• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 6 Aralık 2016, Salı 23:35 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:40
Font1 Font2 Font3 Font4
OYUNUN KURALI

10349894_10202564445850212_2049573937881033287_n
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Bir kurallar dizisinde dönüp duran dünyaya,  dokuz ay beklemek kuralıyla geliyoruz daha doğarken. Her olgunun  özünde, doğasında kendi kuralları yatar. Kalbin dakikada atış sayısına kadar. Hayatın düzeni demek olan kurallar apaçık ortadayken hepimizce kanıksandıklarından   fark edilmez olup çıkmışlardır. Şaka gibi!
İnsan olarak hiç sevmediğimiz olguların ilki belki de kısıtlamalardır. Yani sosyal normların kimisi. Dünyanın bile kuralı varken dünya üstündekilerin hiçbir kurala tabii olmayacağını düşünmek, aslında bazı şeylere hiç kafa yorulmadığı, düşünmekten de en az kurallar kadar hoşlanılmadığı anlamına gelir. Dünyanın dönüşünden güneşe uzaklığına, gecesinden gündüzüne, mevsimine, her dört yılda bir aylardan güdük Şubatın yirmi sekiz günden yirmi dokuza sıçramasına, ayın döngüsüne, yer çekimine… Hepsi dünyanın yazısız; ama tıkır tıkır işlemiş, işleyen, işleyecek yasaları değil midir?
Okula başlama yaşından bitirmeye   yaşam bir kurallar silsilesidir. Bir çocuğun  el kasları ancak yedi yaşında kalem tutma  becerisini kazanır. Çocuklar, her beceriye sahip değildir malum. Zamanla bedensel ve zihinsel yetenekleri gelişecek ve ergin olmaya adım adım yaklaşacaklardır. Büyümenin kuralı budur. Bir de tökezlemeler, düşmeler, kalkmalar.
Sofraya gelen yemeğin yani karnın doymasının, bir semere için bin çaba  gösterip uğraş vermenin kuralı, “emeksiz yemek olmaz” diye özetlenivermiş. Böylesi özetler birer özdeyiş ise, özdeyişlerin kuralı arkalarında koskoca deneyimlerin olmasıdır.
Kurallar ne kadar sevilmese de koruyucu ve kollayıcıdır. Bahsettiğimiz kurallar, toplumsal düzen için gerekli olanlar elbette. Uygarlık yoluna döşenmiş olanlar. Yani trafiğinden sıra beklemesine, lafa söze girmekten  tartışmasına hatta. Tartışmak, anlaşmazlıktan dolayı da, uzlaşma aramak için de olabilir. Bir konuyu kuralına göre ele almak, uygar insanın imzasıdır.
Kuralsızlık, karmaşadır. Kuralları sevmeyenler için “kargaşayı seviyorlar o halde” desek  pek de yanlış olmaz. Ama kural tanımazların yüzüne bunu söyleyin de bakın nasıl girişiverirler  ağızlarını açıp gözlerini yumarak.
İnsan olmanın kuralı, önce insan olduğu için bahşedilen aklın yolunda gitmektir. Aklın yolu da birdir. Eğer düz yolu değil de çatal yolları, çıkmazları yeğlerse biri ya da birileri, işler çatallanacaktır. Oysa neydi yol için kural? Aklın yoluydu.
Bir kurala uymak ya da uymamak bizim yansımamızdır. Kurallar boy aynasıdır yani. Halimizi yansıtır. Diyelim ki sırada beklememiz gerekirken bekleyenlerin gözünün içine baka baka, pişkince sırıtarak önlerdeki bir tanıdığın yanına ilişivermek mi yoksa uygar insana yakışanı yaparak beklemekte olanlara saygısızlık etmeyip haklarını çiğnemeden sıraya girmek mi?
Kural kavramı ilkten bir şeylerden alıkonulma, kısıtlanma, yasaklar gibi algılanıyor.  Kısıtlanmak, alıkonulmak da kimilerince hiç istenilmeyen şeyler. Oysa bazı kısıtlamalar hayatidir ve olmazsa olmazdır. Neler mi?
Diyelim ki hız kısıtlaması. Işıkla yarışılmaz. Trafikteki kimisi  ne yazık ki ışık hızına öykünür gibi davranıyor. Kimileri de suya, doğaya, havaya meydan okurken aslında onların kirlenmesi, azalması, yok olmasıyla insanlığın geleceğine meydan okuyor. İnsanlığın geleceği, bugünkü neslin torunları ve onların çocuklarıdır elbette. Oysa doğanın kuralı, dengesinin bozulmamasıdır. Bu durumda şehirleri alabildiğine genişletip tarlaları, köyleri yok etmenin kuralı da sakın ha  bir gün aç kalmak olmasın?
Kuralları çiğneyenleri her an  yollarda görüyoruz. Ne hız sınırlarını tanırlar ne çöp kutularının anlamından haberdardırlar. Onlar,  yoldakilerin hayatlarını umursamadan makas atıp sanki sanal alemde oyun oynarmış gibi delicesine sürer, bir yandan da telefonla konuşurken  bu arada içtikleri sigaranın boşalan paketini, yediklerinin ambalajlarını yola savurtmaktadırlar. Yolları böyle tehlikeye bürüyüp belki de canları yakarak, kirleterek geçerken asla vazgeçmedikleri şey, göz bebekleri gibi sakındıkları arabalarının düzenli temizliğidir. Ha bire yıkattırırlar, temizletirler. Tıpkı kendi evinin içi temiz olsun da kapısının önü nasıl olursa olsun zihniyetindekiler gibi. Oysa temizlik bir bütündür. Temizliğin kuralında sadece arabanın, evin içi ayrımı yoktur. Tüm ortamları hatta daha fazlasını kapsar. Ağız temizliğinden tırnak temizliğine dek. Temizlik, falanca deterjanının çamaşırları kar beyazı ağartmasına indirgenemez. İnsan düşüncesinden, kalbinden, yaptıklarına değin bir silsiledir. Yani temizliğin kuralı,  üst başın makinede su ve sabunla arınmasından başka ayrıntılar da içerir.
Yapımından yıkımına bir bina kurallara tabiidir. Yapıların diyelim ki deprem yönetmeliğine uygunluğunun ne denli gerekli olduğunu en iyi bilen ülkelerdeniz. Bilmek de yetmiyor korunmak için. Bilineni göz ardı etmemek, unutmamak da şart; kural yani. Kural demek, sırası gelince, yerli yerinde, olması gerekenlerin gerçekleşebilmesi demektir.
İmrenilen yaşam tarzlarının süregittiği yerler, hepsi de gerektiği için belirlenmiş akılcı kurallara uygun yaşanan yerlerdedir. Bu, bir ülke de olabilir, bir küçük işletme de.
Uygar ülkelerde hayat, kurallarla akar. Çöpler kâğıtsa, camsa, plastikse ona göre saatinde  kutulara bırakılır. Trafik, kuralıyla işler. Kural, düzenin işleyen çarkıdır. Onları çiğnemek, çarka çomak sokmaktır. Tekere çomak sokulursa ne olacağı da bellidir.
Kuralları çiğnememek kadar çiğneyenleri uyarmak da önemli. Ancak her ortamdaki kural çiğneyiciler, bu uyarıların anlamını  anlayacak yetkinlikte olmadığında uyaranın başına tatsız şeyler gelebilir. Kurallara uyulması beklenmemeli, sağlanmalıdır yani. Emniyet kemeri takma alışkanlığını nasıl kazandığımız hatırlasak mesela!
Nehrin kuralı, denildiği gibi aynı suda ikinci kez yıkanılamamasıdır. Zamanın kuralı, döngüdür, her gecenin sonunda yeni günün doğmasıdır. Yaşamın kuralı, hava ve sudur. Hayatın sürmesi, hava, su, besin ile kurallanmıştır.
İnsanlığın kuralı, kendine yapılmasını istemediği olumsuzlukları başkasına yapmamak olmalı. Herkes kendisi için bunu ister; ama uygulamada herkes başkasını ne kadar dikkate alıp umursar, orası  kişisine, anlayışa göre değişir.
Herkesin her konuda  kendi kuralı, “bence”si olamaz. Herkesin kendi çalışma, uyku, çay, kahve saatleri gibi kişisel ve başkalarına en ufak zararı dokunmayacak kuralları olabilir. Diyelim ki biri ayda en az bir kitap okuyup bir film izleyip bir kez tiyatroya gitmek kuralını alışkanlık edinebilir. Bunun kendinden başka kimseye bir etkisi olmaz. Ancak trafikte ortalığı alt üst etmekten doğa tahribatına, yasak ava değin kuralların ayniliği elzemdir. Aynilik yani bir olmak, düzendir. Olmaması düzensizlik yani karmaşa yani kaos demek, malum.
Her yaşam, dünya üzerinde kendi oyuncusunun oynadığı bir oyunsa, oyunların da kuralı vardır. Oyunu kuralına göre oynayanlar, doğru hamlelerin  kotarıcıları olacaklardır satrançtaki gibi. En zor oyun satrançta herkesin çok başarılı olması beklenemez. Üstelik piyonu daha çok olan bir oyundur.
Kurallar, düzenin yapı taşları ise çekilip yerinden oynatılan her taş, trafiğin, beslenme zincirinin, uygarlığın, doğanın dengesinin bozulması olmaz mı? Denge bozulursa  eğer, ayakta kalınabilir mi?
 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN