgisine ve kişileştirmelerin güzelliğine hayran olmamak mümkün değil.


Edebi sanatları bilen bir okuyucu, beyitte insani sevdanın, mecazî aşkın varlığını kolaylıkla algılayacaktır: Zira sevgililer ya servi boyludur, yahut servi salınışlıdır. Âşıklar da ya bülbüldür yahut kumrudur. Bu durumda âşık, şiirlerle, şarkılarla, serenatlarla sevgilisine yalvarmakta, fakat servi salınışlı sevgilisi kendisini naza çekmekte, aşığın isteklerine karşı dik başlı davranmakta, ona ümit bile vermemektedir. Bu durumda yapılması gereken nedir? Aracıların, dünürcülerin, çöpçatanların devreye girmesidir. Suyun görevini bir kadın üstlenir, adet olduğu üzere. Gider dik başlı, nazlı mı nazlı sevgiliye yalvarıp yakarır, gönlünü eder. Anadolu’da gelenek böyledir.


Fuzuli, bu ikinci aşama derinlikle de yetinmez, İslam kültürünü özümseyenler için de bir başka anlam yükler dizelerine, gerçek aşkın anlamını: İslami edebiyatta kumru, gecelerini namaz ve zikirle geçiren dervişlerin sembolüdür. 
Servi çam veya servi kavak ise şekli itibariyle Arapçada ilk harf olan elifin sembolüdür. Elif ise (Allah) kelimesinin ilk harfi olduğundan Allah’ı sembolize etmektedir. Eskiler, yerlere düşer, ayakaltında kalır korkusuyla eserlerine çoğu kez Allah kelimesinin Arapça halini yazmamışlar, yerine yalnızca elif harfini koymuşlardır.


Bu durumda beyit şöyle anlamlandırılmaktadır: Allah’a âşık bir Müslüman, Allah’ın da kendisini sevmesi, dostluğuna kabul etmesi için yalvarıp yakarmakta, kumrular gibi geceleri hak urmaktadır. Ancak bu yalvarışlarına cevap alamamaktadır. Bu durumda Allah ile kul arasında nazı geçen birinin aracılık yapması gerekmektedir. Bu aracılığın İslam’daki karşılığı şefaattir. Şefaat edebilecek en önemli kişi ise Peygamber Efendimizdir. Burada suyun görevini Efendimiz üstlenmektedir. Zira hem şiir Peygamber Efendimizi övmek için yazılmıştır, hem de Efendimizle akarsu arasında saflık ve berraklık bakımından benzerlik bulunmaktadır. Böylece şair, dervişin (büyük ihtimalle de şairin kendisinin) dostluğunun kabul edilmesi için Peygamber Efendimizin Allah’a yalvarmasını istemektedir.


Daha uzatılabilir, beytin tasavvufi açıklamasına girilebilir, kullanılan edebi sanatlar incelenebilir, ancak çok uzun yazıların okunma şansı aynı oranda azalmaktadır.

 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!