• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 5 Şubat 2015, Perşembe 12:09 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:47
Font1 Font2 Font3 Font4
Şehrin ışıl ışıl sözcükleri; kapkaranlık yalnızlığı

1909221_467927480019490_942704752023356139_o
Yazar: Ayşei Yasemin Yüksel
Mutfak pencerem yola bakar. Altıncı kattan. Getiren, götüren, gece gündüz akıp giden, otobüsler dolusu öykü taşıyan bir yola. Her koltuğunda ayrı bir öykü yazılı otobüsler, elektrik direklerinin en yüksekten ışıtanlarının altından akar durur.
Sokak lambaları, geceleri sarı hüzmeli ışıklarını mısır püskülü saçlar gibi yola savurturken yanları teker üstünden cılızca ışıyan ışıklarıyla otobüsler dev şehre girer. Sinelerindeki birkaç sözcükle; “Kollarını aç, ben geldim” dercesine. Dev şehirlerin kolları da devdir. Tüm gece kaç otobüse kucak açar onlar, kaçını da başka kucaklara salarlar. Gecenin on birinde şehrin karanlığına akan otobüs ışıklarının her biri içlisinden, derininden bir sözcük gibi gözükür bana. Kavuşma, ayrılma; özleyiş, bekleyiş; sıla, gurbet; yalnızlık anlamlı. Çoklukla beyaz renkli olan otobüslerin yan taraflarındaki şirket adları, akla kazılmak istenircesine afili, renkli ve gururludur.
Otobüsler, rüzgar gibi geçerken öyle aman aman okunamasalar bile artık renginden ve yazı biçiminden  hemen tanınır olmuşlardır. Gece şehre giren otobüsler, bir tutam selamla gelir sanki bir yerlerden; uzak, yakın ellerden. Artık şehre girmiş olduklarında yavaşlarlar. Gündüzler yormuştur zaten, yol yorgunudur otobüsler geceye doğru eni konu. Koca bir şehre ilk kez gelenlerin; son kez girenlerin; okul tutturup da, acı haber alıp da yola düşmüşlerin, askerliği gelmiş de teslim olmak için köyünden, kasabasından kınayla, davulla, halayla yol edilmişlerin hepsinin bir aradalığıdır otobüs koltukları. Yalnızlık öykülerinin en çetrefillisini, en ondurmazını otobüsler taşır. Sessiz hikayelerin sayfalarıdır otobüsler, öykü kitaplarını hiç andırmasalar da. Yüzlerce  otobüsün binlerce koltuğunda uğurlayanı olanı da, arkasından ne su dökeni ne de el sallayanı olmayanı da bir şehirden başka bir kente götüren  yollar, gün boyu bu öyküleri taşır durur. Vızır vızır, ardı ardına. Şehrin yolları, akşam sonrası o şehrin insanları karınca misali evlerine çekildiklerinde. tenhalaşır.
Karıncanın ağzında taşıdığı ekmek kırıntısı timsali ellerinde birkaç parça bir şeyle eve dönenler kapılarından içeri girdiklerinde sokaklar ıssızlaşır. Herkesin evlerine çekildiği saatlerde kapılarını çekip dışarı çıkan, onlar için hayatın o saatlerde başladığı kentliler de yok değildir. Olsa da koca şehrin tamamı değildir onlar. Yanları cılız ışıklı otobüsler ninni ahengindeki hırıltılarıyla cafcaflı ışıklarla kendilerini karşılayan dev şehre kavuşmuşken  evlerine çoktan girmişlerin pencereleri de tek tek ışır.
İşten dönmüş anne babalar, okuldan gelmiş çocuklar yemeklerini yemişler, televizyon başına geçmişlerdir. Konuşacak halleri kalmadığından mıdır yoksa konuşacak konu kalmadığından mı ya da herkesin yerine artık televizyonlar konuştuğundan mıdır kendileri de bilmez; televizyon sesine kulak kesilir herkes. Kiminin gözü, geçen hafta en heyecanlı yerinde kalan sevdiği dizide bu hafta  neler olacağı merakıyla televizyonda kimisi yarınki sınav için ders başındadır. Kimi evlerde kumanda kavgası hakimdir ev halkı içinde. Futbol maçı, ev hanımının istediği dizi ve üniversite öğrencisi çocuklarının merak sardığı kelime oyunundan hangisinin seyredileceğine dair her akşamki çekişmeler yinelenir durur tekrar tekrar. Otobüsten inenler yalnızdır ya da değil. Ama çoğu el sallanarak uğurlanmıştır. Daha sekiz on saat önce. Şimdi “Sağ salim geldim” diyen telefonlarını bekleyenlerce.
O uğurlayanlar anne de olabilir, eş de. Kardeş de. Arkadaş bile olabilir. Uğurlamalar zordur. Karşılamalara hiç benzemez uğurlama. Yola giden için daha kolaydır da yol edenlerin gözü yaşlıdır nedense. Yüreğinden bir parça koparılmışçasına aklı gidende otobüsün arkasından bakakalanlar ile; dudakta dualar  sağ salim gelinmesi için gözü yolda bekleyenlerin arasında gider gelir otobüsler. Karşılamalar kucaklaşmalıdır, sımsıkı sarılarak; uğurlamalar el sallamalıdır otobüsün arkasından yitinceye dek bakarak. Karşılananlar da gözyaşıyla karşılanır, yolcu edilenler de. Gözyaşlarının arasında keskin bir fark vardır yine de. Kimisi sevinçten kimisi ayrılık acısından akar. Yolculuk öncesi parfüm sıkılmış koltuklar, başka hiçbir yerde karşılaşamayacak, yan yana gelemeyecek insanları yan yana, arka arkaya getirir.
Koltuktan koltuğa konuşmalar “Yolculuk nereye; memleket nere?” sorularıyla başlar. Bir tür selamlaşmadır bu beylik cümleler, komşu koltuk yolcularında. Yolu garajlara düşmeyen yoktur. O garajlarda birbiriyle karşılaşmış; ama karşılaştıklarını hiçbir zaman hatırlamayacak, hiçbir vakit aynı büfeden su alırken para üstünü yan yana beklediklerini anımsamayacaklardır.
Uğurlayanı olmadan yola çıkan, yanındakiyle hiç konuşmadan yolculuk eden, karşılayanı olmadan tek başına şehre dalıp koca şehrin sokaklarında  yalnız dolaşanların yol arkadaşı,  kendi öyküleridir tek. Oysa yalnızlık, dalgaların köpükle sıvadığı  kumsalda paçalar sıvanıp, kuma ayak bizi bırakarak yürürken deniz tuzunun sanatsal bir görüntüyle  sıvadığı bir  ağaç  dalıyla kuma yazı yazarken güzeldir. Yalnızlık, ziyadesiyle resimlere yakışır. Hava kararmadan önce, beyaza boyalı demir işleme masanın üzerindeki onca çeşit yemişe sırt çevirip bakışları, uykudaymışçasına durgun sulara dönenlerin çizildiği resimlerin has konusudur yalnızlık. Yüzünü gün batımlarında karşı adadaki dağlara dönmüş, tepeler arasından kızıllı turunculu renk oynayışlarının en iddialısını sadece birkaç dakika için göstere göstere batan güneşi, imbat rüzgarında savrulan saçlarıyla izleyenleri anlatan  resimlerde güzeldir yalnızlık.
Bir dağ zirvesinde yosun tutmuş kayaların tepesinde, bulutlar ayakların altındayken kartal çığlıklarını duyarak, alabildiğine uzanıp giden  göğün altında soluk  alırken güzeldir yalnızlık. Rüzgarın, denizin ve akşamın sesini Napoliten bir şarkıyla duyuran resimlerde güzeldir yalnızlık tek. Yalnızlık, tek başına birinin doğayı duyumsayışını anlatan bir fotoğrafta, bir tabloda  güzeldir yalnızca. Bir otobüs dolusu insan içinde ya da şehir kalabalığında yalnız olmayı duyumsamak,  kapkaradır.  Acıdır; ilaçsız.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN