• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 12 Kasım 2014, Çarşamba 12:45 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:48
Font1 Font2 Font3 Font4
Mürekkepli cehalet

kitaplar
Yazar: Ayşei Yasemin Yüksel
Okumuşun cehaleti kavidir. Zorludur. Cahilinkine benzemez okumuşun cehaleti. Cahil, “Biz cahiliz.  Köylüyük, bilmeyiz” derdi; öyle söyledikleri duyulurdu. Ama diplomalı cahil öyle midir ya? “Ben üniversite mezunuyum. “Sana mı soracam?”,  “Senle mi bilecem?”,  “Ben mürekkep yaladım” der çıkar işin içinden.
Diploma almalar kolaylaşıyor. Mürekkep yalamışlar giderek çoğalıyor. Anne babalarımızın ortaokulu, liseyi bitirirken girdiği bitirme sınavları çoktan  beridir yok. Sınıf geçmeler, üniversite kazanmalar, üniversite okumalar sudan kolay bazen. Oyuncakla oynar gibi kolay hem.
Gerçi herkes üniversite mezunu olmak zorunda değil. Üniversite, şart da değil. Üniversite,  bir insanın sadece diplomalı olmasına araç; ama insani değerleri kapsamaz o diploma. Kişisel yetenekleri kapsamaz. Kimileyin diplomasızların, diplomalıdan daha yetenekli olduğu ve bazı işleri daha kolay kotardığı da malum. Hatta dünyadaki çoğu sayılı zenginlerin, işadamlarının üniversite okumayı zaman kaybı bulup üniversiteyi terk ederek bir an önce iş hayatına atıldığını “Ne akıllı adammış şu Bill Gates” diyerek okumaz mıyız?
Üniversite bizim için dört yılın sonunda askerliği kolaylaştırmakla kalmayıp  işe girerken yöneticilik hayali kurulmasına yardımcı bir kağıt parçasına sahip olmak ise, işte cehalet tam buradan başlıyor. Ve o kağıt parçasına sahip mürekkep yalamışlarla dolu sağımız solumuz. Ama diploma elzemdir çok yerde de. Yeterlilik anlamlıdır bazı alanlarda diploma. Olmazsa olmazıdır çok işin. Anlatmak istediğim, hayat diploma olmadan da kazanılır. Yeter ki diplomalılar, diplomalarının hakkını versinler her halleriyle. Mürekkep yalamış cahiller olmasınlar.
Mürekkep nasıl yalanır? Diploma adlı bir kağıt parçasına öyle ya da böyle sahip olarak mı? Eğer öyle olacağı düşünülüyorsa dirsek çürütülerek, gözler bozularak, kütüphaneler gezilip onlarca kitap devrilerek, okunanlar özümsenip beyne kazındıktan sonra bakış açısına, tavırlara yansımıyorsa o diploma yalnızca mürekkepli cehaletin belgesidir.  Mürekkeple tüm yakınlığı da altına mavi mürekkeple atılmış bir imzadan ibarettir. Mürekkebin lekesini bile taşımaz o kağıtlar. O kağıtlar ki ne çok var şimdilerde. Oysa bir diploma, akıl yürütmeye, davranışa, irdeleme biçimimize yansıyorsa o zaman hakkıyla diploma olur.
Mürekkep yalamak, mürekkebin tadına bakmaktır. Mürekkep tadı, kekre, buruk, acımtıraktır. Ballı, şekerli olmaz. Çünkü yiyip yutması emek ister, zaman alır. Mürekkep sadece yalanmakla kalınsa iyi de onunla kalınırsa  hazmedilerek öğrenilmiş birikim olmaz, çıkın boş kalır. O tadı kekre, acı mürekkep yutulmalı; ham iğde, ham ayva gibi boğaza dura dura. Sindirilmeli mideler ağrıyarak. Sonra damarlara, hücrelere taşınmalı. Besin olmalı her gözeye. Bazen her hücreye taşınamayabilir. Ama bilgi gıdası taşınmış hücreler,  bir kez beslendikten sonra besleyici olacaklardır. O da yeter.
Mürekkep yalamak, sadece bir üniversitenin dersliklerinden geçmez. Bir üniversiteye giden yolun duraklarından başlar. Otobüs beklemekle başlar.  Şimdilerde servisle gidiliyor. Önce  duraklarda yapılan sonra da üniversite kantinlerinde, bahçelerinde, çimlerin üzerinde süren sohbetlerdir. Üzerinde üniversite tabelası asılı  bir kapıdan geçilerek girilen binada ders görmek demek değildir mürekkep yalamak. Daha yoluna düşmektedir. Sıcakta, soğukta okul durağında beklemek, yağmurda karda ayaklara su girmesidir. Şimdi duraklarda servis beklenerek daha kolay ulaşılabiliyor olabilir üniversitelere. Ama ayaklarına hala su girenler olduğunu biliyorum.
Mürekkep yalamışlık sadece iş hayatı için lazımsa hiç yalanmasın daha iyi. Sadece basamak tırmanmak için bir araçsa, boşuna. Mürekkep yalamak tepeden tırnağa davranışa yansırsa, duvarlarda asılı bir diploma görülmese de varlığından haberdar eder. Hali tavrı diplomasıdır zaten o insanın.
Diploma,  insanın  bazı basamakları tırmanışını kolaylaştırabilir. Bu basamaklar insanlık olgusu basamakları olduğunda hep hatırlanacak değerdedir. Ve üniversite okumak diplomadan ibaret değildir. Unutulmamalı, diploma sadece bir kağıttır. İnsan ruhunun röntgeni değildir.
Üniversite, gözde çok büyütülmemeli. Üniversite mezunu onca genç var ortada. Diplomaları bir çare olamıyor onlara. Ama beklentileri büyüdükçe büyüyor haliyle. Üniversite yalnızca diploma veriyor. Zanaat vermiyor, kola bilezik takmıyor. O halde üniversite okunmak istenirse okunsun elbet; ama tarım bölgesinden biri tarımı da iyi bilsin. Gerçi tarımdan karnı ne kadar doyar, tarımdan gelir elde edebilecek midir, etse de tarım için harcadığı paraları geri kazanıp borçlarını ödeyebilecek midir o da başka bir dert.
Zanaat da öğrenmek gerek. Şehirde bu pek mümkün değil apartmanlarda çekmecelere girmiş de konsüle hapsolmuş gibi yaşarken. Ama özellikle turistik yerlerde olası. Mesela Safranbolu’da hayattaki tek semerci ustası ile tanışmıştık on üç yıl önce.  Resimler çektirmiştik. Tek kalmanın sevincini değil hüznünü okumuştuk gözlerinde. Kendisi giderse mesleği de gidecek diye. Semerciliği öğrenmek isteyen kalmamış şimdilerde. O öğrenmek istemeyenler de kendilerince haklı sebeplere sahiptirler; ancak atlar oldukça semerlere de ihtiyaç olacak mutlaka. Bilmek, güçtür. Diplomadan da güçlü bir güçtür bir zanaatı bilme. Yemeni denilen ayaklara giyilen bir tür çarık vardır. Onun ustası da azalmış. Belki kursların faydası olmuştur sayılarının artmasına. Onca halk oyunumuz,  varken tiyatrolarda köy oyunlarında giyilecekken yemeni yapmayı bilmek mutlak altın bileziktir.
Yine Tokat’ta tarihi Taş Han’ın üst katında pek çok zanaatkar, sanatkar çalışır. Yemeniye kalıp basarlar. Sofra bezlerini desenlerler.
Dokumacılık da öyle. İpeklisinden pamuklusuna. Hatay’da gördüm ipeklerin en hasını. Ve Bursa’da tabii. İnsan içinden sadece duvara asılı bir diplomanın esiri olmaktansa herkesin boğazında asılı fularları dokuyan el olmayı yeğleyenlere hak vermeden yapamıyor. Dediğim gibi, üniversite okumak, insanı daha insan yapmaz. Daha yetenekli yapmaz. Zanaatkar  yapmaz. Üniversite sonrasında iş bulamazsanız eğer yine elinizden diyelim ki marangozluk gibi, gümüş işi gibi, sedef kakmacılığı gibi bir iş, zanaat  geliyorsa aç kalmazsınız.
Onca diplomalı ile dolu ortalık. Onca mürekkep yalamış ile yani. Kim o zaman o, en lüks arabalarla trafikte yolları kendilerinden başkalarına haram edenler? Kim o zaman o, en seçkin semtlerde en kaçınılması gerekenleri yaparak apartmandakilere, mahalledekilere dünyayı dar edenler? Kim?  En yakından gözlemleyeceğimiz örneklerle dolu kim oldukları. Mesela bir apartman hayatında. İş hayatında daha geniş ölçekte.
Apartmanların, blokların yangın merdivenleri hayatidir.  Bir yönetmeliğin bir maddesi yerine gelsin diye yapılmaz o merdivenler. O merdivenler, yangın durumunda kaçış yerleridir. Yangınlar her gün olmaz elbet. Ama oluyor. İtfaiye sirenleri yeri göğü çınlatıyor.
Hiç başa gelmesi istenmeyen öyle durumlarda yangın merdivenlerinden kaçılacağından yangında bu merdivenlere koşturanlar eğer oraya önceden bırakılmış bir düzine lastiğin tutuştuğunu görürse ne olur? Neler olmaz… Kaçış yeri; yani çıkış yanarsa neler neler olmaz. Ve seçkin semtlerin hepsi de belli bir okulun diplomasını duvarına asmış insanlarından birileri koymuştur o katın yangın merdivenlerine onca lastiği. Üstelik diplomalarını bir kağıt parçasına döndürmeye  aldırmadan.  O mürekkep yalamışların bu vurdumduymazlıkları, is yutturur kaçmak isteyenlere. Kaçtıkları aleve nazire edercesine alevler kaplar kaçış yollarını. İki alev arasında kaçamadan kalanların halleri ya?
Apartman hayatının işkencesi olan gürültüyü yapanlar da diplomalıdır çoğu zaman. Hem de ta nerelerden alınmış diplomaları, daha tanıştığınızda adlarından sonra söyledikleri ilk özellikleridir. O zaman sizi gülümsetseler de bu tavırlarıyla,  tepenizde size gürültü yaşattıklarında gülemezsiniz. Hal kalmaz çünkü.
Şimdiki şartlar “illa diploma” dedirtiyor olabilir. Ama şartlar da değişiyor. Ne harcamalar yaparak, tarlalar, arsalar satılarak, emekli ikramiyeleri adanarak daha ilkokuldan itibaren kurslara, servislere, yemeklere, özel okullara  kucak dolusu paralar dökülerek okutulan çocuklar elbette hayattan büyük beklentiler içindeyken hayat onları umursamadığında altüst oluyorlar. Tepetaklak geliyor kendilerine güvenleri, diplomalarına inançları. Hayata geç kalıyorlar. Sırf diploma onlara bir kapı açamadığında işsiz kalıyorlar. Bir işsiz, ilerinin yuva kurup çoluk çocuğa karışamamış, en büyük korkusu geleceği olan  yalnızı demektir. O zaman anlıyorlar  araba tamircisi işsiz kalmaz; ama onca emek, harcama sonucu alınmış diplomaların sahipleri işsiz kalır. İşsiz kalmak, evsiz, eşsiz, evlatsız kalmak ile eş anlamlıdır. Zanaat sahibi olmak, gizli bir diplomadır.
Diploma ne sihirli değnektir ne de insani tavı pekiştiren bir dokunuş. Diploma, mürekkep yalamışlığın kestirmeden anlatıldığı  sözcüktür. Mürekkep yalamışlık, diplomada hapis kaldığında diplomalı cahillerin, diploma cehaletinin saltanatı başlar. İnsani, hayatı kolaylaştırıcı her döngünün de alabildiğine sefaleti…


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN