• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 7 Eylül 2015, Pazartesi 21:49 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:46
Font1 Font2 Font3 Font4
Noksan Halkanın Biledikleri

10639358_942583899104604_3902265759267779467_n
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Siyaset yazan çok. Yazılmayanları yazma limanına yanaşan kelime yüklü bir gemi olmayı yeğlerim o halde. Siyasetten haz etmem de hem.
Dumanı hala tüten onca konudan rota kırmak demek, edebiyat gemisi güvertesinden bakarken sahile vuranları görmemek anlamına gelmez. Herkesin gördüklerini görüp herkes kadar üzülürken herkesin görmediği, bir benim üzüldüğüm konular da var yazmadan edemeyeceğim.
Tasma geçirilmiş sevgileri zor anlarım. Tasma, özgürlüğün elden gitmiş olması demektir. Oysa her canlı kendi doğasında, kendi ortamında kendi gibi. O zaman sevilesi.
İnsan sevdiği şeye tasma geçirir mi hiç? Yani sevdiği şeyi, istediğini yapmaktan mahrum ederek doğası dışında davranmaya zorlayıp boynuna doladığı iple boyunduruğuna alır mı gerçekten sevse?  Bazı sevgiler öyle. Elde bir tasma tutmak demek, hayvan sevgisinin görsel ifadesi demek çoğu zaman. Köpek sevgisi mesela.
Bitkisinden balığına, kirpisinden kaplumbağasına tüm canlıları ayırmaksızın severim. Kuşları biraz daha fazla ama. Onlar başkadır. Uçarlar. Cıvıl cıvıldırlar. Şarkılar söylerler. Rengârenktirler. Yuvaları bir dokuma sanatıdır. Dağların başını, çalı diplerini, kayabaşlarını, yuva yapılacak çatal dalları, fundalıkların gizli meyvelerini iyi bilirler.
Bu yıl hem de nasıl kötüleyerek değiştiğini hem de nasıl şaşarak gördüğüm Çeşme’deki bazı yerlerde birkaç senedir tek bir köpek yok. Tatile beraberinde getirip, dönüşte onca para verilerek evcil hayvan dükkânlarından alınmalarına rağmen yanda götürülmeyen köpekler, diyelim ki Çeşme’de sürüler oluşturmuşlardı evvelce. Makiliklere, sakız çalısı kaplı tepelere bırakılan, eskiden sahipliyken marketten alınma mamalarını her an önlerindeki kaplarda hazır köpekler, sahipsiz kalınca besinsiz yani aç kalıyorlar. Evcilken nasıl da melül melül bakarak sevilmek için başlarını uzatan köpekler, vahşileşiyorlar işte o zaman. Açlık ve sürüleşmek, onları bambaşka bir tabiata sokuyor. Yine de köpeklere kızamayız bu yüzden. Aç kalınca insanlar da neler yapmaz…
Kışın sürü olan aç köpeklerin saldırıp parçaladıkları yakınlardaki mandıranın koyunlarının dikenli sarmaşıklara, çalılara takılı kalmış yünleri, derileri hala görülebiliyordu etrafta dolanırken evvelki yaz.
Koyuna saldıran köpekler, artık kurtlaşmış kabul edilirler. Kurtlaşan köpekler, insana da saldırır.  Ve o köpekler artık çok tehlikeli bulunduğundan koyun sürülerinin de insanların da güvende olacağı çareye başvurulur sonunda. Onlardan kurtulma yoluna gidilir.
Sonunda kışın  köpekler insanlara da saldırıp kiminde ciddi yaralanmalara sebep olunca son çareye başvurulmuş Çeşme’nin bazı sitelerinin civarında. Bu yüzden bu sene de geçen sene olduğu gibi ortalıkta tek bir başıboş köpeğe rastlamadık. Öyle ki yan sitenin pek güvendiği bekçi köpeği bile insanlara saldırmaya başladığı için uzaklaştırılmış.
Ortalıkta sahipsiz, başıboş köpek kalmayınca koyunları parçalayan, insanlara saldıran da olmuyor haliyle. Ancak kötü olan şu ki insanlar sadece canlarına ve kendi malları olan koyunlara yapılan saldırıları dikkate alıyor galiba. Konu burada başlıyor işte. Köpekler olmayınca… O zaman başka şeyler oluyor!
Yazın, kilometrelerce öteden yazlıklara getirilenler yalnızca köpekler değil. Kimisi de kedi sevdiğinden kedi getiriyor yazlığına. Kedilerin bazısı kendiliğinden evden kaçıyor kimi kedi sahibi de nasılsa altı aya kalmaz yazlığına yine geleceğinden kedisini o zamana kadar görmese de olacağını düşünüp yanında geri götürmüyor. Böylece kışın hafta sonları bir yere giderken kedisini bırakacak bir kapı aramaktan da kurtulacağı için mutlulukla dönüyor evine.
Terk edildikleri tatil yörelerinde can düşmanları köpekler olmaksızın ortada istedikleri gibi gece gündüz gezinen kedilerin keyfine diyecek olmuyor bu durumda. Yavruları da rahatça büyüdüğünden sayıları arttıkça artıyor oralarda.
Köpekler birdenbire kaybolup kediler ortaya çıkınca olan kuşlara olmuş. Kedilerin pençesine düşmüş pek çok kuş; annesiyle, daha tüylenmemiş yavrusuyla.
Öyle ki her yıl daha sabahın alacasında alabildiğine bağırarak öten karatavuk sesini bu yıl neredeyse duymadık. Ağaç, çiçek diplerine serpilen kığ yani koyun gübresi içinde eşelenmeye bayılan karatavuklara bu sene ancak birkaç kez rastladık. Büyük baştankaralar hemen yanımıza kadar gelerek attığımız ekmek kırıntılarını önce ürkek sonra temkinli halde yerlerdi. Baştankaralardan bir tane de olsa gördüm bu yıl neyse ki. Su içmek üzere musluğun üzerinde uzanan begonvil dalına konmuştu.
Elimde fotoğraf makinem, ötüşüne yekindiğim akkuyruk sallayanı tesadüfen de olsa görmüş oldum. O da zaten poz vermeye dünden gönüllüymüş. Seneye onu tekrar görüp göremeyeceğimden emin değilim. Kedilere kalmış bu konu.
Köpeksiz köyde bu yıl da geçen yılki gibi dilediklerince cirit atan kedilerin sayıları daha da artmıştı üstelik. Bu daha çok kuşun av olacağı anlamına geliyor elbette.
Pergolelerin üzerlerine, ağaç dallarına tırmanıp duran kediler,  nereden bir kuş yavrusu sesi geliyorsa o ağacın, o duvarın dibinden ayrılmıyorlardı. Kuşlara dirlik vermiyor, anne kuşları tedirgin ederek geziniyorlardı. Kediler, “Kediler el ayak çekince fareler cirit atar” deyişinin fareleri oluvermişlerdi köpekler ortada olmayınca. Farelerden rol çalmışlardı yani.
Meydan, korkusuzca her yanda gezinen kedilerindi artık. Koyunlara ya da insanlara saldırmadıklarından anne kuşları, yuvadaki yavruları sürekli avladıklarından yuvadan uçacak kadar büyüyüp palazlanan yavru kuş olmuşmuş, olmamışmış kimse aldırmıyordu. Nasılsa kendilerine, koyunlarına saldıran tek bir köpek kalmamıştı etrafta. Rahata ermişlerdi. Kuşları dert eder mi kedi sahipleri?
Av mevsimi olsun olmasın kuş avlama peşinde onca duyarsız insan varken zaten, yetmezmiş gibi bir de bomboş sitelerin çöplerinde besin bulamayınca beslenmek için her gün mutlak avlanması gereken kediler, ortalığı yolunup sağa sola dağılan kuş tüyüne bürüyor her gün, defalarca. Sarısından siyahına, alacalısından beyazına onca kedi tarafından avlanmış kuşların rengârenk, benekli tüyleri uçuşuyor her yanda.
Yavru kuşlar, kâh kediler anne kuşları avlandığından aç kalıp ölüyor kâh yuvadan uçmaya hiç fırsat bulamadan bozguncu bir kediye av oluyor. Böylece kuşlar gün be gün azalıyor, ötüşleri duyulmuyor. Kedilerin umurunda mı bunlar? Ortada köpekler yokken günlerini gün etmekte onlar.
Her yıl daha da artan yazlıklar ve bunun ardından daha da azalan makilik, ardıçlık sonucu kuşların yaşam alanlarının daralması yetmezmiş gibi caydırıcı tek bir şey olmadığından kediler ortalarda gerine gerine gezip, istedikleri ağaca tırmanarak diledikleri yuvadaki kuşları avladığından kuş nüfusunun artması ne kelime azalmış olduğunu görmek,  akla ilk hayat zincirini getiriyor.  Her biri diğerine bağlı hayat zinciri halkalarından birinin kırılması, hiç beklenmedik bir başka halkanın zayıflaması,  giderek incelmesi, sonunda da kopması anlamına geliyor.   Zincirin birbiri içine geçmiş halkaları böyle işte. İç içe. Biri diğerinin kilidi, elinden tutanı.
İster köpek, kedi, kuş üçlemesindeki halkalardan biri olsun ister başka üçlemelerdeki, beşlemelerdeki halkalardan tekinin kırılması olsun bu, geride kalanlardan birisinin, daha sonra da sırasıyla hepsinin başının çok ağrıyacağına işaret değil midir hayatta da?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN