• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 18 Ocak 2017, Çarşamba 20:38 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 23:03
Font1 Font2 Font3 Font4
Sevda makamı

sevda görsel
N. Kağan Çetin 
Aşk artık gürültücü. Aşkı ruhunda dinlendiren sevgililer yok, ortalığı telaşa vermek, yakmak, yıkmak, kırmak istiyor aşk. Yok olurken yok etmek istiyor. Eskinin sessiz ve içli âşıkları nerede şimdi? Aşkını içinde bir ateş gibi gezdiren, ‘yaktığımdan daha büyük ateşlerde yandım’ diyen o mahzun sevgililer.
                                                                                Prof. Dr. Kemal Sayar
Koş vatandaş koş!
Yetişen alıyor!
Ahirzaman sevdaları bunlar!
Belki tüketim çılgınlığı, belki hız tutkusu, belki de gürültü kirliliği…
Bilmiyorum…
Sevgiyi, aşkı, işporta malı gibi ortalığa saçtı.
Sevgi ve aşk kelimelerindeki o eski asalet nerede?
Bizim Yunus’un, Mevlâna’nın şiir gibi anlattığı aşk görünmüyor şimdilerde.
Aslında onların anlattığı aşk; kelimelerden, cümlelerden çok ötelerde, bambaşka bir güzellik…
Biraz sükûnet, biraz sessizlik lütfen…
Sevgi, aşk çok defa kelimeye, cümleye ihtiyaç duymaz.
Lisan-ı hâl, lisan-ı kalp denen bir şey var…
Akl-ı selim, kalb-i selim, hiss-i selim, zevk-i selim var…
Hani bazı ölümsüz besteler vardır ya…
İnsanı bu dünyadan alıp bambaşka dünyalara götürür birkaç dakikada…
İşte o bestelere benzer aşk…
Aşkın mecazi olanından bahsetmiyorum.
Aşk-ı hakikiyi anlatmaya gayret ediyorum.
Saatlerce lapa lapa yağan kardan sonra etrafı kaplayan o benzersiz güzellik ve dinginlik var ya…
Aşk böyle bir şey…
Tarifi zor…
Haydi Yunus, sen deyiver:
Sufilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni

Sabahtan akşama havada uçuşan bazı kelimeler, aşk-ı hakikiyi gözlerden ve gönüllerden uzaklaştırmış sanki…
Herkesin ezberlediği temcit pilavı gibi kelimeler var ya:
Faiz, döviz, borsa, kakara, kikiri, futbol, magazin, ego, kariyer, başarı, politika, otomobil, arsa, kredi kartı, bonus, gurme ve gastronomi.
Evet, ahirzaman, bütün dünyayı bu kelimelere mahkûm etmiş.
İnsanlar, televizyonlardan yirmi dört saat yayınlanan üç tane yarışma programına esir olmuş.
Aşk, sevgi, sevda kelimeleri gerçek anlamlarından uzaklaşmış.
Kime ne anlatıyoruz?
Padişah konmaz saraya, hâne mamur olmadan…
Padişah kim?
Saray neresi?
Hâneden kasıt ne ola?
Mamur olmak ne acep?
Aşk-ı hakiki uğramaz olmuş şu coğrafyalara…
Sevgi, gerçek anlamını yitirmiş, işporta tezgâhlarına düşmüş…
Sevda, hedefini şaşırmış…
Kalpler duyarlılığını, hassasiyetini, asaletini yitirmiş…
Gerçekten zor zamanlarda yaşıyoruz.
Bazı konuları anlamak ve anlatmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor.
Neyi ne kadar anladık ki, anlatalım?
İnsan haddini bilecek.

Kur’ân-ı Kerim’den bir ayet konuyu netleştirsin:
“Onlar, iman eden ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşan kimselerdir. Bilin ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”
Bir başka ayet:
“Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, gönüllerin derdine devâ, mü’minlere hidayet ve rahmet gelmiştir.”
İnsan, ayet-i kerimelerde anlatıldığı üzere hareket etmeye mecbur.
Kur’ân-ı Kerim, hem doğrunun, hem de yanlışın tanımlarını yapmış.
Yanlış yollardan uzak durmak, yanlış yollara hiç yaklaşmamak gerek.
Kalp, yanlış sevdaların peşine düşerse, yorulur, yorar…

İnsanlık tarihinin en seküler, en katı, en keskin dönemeçlerinden geçiyoruz.
Oysa bir zamanlar bestekârlar, o eşsiz melodi ve armonilerle Allah aşkını anlatmışlardı.
En başta Itrî ve Johann Sebastian Bach.
Aşk sadece kelimelerle, cümlelerle anlatılmaz.
Hattâ kelimeler, cümleler bir noktadan sonra yetersiz kalır.
Allah, hissedecek kalp versin.
Bakara Suresi’nin 74. Ayetine bakalım:
“Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı da taş kesildi, hattâ taştan da beter oldu. Çünkü taşlardan öylesi vardır, bağrından ırmaklar çağlar. Öylesi vardır, yarılır da arasından su çıkar. Öylesi vardır, Allah korkusundan aşağılara yuvarlanır. Sizin yaptıklarınızdan ise Allah habersiz değildir.”
Demek ki neymiş?
Taşlardan öylesi varmış ki, bağrından ırmaklar akarmış.
Öylesi varmış ki, arasından su çıkarmış.
Öylesi varmış ki, Allah korkusundan aşağılara yuvarlanırmış.
Bakın şimdi:
Taş yahu taş! Allah korkusundan aşağılara yuvarlanıyor.
Allah sevgisini, Allah aşkını, aşk-ı hakikiyi nasıl anlayıp, nasıl anlatacağız?
….
İşte tam burada Buselik Makamına geçiş yapalım.
Mazhar Fuat Özkan ne güzel anlatır:
Buselik Makamına
Leyla’dan geçme faslındayım,
Mevla’yı bulma yollarında…
Majörler tükendi, minörlere yolculuk…
Buselik makamına.
Aşk için söylenen her söze kandım,
Pervane misali ateşe yandım.
Gördüğüm her dilber ateştir bana.
Mecazi aşka inandım güneşli havalarda…
Buselik makamına.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN