• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 19 Nisan 2016, Salı 22:06 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:44
Font1 Font2 Font3 Font4
OT KÖRLÜĞÜ

1- Bangcayaon Francisquete
Oysa ot, sadece Ege’de bitmiyor!
Ah, bir anlayabilsek neye sahip olduğumuzu? Ah… Neyimiz var neyimiz yok sorgulamasıyla şöyle bir etrafımıza bakmadan komşunun tavuğu komşuya kaz görünür tuzağına düşmekteyiz. Ve zarardayız bu yüzden.
Kaç zamandır Alaçatı’da ot festivali yapılacak haberlerini takip ediyorum. Kadınıyla, erkeğiyle alnı boncuk boncuk terleyerek Egeliler, üşenmemiş kâh şevketi bostan gibi dikenleri kak sarı kantaronları ellerini parçalaya parçalaya toplayıp aş etmiş.
Ota, ot değil aş muamelesi yapan Ege’ye, otun sadece oralarda yetiştiği yer muamelesi yapmak… Yanlış yapmak bu! Neden mi? Güzel Ülkemiz, Asya, Avrupa ve Afrika arasında sacayağı gibi. Üç anakaranın kesişmesi ayrıcalığındayken üçünden de özelliklere sahip olduğundan  ot çeşitliliğinde çok zenginiz. Tüm Avrupa kıtasında on üç bine yakın bitki türü bulunurken Türkiye’de üç bini endemik yani sadece bizim topraklarımızda yetişen on iki bine yakın  tür mevcut.  Ege ya da Akdeniz ikliminde olmak, ot türünün fazla olması anlamına gelmiyor. Yunanistan ve İspanya’da beş bin tür varken dağlık İran’da sekiz bin tür var. Çünkü dağ, ova, kumul, bozkır ve yükseklerin çeşitliliği kendine özgü.
Kimisi endemik olan bitki türlerine sahip olmak bir nimet olsa da asıl nimet bunun değerini bilmek.  Onca endemik türümüzden hangisini tanıyıp sahip çıkıyoruz? Çıkan var elbette; ama kaçımız?
Zürih havaalanında mağazalara bakınırken hediyelik çanların ucundaki  kırmızlı siyahlı kadifelerden saatlerin kadranlarına, porselen duvar tabaklarına kadar ille de üzerine kondurulmuş bir çiçek motifi dikkatimi çekmişti. Satıcı kıza bu beyaz çiçeğin özelliğini sordum. Meğer çiçek, Alp Dağları’nda yetişirmiş ve İsviçre’nin tek endemik bitkisiymiş.  Tek bir endemik tür! Bizim üç bin endemik  türümüze bakınca ne kadar az. Ama o tek tür, simge olmuş. Biz ise soğanlarını salep yapmak için kazırken endemik orkidelerimizin kökünü mü  kurutmak istiyoruz?
Cumalı Kızık köyünü gezmekteydik. Hediyelik toprak çanakların üzerine çizilmiş çiçeklerin bir anlamı olup olmadığını sordum. Öylesine çizmişler. Dergide, reklamda gördüklerinden. Oysa Alp Dağları’nın  tek endemiği o beyaz çiçek gibi değeri bilinecek ne çok sırf Uludağ’a özgü tür olduğunu kaç kez gözlerimle gördüm.
Ayrığından deve dikenine ot her yerde, doğuda, kuzeyde, batıda, güneyde. Duvar dibinde, inşaata dönüşmemiş her arsada, tarlada, dağların yamaçlarında, sırtlarında. Nasıl beslenirdi yoksa onca kurt kuş? Kurt kuş bilir de otları, bizler o kuş beyinli diye küçümsediğimiz kuşlar kadar bilmiyoruz.
Ot deyince ille Ege deyip Alaçatı’ya hücum etmek, nasıl bir ot körlüğü içinde olduğumuzu göstermekte. Asıl olan,  körlüğümüzü göremeyecek kadar kör olmamak! Ve biliyorum ki eğer Doğu Anadolu’nun otları bilinseydi belki Ege otları hiç anılmayacaktı bile. Daha girişte boğazınızı yakan İzmir’in kirli havasına hiç benzemeyen  doğunun tertemiz göğünde   parıl parıl ışıyan yıldızların altında geceleyin buğulanan otları yanında belki Ege otlarının esamesi okunmayacaktı bile. Otun hası, dağın koyusunun olduğu doğuda. Şifası ayyuka çıkmış çirişinden ışgınına. Sapı soyularak da yenilen ışgının bir adı da doğu muzu imiş.
Muş’ta yediğimiz salamura ışgının kızartmasının lezzeti anlatılamaz… Uzanıp giden ulu Muş dağlarından toplanmış  çeşit çeşit otların yumurta katılarak kavrulmuşunun lezzeti ya? Ot her yerde İç Anadolusundan Karadenizine, Doğu Anadolusuna dek deee… Ama tek Ege otlarından bahsediliyor nedense! Yurdumuzun dört bir yanındaki dağlar, kırlar bunca otla kaplıyken ot deyince ille Ege’nin hatırlanılması Ege’ye de diyelim ki doğuya da haksızlık. Çifte standart üstelik.
Erzincan sokakları Mayıs ayında ışgın ve çiriş satan seyyar satıcılarla doluydu. Uzun sapların üzerindeki karnabaharı andıran  çiçekleri süngerimsi ışgını merak edip tadınca doğu otlarını hiç bilmemenin nasıl bir zarar olduğunu apaçıktı. Işgın, bağırsak kanseri için birebirmiş. Çiriş otu, belli ki soğanlı bir bitkinin baş vermiş yaprakları. Dönüşte Ankara’ya  da getirmiştim beraberimde.
Ot festivalinden görüntülerde Alaçatı sokakları tıklım tıklım doluydu. Sanki ot yalnızca Ege civarında yetişirmiş gibi herkes ot görmeye hurrraaa Alaçatı’ya akın etmiş. Kendi dağlarındaki, kırlarındaki  bitkilerden habersiz olup da ot almak için  Alaçatı’ya doluşmak değil  bizim kırlarımızda hangi otlarımız var diye etrafımıza bakınmak en doğrusuyken ille de Ege otu deyip İzmir’e, Çeşme’ye, Alaçatı’ya üşüşmek, geri kalan her yere  ot körlüğü haksızlığı yapmaktır. Her yerin kendine has otu, o otların da şifaları var. Bilene tabii.
İçinde Anadolu parsından, vaşağından  tokuşan boynuzlarının sesleri ta nerelerden duyulan geyiklere kadar canlı yaşayan heybetli dağlar Ege’de değil,  tam aksi yönde tek. Bomboz bozkır olan İç Anadolu zaten mahrum öylesi bir doğadan. Güneydeki dağlarda ot değil otel bittiğinden oralar artık turizmin hizmetinde. Kala kala doğu kalıyor muhteşem dağlar ve vahşi tabiat denildiğinde. O tabiatın Ege’den geri kalırı olmadığı  gibi fazlası var  ot konusunda da, canlı türü konusunda da. Tek eksiği, anlatılıp tanıtılamaması. Keşke oralardan toplanan çirişler, yumurtalı bulamaca batırılıp da kızartma halinde nefis bir öğün olan ışgınlar salamura edilip buralardaki marketlerde satılsaydı.
Tepesinde yatan Hasan Baba’nın adını taşıyan, göçmen kuşların, leyleklerin konakladığı Hasan Dağı  eteklerinde çıtlık yani hindiba, şevketi bostan, evelek, tekercin, madımak geyik göbeği ve daha nicesi yeşerir baharda. Bağla, bahçeyle uğraşan kadın erkek, çoluk çocuğun ille çakısı olur hem budama hem de gördükleri yerde ot toplamak için.
Çıtlık yani hindiba, üzerine limon sıkıp, tuz dökülerek yufka ekmekle  dürüm yapıldığında leziz bir yaz tadıdır. Leğenlerde hamur gibi yoğrulup yeşil suyundan  ayrıştırılan tekercinin posası, hamur pazısı gibi şekillendirildikten sonra kurutulup  kışın çorbasından bulgur pilavına konuluyor. Şevketi bostan, Ege’de yetişince en pahalısından katık olan hatırı sayılır bir otken diyelim ki başka bölgelerde diken sayılıp çiğneniyor.
Ot, her bölgede. Dağda bayırda, kırda, hala kaldıysa  bir yerlerdeki meralarda. Çeşit çeşit ve göz önünde. Deee… Görecek göz nerede? Gözler görünce işte ortaya Alaçatı festivali çıkıyor. Göremeyenler de sanki Amerikan tarihindeki altına hücum dönemlerindeki batıya akının bir örneğini bugün göstererek doğusundan güneyine ota  hücum diyerek Ege’ye  akın ediyor. Oysa otsuz toprağımız yok. En pahalı otlardan suya pek ihtiyaç duymayan deli karpuz yani kaparinin kireçlisinden kıracına. yetişmediği toprak yok. Akşamları görkemli kocaman çiçekler açar olarak mı algılamalı deli karpuzu yoksa Egeliler’in yaptığı gibi dikenli sapları arasından tohumlarını toplayıp salamura yaparak salatalara katmak mı yeğ? Deli karpuzu gördüklerinde “nereden bitmiş bu ayrıksı ot” diye söküp atanlar, emek emek toplayanların gerçekleştirdiği festivale koştura koştura gidiyor ya da oralara göç ediyorlar sonra da.
Onca ırmak, dağ, ova, alabildiğine uzanan kırlarla çevrili yerlerde ot olmaz mı? Görülmeyince olmuyor. Göstere göstere ot kültürü yayanlara koşturuluyor. Doğu Anadolu’yu görüp otlarını tanıyıp tattıktan sonra asıl ot festivallerinin çok zengin ot çeşidinin olduğu oralarda yapılması gerektiğine yürekten inanıyor insan. Şimdi kim doğrusunu yapıyor o zaman?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN