• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 28 Eylül 2016, Çarşamba 21:36 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:42
Font1 Font2 Font3 Font4
“Sadece bir imza, o kadar”lar!

130-24bilmiyorum
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Bir olguda, akışta varım demek, sadece ses ile. Ses duvarını delip geçmek, sözden öte olabilmek yalnızca biçimlenmiş bir yazıyla. Bir im var ki kâğıt üstüne atıldıktan sonrasında hayat başka. O im, imza.
İmza, sessiz; ama en derinlerdeki adımız. Yerinde kaldıkça kalıcı, geçerli. Var olması,  varlığımızı belirleyici. Çizili bir yazı. Karikatür gibi gözükeninden güneş sistemini andıran biçimlerdedir. Kendi bulduğumuz, gerektikçe karaladığımız, kalem ucundan dökülme, sözden öte  “evet, benim” deyişimizdir.
İmzalarımız, bizim ta kendimiz. Mutluluğa atılanından baş yakanına, ev bark yapanından evsiz barksız bırakanına. İmza öyle bir im ki  bir kez atıldığında onu kaldıracak tek şey, yeni bir imzadır ancak. Kendince bir sanatla bazen nakışlanmış, nasıl da  motif haline gelmiş ad ya da ad ve soyadın parmak izi ile eş anlam kazanmasıdır imza. İmza, bir mühür ki damgasız. Mührü kalem ucu. El ile atılır. Atılan imzalar, oldukları yerden bir daha kaldırılıp atılamazlar ikinci bir imzaya kadar. Yani çivinin çiviyi sökmesi gibi; imzayı imza söker. Olabilirse tabii.
Kâğıtların üzerinde yazılı her şeyin geçerli olması, alttaki imzaların hükmüncedir. Bir imza olmaz ise bir kağıtta, gepegerçekler bir öyküye dönüşebilir o an. Tarihi olayından mektubuna.
Kimininki bir kilim deseni kadar zarif kimininki nasıl unutmadan çizebiliyor bunca karışık  bir şeyi dedirtecek kadar alengirli. Ama öyle ya da böylesinden herkesin bir imzası var. Kimi imzalar bir çıkmaz kimi imzalar  kapıların açılması ya da kapanması anlamında. İmzalar, hayatın rengine vuran gölge ya da ışık. İmzalar ya güneş doğumlarında ya  gün batımlarında kalmalar bazen.
Haberlerde dinliyoruz, doksan yaşındaki teyzenin bakıcısı, imzalattığı bir kağıt ile teyzenin evini de birikmiş parasını da  elinden almış. Teyze sokakta, evsiz halde.  Yabancı bakıcı kadın,  baktığı yaşlı ve hasta  adamın  maaşına kadar kendine mal etmiş. Kapıya gelen pazarlamacıdan ürün alan kadıncağızın evine haciz gelmiş diye okuyoruz. Haciz gelen kadın meğer evini barkını satsa altından kalkamayacağı bir borç senedini imzalamışmış tencere seti aldığını sanırken. Kadının gözyaşı içindeki resminin altında  “ben böyle büyük bir borca girmedim. Sadece imza attım. O kadar” dediği yazılıdır hep.
Kadim şehirlerin imzası siluetleridir. Siluetin imzası da mimari. Bloklardan siluet olmazken görülesi kentlerin hepsine imza atan mimarların eserleri porselen tabaklara işlenmektedir. Böyle imzalar, dünya durdukça dünyanın bir köşesinde kayıtlı kalacaktır.
Gazeteler, televizyonlar şiddete uğrayan kadın haberleriyle dolu artık sıkça. Kimisi canından bile oluyor kadınların. Tüm iyi niyetleriyle evlenmişler daha çocuk sayılacak yaşta. Ancak dayaktan moraran gözleri nedeniyle gün yüzü görememişler. İşsiz, bir de her türlü batağa saplanmış eşleri daha da ileri gidip olmayacak şeyler istemişler. Kadının moraran gözü dönmüş bunlar karşısında. Sonuçta çocuklar ortada kalmış. Anne hapiste. Baba zaten yaşarken bile ortada yokmuş.
O bahtsız kadınların hepsi de  “sadece bir imza atmıştım evleniyorum diye” dertlenmesinde bulunurlar. O bir imza ile bir adamın istediğinde döveceği, istediğinde onurunu hiçe sayacağı biri olan kadınlardan çok koşulları yargılıyor insan, insanca düşününce.
Kefil olmak bir imza ile. Ama o imza kefilin fitil fitil burnundan getirirken kefil olunanın gününü gün etmesi anlamına gelebiliyor.
Mutlaka dinlemişliğiniz vardır böylesi öykülerden. İçtikleri su ayrı gitmeyen arkadaşlardan biri bankadan kredi çekmek için arkadaşından kefil olmasını ister. Hiç ikiletmeden kefil olur diğeri, bunca senelik kardeş bellediğine. Ve bundan sonra o kardeş bellediğini nasıl bellemesi gerektiğini öğrenme sayfasına imza atmış olacaktır kefil imzası ile.
İmzanın üstünden iki ay geçmeden bankadan aranır. Borcun ödenmediği, kefil olarak kendisinin ödemesi gerektiği haberini alınca bir yanlışlık olduğunu düşünür. Ancak arkadaşının borcu kendi omuzlarına yıkması karşısında artık attığı o imzanın esiridir. Borcu ödemelidir. Ama nasıl?  Kendi evini gücün geçindiren biri, maaşı kadar bir parayı nasıl her ay taksit olarak yatırabilir? Evde çoluk çocuk ne yiyip  ne içecektir? Ödemese olacaklar ya?
Kimileyin de arkadaşı adına kredi çekebilirler. Darda, zorda kalmasın diye. Çünkü bankalar arkadaşına kredi vermemeye başlamıştır. Krediye imza atılarak bankadan çıkıldığı andan itibaren artık arkadaşı değil kendisi darda zordadır. Az önce çekilen tomarla para da arkadaşının cebinde.
İmzalar çeşit çeşit. Bir böylesi resmi imzalarımız var bir de halimiz tavrımızla attığımız imzalarımız var. Bir bahçeye  kedi köpek girdiği yatıklaşmış çimenlerden bellidir. Bir ekine yağmur vurmuşsa hırçınca, boynu düşmüş  ıslak başaklarda imzası vardır, eğik eğik.
Diyelim ki hallerimizden  temizlik konusu… El yıkamanın gerekli olduğu anlar vardır. Hatta gerekmeden de yıkanmalıdır eller. Bir meyveyi yemeden önce onu yıkanmış ellerle tutmak gerekir. Yemek yapmadan önce mesela yine yıkanmalıdır en basiti. Temizlik böyle şeylerle döşenmiş bir yol aslında.
Bir temizlikçinin elini kesinkes,  ille de yıkaması gereken bir durumda yıkamayı bırakın bitmiş kağıt havluyu değiştirmek için yeni ve temiz havlu rulosunu  kirli elleriyle kavrayıp tuttuğunu gördüyseniz… Oysa temizliğin imzası su, sabun ve pırıltıdır. Temizliğe imza bunlarla atılır.
Yani tavırlarımız, halimizin imzası. Aslında kâğıtlarda geçerli olan imzamızın yanında tanıtıcı, fikir verici imzalarımız da  böylesi hallerimiz. Diyelim ki evin çocuğu okula gidince annesi ardından odasını toparlar. Çocuk döndüğünde odasına kapanır. Yemek için çıktığında açık kapıdan odaya göz atan anne, çocuğunun imzasını görür. Oda darmadağınıktır. Mangal severlerin kimisi nedeniyle yerleşim yerlerinden uzakta olduğundan tek bir çöpün olmaması gereken ormanların, kırların, dağ eteklerinin nasıl çöp dağlarıyla dolduğunu, kirlendiğini görmek, bazı mangalcıların çöple atılmış imzasını görmektir. En garibi de çöplerin bir poşete konulmuş; ama poşetin öylece ortalıkta terk edilmiş olmasındaki yaman çelişkidir. Bazı imzalar böyle… İnsanlar için silik; ama doğa için kalıcı yıkıcılıkta.
Kent caddelerinde, kırlarda, deniz kenarında nerede rastlarlarsa çöpleri çoklukla gönüllüce toplayanlar da kendi imzalarını atarlar. Yüzleri güldüren imzalardır onlarınki.
İmza yalnızca  mürekkeple resmedilmiş bir tanıtıcı yazı değil. İmza, kâğıt üstünden hayattaki tavrımıza, kaçındıklarımızdan kaçınmadıklarımıza, sakındıklarımıza her bir  halimiz.
Bir imza, bir saniye sonrasının bambaşka olmasının ilk adımıdır. Kapısıdır. Bazen bu kapı üste kapanır, çıkışsızdır. Bir imza, güllük gülistanlık  bir bahçeye de kanatıcı dikenlerin içine de çıkan patika olabilir. Bir imza, kaderin dönüm noktasıdır  bir an geldiğinde.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN