• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 23 Haziran 2015, Salı 23:49 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:46
Font1 Font2 Font3 Font4
Sabahın sessiz adımları

10272686_10202593572738440_9063656548870178142_o
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Şimdilerde  Ankara’nın dört bir yanını kuşatan  yeni mahalleler, eskiden dağ, tepe, tarlaydı. Öyle ki yazın Çeşme yoluna düştüğümüzde, şimdi oturduğumuz yer olsa da eskinin tarlalarının önünden geçerken  İzmir’e bayağı bayağı yaklaştık sanırdık kendimizi. İki büklüm eğilmiş ana babaları tarlada çalışırken güneşten  gözlerini kısmış köy çocukları gülerek el sallardı bize. Traktör,  bir köşede sıranın kendisine gelmesini beklerdi.
Ankara’ya kaç mahalle eklendi… Kaç köy temelinden yıkılıp, tarlasıyla, merasıyla, otlağıyla, pınarıyla, çayıyla, ağılıyla AVMlerin, kulelerin temeli altında kaldı. Öyle siteler kuruldu ki devasa, köyleri yuttu. Üstünde traktör dolaşan kaç tarla, üstleri betonlanıp site  otoparkı oldu.
Kertenkelelerin, kaplumbağaların, dağ tavşanlarının, köpeklerin, kirpilerin, tilkilerin toprakları betonların altında kalınca tüm bu canlılar  da yersiz yurtsuz kaldı. Atmacalara avlanacak yer daraldı. Keklikler sitemli öter oldu.
Öteden beri sokak hayvanları sorunu olan Ankara’da, beton istilasına uğramasına az kalmış tarlalarla çevrili sitelerde başıboş hayvan sorunu daha bir hissediliyor. Denildiğine göre böylesi yeni yerleşim yerlerinde boş alan çok olduğundan şehrin bazı bölgelerindeki köpekler toplanıp artık adam boyu yabani otlarla kaplı eski tarlalara salınmaktaymış. Ve altı  köpekten, altı yılda, atmış bin yeni köpek ürermiş. Bunların hepsi sağ kalamayacak elbette; ancak altı bin bile kalsalar, altı bin başıboş köpeğin nasıl sürüleşeceklerini, sürüleştiklerinde çevreyi nasıl kasıp kavuracaklarını kestirmemek mümkün değil.
İnsani yönden bakıldığında her canlının yaşam hakkı var. İnsani duyguları taşıyan herkes bir canlıya saygı duyar.  Hayvanların açısından bakıldığında, vızır vızır trafiğin  gece gündüz eksik olmadığı mesela Çay Yolu, Konut Kent, Yaşam Kent civarlarında trafik kurallarını bilmediğinden yolun ortasına uzanıp uyuyan, kendini  yola atan bir köpek, trafik kazalarına sebep olacağından kendi canı da insanların canı da tehlikede kuşkusuz.
Tehlike sadece bu kadarla kalmıyor. Sürüleşmiş köpekler, kışın neredeyse tüm gün, sıcak havalarda sabah ve akşam serinliğinde yirmi hatta daha fazla sayıda sürüler halinde otlarla kaplı eski tarlalarda  gezinirken birdenbire sabah yürüyüşü yapanların etrafını çeviriyor. Ya da beş, altı köpek aniden yolda beliriveriyor. Yürüyüş yapanların başına gelecekler belli. Köpekler tarafından saldırıya uğrayıp, yara bere içinde zor kurtuluyorlar. Mahalleliler bu kez soluğu muhtarın yanında alıyor. Muhtar da şikayetçi bu durumdan,  “Geçen gün beş köpeğin saldırmasının ardından  karısına yedi, sekiz dikiş atıldığını, doktorun ille de her sabah bir saat yürü tavsiyesine rağmen artık sokağa çıkamadığını” söylerken.
Eskişehir Yolu boyunca sağlı sollu yeni kurulmuş mahallelerde adım başı rastlanılan köpek saldırıları, bazen çok acı sonuçlanmış.  Alışveriş sonrası aldıklarını bagaja yükleyen bir ailenin dört yaşındaki kızı, aniden karşısında bir köpek görünce korkup kaçmaya başlıyor. Kendini caddeye atan küçük kız, bir arabanın altında kalıp ölüyor.
Yaşam Kent’teki bir öğrenci yurdunda kalan  on sekiz yaşındaki genç, yurdun etrafındaki ot kaplı geniş arsadan sabah erkenden servis durağına yürürken karşısına köpek sürüsü çıkıyor. Korkuyla kaçıyor, kendini  yola atıyor. O da bir aracın altında kalıp ölüyor.
Köpekler de kazaya uğruyor. Ayakları belli ki arabaların çarpmasıyla kopmuş, kırılıp yanlış kaynamış pek çok köpek var bu mahallelerde. Kimisi hasta, tüyleri dökülmüş, gözleri çapaklı. Sürülerine kolay kolay başka bir köpek kabul etmeyen köpekler birbirlerini de parçalıyor bu arada. Yabancı bir köpeğe nasıl saldırdıklarını, onu dişlerinin arasına alıp havaya kaldırıp kaldırıp yere çaldıklarını balkondan gördüğümde donup kalmıştım.
Sabahları evden çıkıp işe gitmekte olanlar, yolun bir yanından yürürken başlarını öte yana çevirdiklerinde birden otların arasından kendisine doğru yürüyen köpeği gördükleri zaman gözleri yerinden fırlayabilir. Çünkü saldırabilir de o köpek, insanlar tarafından sevilmek istiyor da olabilir. Ancak kuyruğu kıvrık, kurt kırması bir köpeğin niyetini kimse bilemez.
Köpekler yürürken ses çıkarmazlar. Arkadan saldırdığı insanlar kendilerini yerde bulduklarında anlıyorlar bir köpeğin saldırısına uğradıklarını. Yeni kurulmuş mahallelerin sokaklarında olur olmaz zamanlarda insan görülmez öyle. Herkes otoparktan arabasına binmiş, yola araba ile çıkmıştır.  Sabah yürüyüşündeyken ya da durağa giderken köpek saldırısına uğrayanlara hiç yardım gelmeyebilir bu yüzden. Böyle bir olay benim de başıma gelmişti.
Altı yıl evvel, iş dönüşüydü. Binalar şimdiki kadar artmamıştı civarda. “Hadi karşıma bir sürü çıkıverirse” diye gözüm alabildiğine uzanan otların arasındayken karşıya bakmayı ihmal etmişim. İleriye baktığımda öndeki simsiyah köpeğin liderliğindeki sürünün bana doğru koştuğunu gördüm. Böyle bir görüntü çok korkunç.
Kaçacak yer yoktu. Yerden taş avuçlayıp sürüye doğru fırlattım. Sürü, taşların ulaşamayacağı uzaklıktaydı; ama amacım zaman kazanmaktı. Avuç avuç attığım taşların çıkardığı ses, köpekleri ürküttüğünden durup ne olduğunu anlamaya çalışırcasına bakınıyorlardı. Bu arada nasıl yaptım hatırlayamıyorum bile, eşimi aradım.  “Köpek sürüsünün bana doğru koştuğunu, taş atarak onları oyalamaya çalıştığımı”  güçbela söyleyebildim.
Arabayı fark eder etmez köpekler bu kez de eşimin kullandığı arabaya saldırdılar. İki avucum taş dolu beklerken neyse ki aşağıdan başka bir arabanın geldiğini gördüm. Sürücü durumu anlamış olacak ki köpeklerin dikkatini çekmek için korna çala çala gelip durdu. Sürü, yardımsever sürücünün arabasına doğru havlayarak koştururken beni unuttu.
Hayvan sevmek başka, hayvanların hem kendilerinin tehlikede yaşamaları hem de  insanlara tehlike yaşatmaları başka. Eğer doğum günlerinde çocuklara hayvanlar alınıp sonra da bakılamayıp sokağa terk ediliyorsa ve kontrolsüzce çoğalan, sürüleşen köpekler, kendilerinden korkup kaçan  dört yaşındaki çocukların, on sekiz yaşındaki gençlerin araba altında kalıp ölmelerine sebep oluyorlarsa, mahallede köpek saldırına uğrayıp  dikiş atılmamış insan kalmıyorsa, havadan kuduz ilaçlaması yapılıyorsa artık Ankara’da, bu konu çok başka yerlere gitmektedir. Hayvanseverlik kadar kısıtlı bir sevgi ile değil, tüm canlıları severliği benimsemiş biri olarak köpeklere bir, iki ay bakıp ardından terk ederek onların yabanileşip saldırganlaşmasına fırsat verenlerden olmanın,  hayvanseverlik tanımına uyacağını hiç sanmıyorum. Ayrıca sevimli bir yavru olduğu sıralarda şımartılan sahipli bir hayvanken sonradan terk edilip başıboş köpeklerin arasına karışmak zorunda bırakılan köpeklerin çok acı veren şekilde zehirlenmeleri, itlaf edilmeleri de insani olamaz.
Köpekler sokaklardayken insanlar güvende değilse, insanların buna bir çare bulması gerek o halde. Öldürmeden, zehirlemeden. O zaman köpeklerin toplanıp, ameliyatla kısırlaştırılarak bir köpek çiftliğinde bakılmaları hem canlıseverliğe hem de insani yaklaşıma en uygun davranış olmaz mı?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN