RÖPORTAJLAR
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
    Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
  • METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
    METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
  • HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI
    HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI
  • Güray Süngü ile Röportaj
    Güray Süngü ile Röportaj

RÖPORTAJ-SERDAR ÜSTÜNDAĞ: DERVİŞ BİR HİKMET ROMANIDIR…
Eklenme Tarihi: 17 Haziran 2014, Salı 22:44 - Son Güncelleme: 17 Haziran 2014 Salı, 22:44
Font1 Font2 Font3 Font4



RÖPORTAJ-SERDAR ÜSTÜNDAĞ: DERVİŞ BİR HİKMET ROMANIDIR…
Serdar Üstündağ: Derviş Bir Hikmet Romanıdır Romancı yazar Serdar Üstündağ tasavvufî alanda yaptığı araştırma ve incelemelerle birçok başarılı çalışmaya imza atmış bir yazarımız. İnternet ortamında yazıları geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilen Serdar Üstündağ, ilk romanı Derviş ile bizi çok farklı bir dünyaya götürüyor. Kendisiyle yazıları ve romanı hakkında söyleşi yaptık… Güler Çoruh: Yazmaya […]

1
Serdar Üstündağ: Derviş Bir Hikmet Romanıdır
Romancı yazar Serdar Üstündağ tasavvufî alanda yaptığı araştırma ve incelemelerle birçok başarılı çalışmaya imza atmış bir yazarımız. İnternet ortamında yazıları geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilen Serdar Üstündağ, ilk romanı Derviş ile bizi çok farklı bir dünyaya götürüyor. Kendisiyle yazıları ve romanı hakkında söyleşi yaptık…
Güler Çoruh: Yazmaya kaç yaşında başladınız?
Serdar Üstündağ: Yazmaya ilk olarak 23 yaşında başladım. Bazı gazetelerde okurdan gelen yazıların yer verildiği okur köşesine, makale türü yazılar gönderirdim. 2003’de aylık bir dergiye hikâye yazmıştım. Bu hikâye büyük ilgi gördü; bana hem şevk, hem heyecan, hem de büyük bir özgüven sağladı. Sonra, 2006 senesinde tasavvuf sohbetlerinden derleme bir kitap ve 2009’da tasavvuf büyüklerinin hayatını konu alan bir biyografik belgesel çalışmamız olmuştu. Bu derleme kitabımız ve belgeselimiz de çok başarılı görülmüştü. Daha sonra birçok hikâye, deneme, makale, portre yazıları kaleme aldım; bunlar başta sanatalemi.net ve medeniyetimiz.com olmak üzere birçok internet sitelerinde yayımlandı. Tabi bütün bunlar hayatımızda hep birer basamak teşkil etti.
İlk defa roman yazmak fikri nasıl doğdu derseniz, şöyle cevap vereyim; ortaokul yıllarımdan beri elime geçen her romanı okurdum. İlk olarak tarihî romanlarla ve klasiklerle okumaya başlamış olsam da tarihi romanları daha çok sever, hep tarihi romanlarla haşır neşir olurdum. Bana romanı ilk olarak sevdiren de yine tarihi romanlar olmuştur.Bu birara bende sanki bir bağımlılık yapmıştı. Öyle ki akşam saatlerinde elime aldığım bir romanı sabahın 4’üne, 5’ine kadar elimden bırakamazdım. Daha sonra çok roman okuyanlarda sıkça rastlanan bir durum olarak benim de içimde bir roman yazma isteği doğdu. İlk defa 21 yaşımdayken yani askerde olduğum bir dönemde, bir roman kaleme almaya başladım ancak bu yarım kalan ve devamı gelmeyen bir çalışma oldu. Yaklaşık 16 sene sonra da ilk romanım olan Derviş’i kaleme aldım.
Çoruh: Henüz Derviş‘in okurla buluşmasının üzerinden çok bir zaman geçmediği için belki bu soru size erken yöneltilmiş bir soru olacak ama biz yine de sormak istiyoruz. Şu ana kadar size geri dönüşler nasıl oldu? Beklediğiniz ilgiyi görebildiniz mi okurlarınızdan?
Üstündağ: Dediğiniz gibi Derviş okurla buluşalı henüz bir buçuk ay oldu ama geri dönüşler Allah’a şükürler olsun çok iyi, okurdan çok olumlu tepkiler alıyorum. Gerek cep telefonuma ulaşan, gerek e-posta ve mesaj ile bize ulaşan insanlar bize tepkilerini iletiyorlar. Zaten şuan romanımızın ikinci baskısı çıkmak üzere…
Çoruh: Mesela nasıl tepki veriyorlar?
Üstündağ: İstanbul dışından ve içinden gelen e-posta ve mesajlarda insanlar kitabı iki günde veya üç günde okuduk, bitirince büyük bir boşluğa düştük ne olur devamını yazın diyorlar. Fakat beni en çok sevindiren ve etkileyen şey, sadece bir tebrik ve teşekkür yeterliyken, hemen hepsinin de bize Allah razı olsun diyerek dua etmeleriydi. Bir yazar için bundan büyük bir saadet olur mu?
2
 ROMANDA YENİ BİR TÜR
 Çoruh: Derviş gerek roman tekniği gerekse muhteva bakımından çok değişik bir kitap. İçerisinde tasavvuf da sürükleyici bir olay örgüsü de var. Tam olarak Derviş hangi roman türüne giriyor?
Üstündağ: Dediğiniz gibi Derviş gerek muhteva gerek teknik açıdan muadillerinden çok farklı bir roman. Malumunuz, bir roman eğer köy insanlarının hayatını anlatıyor ve olaylar köy ortamında geçiyorsa köy romanı, tasavvufu anlatıyorsa buna tasavvuf romanı deriz. Yine konusuna göre polisiye roman, aşk romanı, macera romanı, tarih romanı, sosyal roman, psikolojik roman, otobiyografik roman konularına göre de romantik roman, natüralist roman realist roman diye de tasnif edenler var. Bunlara didaktik romanı da ekleyebiliriz. Bizim Derviş ise tasavvuf temalı olsa da bununla yetinmeyip işin inceliklerine ve hikmetine indiği için ben kendi adıma yeni bir tür olduğu için bu romana hikmet romanı ismini verdim. Evet çok düşündüm, lügatleri karıştırdım Hikmet’in gerçek manasını araştırdıktan sonra dedim; madem ki bu roman tasavvufun ince hikmetlerini içinde barındırıyor ve okura hikmetleri anlatıyor o halde bu tam manasıyla bir hikmet romanıdır.
Çoruh: Edebiyatı size sevdiren, örnek aldığınız insanlar oldu mu?
Üstündağ: Elbette, edebiyatı bize sevdiren yazarlarımız oldu, ama şimdi isimlerini tek tek zikretmek yerine müsaadenizle ben sadece birkaç misal vermeyi tercih edeceğim. Mesela kitap okuma hususunda üzerime bir gevşeklik gelse hemen aklıma 38 yaşında gözlerini kaybetmesine rağmen okuma şevkini kaybetmeyen Cemil Meriç gelir. Yazma hususunda bir tembellik peyda olsa 15’in üzerinde roman ve inceleme kitapları yanında 20 binin üzerinde makale yazan Peyami Safa gelir. Katıldığımız toplantı ve etkinliklerde elimde defter, kalem not alma alışkanlığımda bir ihmal olsa aklıma aldığı notlardan oluşan defterlerinin sayısı 12 bini bulan Süheyl Ünver gelir. Hem sanatının hem davasının mücadelesini yürüten ki, ben onlara iki kanatlı diyorum. Bu edebiyaçılarımızdan da Mehmet Akif başta olmak üzere Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Fethi Gemuhluoğlu ve daha birçok örnek ismi zikredebiliriz. Yani bizlere bu yolu açmış bütün üstadların herbirinin bir yönünü örnek almış olabilirim.
Çoruh: İlk yazılarınızın beğenilmeyeceği korkusu taşıyıp, ümitsizliğe düştüğünüz zamanlar oldu mu? Böyle durumlarda sizi cesaretlendiren en önemli duygu neydi?
Üstündağ:Çok oldu, hatta ben kaleme aldığım yazılarımı hiç beğenmezdim. Yazdıklarıma şöyle bir bakar ‘Allah aşkına şu yazıyı insanlar görse ne der, ne düşünür’ diye çekinirdim bu korkuyu ilk zamanlar çok yaşadım. Ancak; yazdıklarımı okuyan insanlardan gelen olumlu tepkilerden ve geri dönüşlerden sonra, insanda çok mühim bir yer tutan özgüven duygusunun bu konudaki önemini anladım. Madem ki böyle bir işe soyunmuştuk, artık bir şekilde bir yerden başlamamız gerekiyordu. Daha sonra bu korkularımla yüzleşmem gerektiğinin farkına vardım. Bu konuda insanı eğiten nazarî kitaplar ve üstadların geçmişlerini okuyunca, hemen hemen hepsinin bu evreleri atlattığını gördüm. Ben de bu evrelerden geçmek zorunda olduğumu hissederek, korkularımla yüzleştim ve bugünkü duruma geldim.
3
KİTABIN YERİNİ HİÇBİR ŞEY DOLDURAMAZ
Çoruh: ”Kitap okumayı sevmeyen bir toplumuz” diye kalıplaşmış bir yargı var. İnternet yayıncılığının, bu anlamda daha avantajlı olduğunu düşünüyor musunuz?
Üstündağ: Her yıl basılan kitap sayısı, kitap fuarlarına gösterilen ve giderek artan ilgi ”okumayı sevmeyen bir toplumuz” yargısının artık değişmeye başladığını gösteriyor. Bu konuda internet de artık bizim olmazsa olmazımız; yani bu sebeple teknolojiden de geri kalınmamalı diye düşünüyorum. Matbaa yokken elyazması eserlerle topluma hizmet ediliyordu; ekmeğini bu yolla kazanan binlerce kişi geçim sıkıntısı çekecek diye ilk başlarda matbaa meselesi de o dönem çok sorun olmuştu. Fakat daha sonra matbaalı döneme geçilince herkes farklı bir sebeple geçimini temin etmeye başladı, alışma evresinden sonra hiç sorun da olmadı. Sonra gazete ve dergiler hayatımızda önemli yer tutmaya başladı. Şimdi de internet bu konuda insanlara büyük kolaylık sağlıyor, ancak bana sorarsanız kitabın yerini hiçbir şeyin doldurabileceğine inanmıyorum. Çünkü fuarlarda da yakından gözlemliyorum, kitap bambaşka bir dost, yerine alternatif kabul etmiyor.
 Çoruh: Bilgisayar ve internetin icadından önce yaşayan yazarlar sizce daha mı avantajlıydı, yoksa o zamanlar kitaba ilgi daha mı fazlaydı? Bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Üstündağ:Ben, bugünümüze kıyasla o zamanki okurları daha samimi buluyorum. O zamanlar kitap okumak isteseler bile ellerinde basılmış ya da eski dilden günümüze çevrilmiş çok sayıda kitap tercihleri yoktu. Aradıkları türden istedikleri kadar kitap bulamayabiliyorladı. Bugün ise istemediğiniz kadar çok kitap basılıyor ama o zaman ki kitap aşıkları kadar düşkün değiliz kitaba… Tamam güzel gelişmeler oluyor ülkemizde, okuma oranı artıyor haklarını yemeyelim ama dediğim gibi az olunca demek ki daha çok kıymet biliniyormuş. Bilgisayar ve internetin icadından önceki dönemde yaşayan yazarlar daha mı avantajlıydı sorunuza gelince. O zamanlar 24 saatlik zamanın, bugünkü kadar ortağı çok değildi, insanlar kitap okumaya vakit bulabiliyorlardı. Bugün 24 saatlik zamanımızdan, kitaba vakit ayırabilmek için yoğun çaba sarfetmek gerekiyor. Hatta yoğun çaba, mücadele değil ciddi ciddi savaşmak gerekiyor. Bugün insanları meşgul eden o kadar çok şey var ki… Gençlerimizin zamanı neyle değerlendirdiklerini bence çok iyi gözlemlemek gerekiyor. Çünkü; gençlerimiz anlık yaşamı seviyorlar. Hız eksenli bir zamandayız. Bir an önce olmak, bir an önce yazmak, bir an önce okumak, bir an önce başardığını görmek istiyorlar. Sabır dediğimiz şey, bu anlamda geri kalıyor. Bugün internetteki uzun yazılar bile çok kere okunmuyor veya az okunuyor. Bunun için önce kendimiz yaşayarak çevremize örnek olmalıyız. Çevremize örnek olmak için de parkta, toplu taşıma araçlarında her nereye gidersek gidelim elimizden bir kitabı düşürmemeliyiz. Gençlerimize kitap okumayı belki de hiç bir zaman gelmeyecek olan boş zamanlara havale etmemeyi anlatmak gerekiyor. Dediğim gibi önce biz örnek olmalıyız ve gençlerimizi bu konuda henüz çok küçük yaşlarda eğitmeye başlayarak mümkün olacağına inanıyorum. İnternete gelince; belki de bir daha çıkmamak üzere hayatımıza girdi. Bence çok gerekli, ama aşırılığa kaçmadan, amacına uygun kullanılmalı diye düşünüyorum.
Çoruh: Teknoloji internet ortamında kitap ve gazete okuma imkanı da sağlamaya başladı. Siz kitapların ayrı bir manevi havasının olduğunu düşünenlerden misiniz?
Üstündağ: Evet, kitapların yeri apayrı. Teknoloji sayesinde artık, internetten istediğiniz konuda istemediğiniz kadar çok yazılara ve birçok kitaba ulaşabiliyorsunuz. İnternet medyacılığı nasıl ki gazeteleri olumsuz etkiliyorsa elbette bu teknolojik imkân kitap yayıncılığını da etkiliyor. Şimdi giderek yaygınlaşan bir e-kitap olayı var. Fakat ben, doğrusu gözlerinden rahatsızlık çeken biri olarak, uzun süre internetten yazıları takip edemiyorum. Benim durumda çok insan olduğunu düşünürsek göz sağlığımız için de kitabı ancak kitaptan okumalıyız derim. En azından elimize aldığımız kitabın kendine has kokusunu hissetmeliyiz diye düşünüyorum. Bunu bir örnekle pekiştirmek gerekirse; sevdiğiniz bir sanatçının yüzünü görmek, onunla yüz yüze konuşmak ile, onu bir cam ekrandan yani bir televizyon veya bilgisayardan izlemek arasında bir tercihiniz olsaydı söyler misiniz siz hangisini tercih ederdiniz? Elbette canlı olarak görüşmeyi değil mi? İşte kitaplar da benim için canlı bir varlık oldukları için de onlarla bir ekran vasıtasıyla değil illa yüz yüze, arada bir perde olmadan buluşmayı tercih ederim.
Çoruh: Tasavvufa büyük bir ilginiz olduğunu, tasavvuf konulu derleme kitabınız ve belgesel çalışmanız için ülkemizin birçok ilinde araştırma ve ziyaretler yaptığınızı biliyoruz. Peki tasavvufa olan bu büyük ilginiz ilk olarak ne zaman başladı? Yolunuzun tasavvufla buluşmasını sağlayan bir olay var mı?
Üstündağ: Tasavvufa olan ilgim 20 yaşındayken başladı. Tabii, çevremde bulunan, tasavvuf çizgisine uygun hal ve hareketlerde bulunan güzel ahlaklı arkadaşlarımın bunda etkisi çok büyüktür. İlk olarak onların ahlâkından etkilenerek, tasavvufa ilgi duymaya başladım. Daha sonra araştırdığımızda onlarda bulunan bu güzel ahlâkın kaynağının, tasavvuf olduğunu gördüm. İlk olarak yirmili yaşlarda tasavvufa ilgim böyle başladı. Bugün Türkiye’de hakkıyla bilinmese de tasavvufun çok önemli bir yeri ve tesiri olduğunu düşünüyorum. Tabi bu tasavvuf meselesi çok uzun zaman alacak bir mevzuu o yüzden şimdilik bu kadarla iktifa edeyim. Ama dilerseniz daha sonra müsait bir zamanda tasavvuf üzerine de bir söyleşi yapabiliriz.
4
 YUSUF, HİDAYET ROMANI KAHRAMANI DEĞİL
Çoruh: Elbette, neden olmasın. Peki romanınızın başkahramanı olan İmam Yusuf’u bize birkaç cümleyle ifade eder misiniz?
Üstündağ:Pişmeye muhtaç bir ham dersek çok yerinde olur. Hz.Mevlana’nın deyimiyle yanmasa da; romanda pişme süreci rahatlıkla gözlemleniyor. Olgunlaşmaya, pişmeye ihtiyaç duyan bir ham olarak ifade edebilirim. Dikkat ederseniz hidayet romanlarının yazılmaya başlandığı dönemlerdeki romanlarda, kahraman genellikle nefsi emmare dediğimiz çok kötü ahlâka sahip, düşük seciyeli insanları konu alıyordu. O düşük seciyeli karakter romanın sonlarında genellikle hidayeti buluyordu. Fakat bizim Derviş’te ise tam aksine kahramanımız zaten bir imam. Düşünebiliyor musunuz hem de çevre tarafından sevilen, sayılan, hiçte kötü diyemeyeceğimiz bir insan. Peki zaten imam olan bu insan, romanın işleyiş sürecinde nereye geliyor? İşte hikmet romanı dememin sebebi bu hikmetli yolculuk aslında… İnce sırlar ve hikmetler bizi  olayların içine alıp sürüklüyor…
Çoruh: Derviş, sizin ilk romanınız. Edebiyatla uzun zamandır haşır neşir olmanıza rağmen, roman yazmakta acele etmediğinizi görüyoruz. Beklediğiniz doğru zaman mıydı, yoksa yazdıklarınızın kendi deyiminizle ”demlenmesini” mi beklediniz?
Üstündağ: Demlenme tabiri çok yerinde bir ifade. Bir an önce romanım çıksın kaygısıyla değil, olacaksa güzel bir roman olsun, yoksa hiç olmasın düşüncesindeydim. Bence yazar için ilk kitap çok önemli bir mihenk taşıdır. İlk kitap sonrası ya şevki artar ve ikinci kitabı yazmaya meyleder ya da; beklediğini bulamayan her yazar gibi büyük bir hayal kırıklığına uğrayarak ikinci kitabı süresi belirsiz bir tarihe erteler. İşte buna imkan vermemek için, ilk romanım tamamen olgunlaştığımı düşündüğüm bir zamanda yazılsın ve okurla buluşsun istedim, nitekim öyle de oldu. İlk kalemi elime aldığım yirmi yaşından bu yana tek bir roman bile yazmamışsam eğer, bunları gözönünde bulundurduğum içindir. 16 sene bekleme süresini hesap edersek, yeterince beklediğimi düşünüyorum.
Çoruh: Yazarlar ilk romanlarında hayatlarını kaleme alırlar derler. Derviş, her insanın hayatı boyunca karşılaşabileceği, nefsi ile mücadelesini anlatan bir solukta okunacak bir roman. Bu romanı yazarken çevrenizdeki insanlardan esinlendiniz mi?
Üstündağ:Esinlendim, çünkü tasavvufî anlamda kendime göre bir çevrem vardı, daha önce tasavvuf büyüklerinin hayatını konu alan bir biyogrofi belgeseli hazırlamıştım. Bu süreçte bazı araştırmalar, röportajlar yaptım, birçok şehirde gezilerim oldu. Bu çalışmalar, bana bu romanı yazarken, çok yardımcı oldu ve ufkumu genişletti. Birçok Allah dostu gönül insanlarıyla karşılaştım, onların mekânını ziyaret ettim. Onların sohbetinden istifade etme imkanı buldum. Herşeyi birebir orjinal haliyle gözlemledim diyebilirim. Yazarlar genelde ilk romanlarında kendi hayatlarını kaleme alsalar da ben öyle yapmadım. Romanda ismi zikredilen her karakterin, tipin içine girmeye çalışarak, empati yaparak ve olayları yaşayarak yazmaya gayret ettim. Hatta öyle anlar oldu ki, kitabın hüzünlü yerlerinde duygulandığımı, bu yüzden birçok kere kalemi bırakmak mecburiyetinde kaldığımı biliyorum. Ama ileride kendi hayatımı konu alan otobiyografik bir roman yazmayı da düşünüyorum.
OKUMAK KALEMİ RAHATLATIR
Çoruh: Geçtiğimiz günlerde, 6. Kocaeli Kitap Fuarı’nda kitabınızı, okurlarınız için imzaladınız. İlk kitabınızı imzalarken neler hissettiniz?
Üstündağ: İlk romanımı fuarda değil, daha yayınevinden kitaplarımızı teslim alırken imzalamaya başlamıştım. Ama bir yazar için ilk fuar ve ilk imza gününün yeri apayrıdır. Orada, ilk defa yazar olduğum hissini yaşadım ve bu çok heyecan verici bir duyguydu. Her ne kadar kitabımı imzalıyor olsam da o an kendimi bir yazar gibi hissetmekte oldukça zorlandım. Çünkü şu ana kadar fuarlara yazar olarak değil bir okur olarak katılıyordum. İmza günümde bile biran fırsat olsa hemen bütün kitap standlarını, yazarları ziyaret edebilsem diye sabırsızlanıyordum. Bence bir insan yazar olsa da okur olmaktan hiçbir zaman kopmaz, kopmak da istemez…
Çoruh: Çok kısa bir süre önce ”Bizimsemaver”de Genel Yayın Yönetmeni oldunuz. Yeni kalemlerle, bir çok edebiyat severle çok sık bir araya geliyorsunuz. Onlara, tavsiyeleriniz nelerdir?
Üstündağ:Yetenekli olan ve bunu sergileyecek alana ihtiyaç duyan yüzlerce gencimiz var. Bizimsemaver gibi edebiyat, kültür, sanat alanında topluma hizmet eden siteler böyle istekli, hevesli arkadaşlarımızın önlerine bir fırsat sunuyor. Sitemizde, onlara yer verip, daha güzel çalışmalara imza atmak için gayret ediyoruz. Yazar olmak isteyen gençlere bu konuda tavsiyem; eğer kalemi ellerine aldıklarında ne yazayım diye duraklıyorlarsa, çok okuyarak sürekli kendilerini geliştirsinler, yazma konusunda acele etmesinler ve ümitsizliğe düşmesinler. Dolmayınca taşmak mümkün olmuyor. O halde önce dolmak gerekir. İlham dediğimiz ne zaman geleceği belli olmayan kutlu misafir gelince de; ertelemeden her işi bırakıp kaleme sarılmalarını tavsiye ederim.
Çoruh: Genç kalemlere, edebiyat dalında başarılı olabilmeleri için, asla unutmamaları gereken üç kelime söyler misiniz?
Üstündağ: Sabır , azim ve sebat…
Çoruh: Bize zamanınızı ayırdığınız, için çok teşekkür ediyorum. Edebiyat hayatınızda başarılar diliyorum.
Üstündağ:Bilakis bize bu imkanı verdiğiniz için ben size çok teşekkür ediyorum.
 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!