• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 17 Kasım 2016, Perşembe 22:12 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:42
Font1 Font2 Font3 Font4
Sevgi Dilenciliği

10259300_694020870659364_3131520141526181222_o
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Yunus Emre’nin dizelerinde anlamlanmış sözcük sevgi. Öyle saman alevi tutkulardan çöllerde kavrulup adına aşk denilenlere bir savruluş değil  sevgi. Sevgi başka bir şey; her şeye gösterilebilen şefkat dolu bir duygu. Ne hastalık barındırır içinde saplantılı ne kirlenir ne pas tutar. Tutsa tutsa mayası tutar vatana, bayrağa, millete, insandan başka canlıya, doğaya, kuşa, çiçeğe böceğe, dağa taşa, yosuna, fosile. Sevgi, dünyanın onlarsız dünya olamayacağı her bir şeye teşekkür duygusuyla bakmaktır bir yerde. Ki eğer onlar olmasaydı dünya denilen kürede, hayat kupkuru kalacak, küre küre gülleler bağlı eller, ayaklar kanayacaktı.
Anlamını en çok Yunus’un şiirlerinde, Mevlana’da bulan bu kavram, hep var olagelmiş. Kayalara kazınmış. İlk çağlarda duvarlarında resim olduğu ıssız mağaraların karanlıklarını ışıtmış, ısıtmış anlamıyla. Tabletlere yazılmış ki şimdilerde müzeleri beklerler. Şiirler ya sevgi döker kucaklara ya da sevgisizlikten sayar söver.  En unutulmadık eserler, sevgi üzerine. Kah kişilere kah atlara, sepet sepet nara, incire, başaklara, kuşlara.
Sevgi, öyle bir kavram ki insanından hayvana duyumsanıyor. Diyelim ki bir köpek için bir insan tarafından sevilmek, ötesi olmayan mutluluk. Koskoca bir bekçi köpeği, sırtlanlara, çakallara dağları dar ederken sahibinin yanında o beklediği kuzulara nispet edercesine kuzulaşır. Sahibince okşanması için bir küçük çocuk gibi başını uzatır, melül melül bakarak.
Kedilerin sevgisi bir gariptir Kediler sahibinden çok yerini severmiş. Onun bağlılığı evineymiş. Kedilerin sevgisi yerlere yani; insanlara değil de. Atların sevgisi bir sadakat yeminidir. Üstüne bulunmaz. Yani hayvanların kimisi insanlara karşı sevgi söz konusu olduğunda gönüllü vericidir.
Hayvanların bile anladığı hatta anlattığı bir dil olan sevgi konusunda insanların yeğlediği vermek değil almaktır malum. Sevmek kadar sevgiyi göstermek de önemli. Hatta daha da önemli. Sevgiyi göstermek biçim biçim. Yolları var. O yolların kimisi doğru kimisi eğri büğrü; yani yanlış.
Her ana baba sever çocuğunu elbette. Kimisi  sevgisini Temmuz sıcağında tarlada çalışarak kimi ana tuvalet temizleyerek kazandığı parayla evladını okutarak gösterir kimisi de oğulcuğuna telefonundan bilgisayarına, spor ayakkabısından spor arabasına her şeyin en pahalısını, en son modelini alarak gösterdiğini sanır. Yukarıda güneş yakarken aşağıda döktüğü asfaltın alev alev sıcağından bunalarak para kazanan babanın çocuğu, belki bayramdan bayrama alınan yeni ayakkabısının ya da ayakkabı bile bulamayıp da çorabının değerinin daha bir farkındadır.
Oysa öteki çocuk, bilgisayarını parçaladığında, arabasını çarptığında yerine yenisinin kolayca geleceğini bilirken aynı zamanda bunların kendisine şefkatle bakacak gözleri, başını okşayan elleri, gönlünü alıcı sözler söyleyecek dilleri olmayan soğuk metaller olduğunu da bilir. Belki o yüzden kimi zaman olur ki böylelerinin kalbi de metalleşir. Soğur. Sevgiyi yalnızca şiirlerde ararlar. Ya da yanıp yakılan şarkılarda. Metalik sevgiler bocalatır yani.
Para, telefondu, arabaydı falandı filandı alır da sevgi dolu  sıcak bakışının yerine geçemez. O zaman da kalbin besini alınamaz. Yeterli beslenemeyen her canlının durumu malumdur. Gelişemez. Yarımdır. Böyleleri ileride kendi çocuğuna  sevgisini nasıl gösterecektir kim bilir.
Sonuçta insanından hayvanına görülmek istenilen ilk şey sevgi.  O yüzden hepsi de gizli ya da açık sevgi dilencisi.  Zaman zaman başıma gelen bir sevgi dilenciliğine bugün de rastladım. Hemen arkamdaymış. Yokuşu inip güneşe sırtımı vermek üzere dönünce gördüm onu.
Eskiden tarlalarda koştururken bugün o tarlaların üzerine dikilen kuleler arasında kalmış artık tarla beklemeyip sürülere bekçilik yapamayan köpeklerden bir bakarım minicik bir yavru, bir bakarım yavruluktan henüz kurtulmuş bir köpek takılır bazen peşim sıra bugünkü gibi.
Bu sabah da yokuşu indim. Servisi beklemekteyken geriye döndüm ki karşımda kirli beyaz renkte, henüz tüyleri tam anlamıyla uzamamış, derisi kemiğine yapışmış, kaburgaları sayılan bir köpek kara burnunu kaldırmış bakmakta bana. O bakış o kadar anlaşılır bir dilde ki. Köpeklerin dili, gözleridir.
Köpeklerin bir insanı takip etmeleri,  koruma hislerindenmiş. Takip ederek koruduklarını sanırlarmış. Ne güzel bir tavır. Ve köpeklerce gösterilmekte. Korumak istedikleri insanlardan tek beklentileri de  sahiplenilmekmiş. Belli ki sessizce ardımdan gelmiş bu köpek her sabah yol gözleyecek ve kime rastlarsa peşinden gidecek. Oysa yetişkinliğe adım atmaktaki köpeğin bunu tekrarlamaması gerek. Çünkü yokuşu indikten sonra bir de yolun karşısına geçmek isteyecektir önünde sonunda. Ve o yolu sağ salim geçebilen köpek pek olmamıştır daha. İlle bir kamyon mu, cip mi, araba mı çarpacaktır onlara. Çarpma sesi, o köpeğin artık kalkmaması demektir.
Durmuş nasıl da bakıyor. Kaçamak bir iki adım atıp hissettirmeden sessizce yaklaşmak istiyor. Sonra durup tepkimi ölçüyor. Kuyruğunu kıstırmış. Bakışları sevgi dilencisi. Hay Allahım!
Birkaç adım daha yaklaşınca uzaklaşması için elimi sallıyorum. Durup şaşkınca bakıyor. Beklediği bu değildi. Sen anlayamazsın köpekçik, bu senin iyiliğin için gerekli. Birazdan servise bineceğim. Zaten hiç köpek edinmedim ve edinmeyeceğim de. Her canlı kendi doğal ortamında kendidir zira. Ama senin güvende olman için yokuşun tepesinde olman, bu delice trafikli yoldan uzakta olman gerek. Sevgi dileniyorsun ya, bak ben hayvanları en başta kuşları kısacası  canlıları, doğayı seviyorum. Sen de onun bir parçasın ve sana zarar gelmesini istemiyorum bu yüzden.
Uzaklaşmıyor; çağırmamı bekliyor. Bir iki adım atıyor yokuş yukarı. Yine durup bakıyor. Kuyruğunu iyice kıstırıyor. Bu arada yanı başımda bir ses duyuyorum. Servis geliyor. Binerken içim rahat. Burnu yokuş yukarı çünkü köpeğin. Servis hareket edince yukarıya doğru koşturuyor. İçim öyle rahatlıyor ki.
O an bir canlının yaklaşarak gösterdiği sevgiye, deli trafikli yolda ezilerek ölmesin, güvende olsun diye onu kovup yoldan uzaklaştırarak gösterilen sevgi, aslında ne kadar tezatmış gibi gözükse de anlamca aynıdır.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN