RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Muhterem Yüceyılmaz ile röportaj
Eklenme Tarihi: 25 Nisan 2015, Cumartesi 14:48 - Son Güncelleme: 25 Nisan 2015 Cumartesi, 14:48
Font1 Font2 Font3 Font4



Muhterem Yüceyılmaz ile röportaj
Yazar Muhterem Yüceyılmaz ile yazarlık ve edebiyat üzerine yaptığımız röportajda yazarlıktan tutun da, başta Ömer Seyfettin Hikâye Yarışmasındaki birincilik ödülü ve romancılık ile ilgili düşüncelerine kadar muhallebi tadında bir sohbet gerçekleştirdik. Yazar, bir bardak çaydaki cenneti ve cehennemi görür. Fethiye Gül Aytekin: Yazar olmak nasıl bir duygudur? Muhterem Yüceyılmaz : Kendini “yazar” diye tanımlayan kişi topluma, insanlığa […]

Muhterem Yüceyilmaz-FGA
Yazar Muhterem Yüceyılmaz ile yazarlık ve edebiyat üzerine yaptığımız röportajda yazarlıktan tutun da, başta Ömer Seyfettin Hikâye Yarışmasındaki birincilik ödülü ve romancılık ile ilgili düşüncelerine kadar muhallebi tadında bir sohbet gerçekleştirdik.
Yazar, bir bardak çaydaki cenneti ve cehennemi görür.
Fethiye Gül Aytekin: Yazar olmak nasıl bir duygudur?
Muhterem Yüceyılmaz : Kendini “yazar” diye tanımlayan kişi topluma, insanlığa karşı vicdanen sorumluluk taşıyan, dünyayı düzeltmeyi göze almış birisidir. Böylece pek de rahatı, huzuru olmayan yazar, kalem ucuyla veya klavye vasıtasıyla ulaşabileceği en büyük iyiliği, güzelliği diğer kardeşlerine iletme kaygısı içindedir. Başkalarına göre sıradan bir olay, bir bardak çay sözün gelişi, sadece çay değildir yazar kişi açısından. Bir bardak çaydaki cenneti görür. Bir bardak çaydaki harmanı veya cehennemi görür. Yazarın bilinci dış dünyayı durmadan süzen, araştıran, anlamlandırmaya çalışan rahatsız bir bilinçtir. Hayatı, kâinatı okumaya çalışır, bütün yetersizliğine, insanî sınırlandırılmışlığına rağmen bu göreve taliptir. Kısacası tuhaf bir duygudur.
Aytekin: Yazarın toplumsal sorumlulukları nelerdir?
Yüceyılmaz: İlk sorunun cevabında kısmen geçti bu mevzu. İnsan vicdanından kalem geçerse eğer, yollar ister istemez ilâhi adalete, sonsuz huzura çıkacaktır. Yazarın omuzlarındaki ağırlık bu noktada, okuyucuyu ışığa doğru çevirmek, kendi fark edişlerini diğerleriyle paylaşmak. İnsanın çağımızdaki parçalanmışlığına dikkatleri çekmek ve bu parçalılıkları sonsuz bir bütünde çözümlemek.
Aytekin: Yazmaya nasıl başladınız?
Yüceyılmaz: Yazı hayatına epey geç başlamakla beraber, çok uzun bir süreyi hazırlık niyetine, okumakla geçirdim. Edebiyatı seviyordum ve yazmak hep vardı aklımda. Gün geldi, izin çıktı, yazmaya başladım.
Aytekin: Niçin bir başka meslek değil de yazarlık?
Yüceyılmaz: Yazarlık bir meslek midir, emin değilim. Ekmeğini başka bir iş yaparak da kazanabilir insanlar. Yazarlık daha ziyade, içten gelen bir yönelim. Fıtraten hazırsınız. Dünyaya gelirken hurufat ile aranızda bir anlaşma var. Bir iyi geçinme, hoşça bir bağışıklık. Lisana karşı duyarlılık, yazılmışlara saygı, hepsi bir arada olunca meslek demekte zorlanıyorum. Fakat edebiyatımızda yiyecek ekmeğini kalemiyle kazanan nice isimler var. Oradan bakınca da meslek gibi görünüyor.
Aytekin: Sizi yazmaya iten sebep veya sebepler nelerdir?
Yüceyılmaz: Hayat bizatihi yol göstermiştir, eğer buna “itme” diyorsanız. Kaldı ki ezelî ve ilâhî programın işleyişinde kalem de üstüne düşeni yapacaktı.
 Aytekin: Bir yazar için zaman ne demektir?
 Yüceyılmaz: Pahada hayli ağır bir kavramdır zaman. İntikamını geçip gitmekle alır. Zaman-insan beraberliğinin anlamı fiiliyatta tecelli eder. Bu kimileri için bir iş, uğraş veya eser vermektir.  Eğer zamanı işaretleyecek güçte bir eser verebilmişse yazar, çağlar ötesine bir iki mısra bırakabilmişse gerçekten var olmuş demektir.  Her halükârda zaman en kudretli mihenk taşıdır.
Aytekin: Günümüzdeki edebî akımları nasıl buluyorsunuz?
 Yüceyılmaz:  Edebiyatımızın tarihimizle nihayet buluşmaya başladığını görmekten memnunum. Tarihle edebiyatın yakınlaşması kadar, insanımızın iç dünyasını zenginleştirecek, solmaz ufuklar açacak, yine kendi medeniyetimizin dinamikleri üzerinden farklılıkların aslında insanlık temelinde ne denli benzeştiğini anlatan çalışmalar fevkalade önemli. İnsanlar âlemi çok sancılı bir dönemden geçiyor. Asıl buralara eğilmek gerekiyor diye düşünüyorum.
 Aytekin: Yeni çıkan kitabınız “Derin Denizlerde” bir roman. Çok sayıda hikâye de yazdınız. Hikâyeciliğe ve romancılığa bakış açınız nasıl?
 Yüceyılmaz: Kısa hikâyeler yazmak yazarın lüksüdür. Zevkli iştir. Hikâyede son noktayı koyduğumda bir rahatlama hissederim. Bana oldukça estetik bir iş gibi gelir. Hayata doğrudan dokunmaktır hikâyecilik. Bir çırpıda söyleyivermek, ama başka türlü bir söylemek. Roman ise bambaşka bir yazı âlemine sahiptir. Orada koca bir orkestrayı yönetmektesinizdir. Tüm sazların sesi size bağlıdır. Hangi nağmeyi söyletecekseniz onu çalışırlar. Uzun süreli çalışmaların ürünü olan romanı yazma süresince kahramanlarınızla, tiplerinizle iyice dost olur ve onlara alışırsınız. Yazdığınız karakterlerle üç dört sene hemhal olduktan sonra son noktayı koyduğunuzda hepsi sizden bağımsızca çıkıp gitmiştir. Kendi maceralarının insanları olmuşlardır. Romanın ardından size büyük bir acı kalır. Ellerinizle büyüttüğünüz hayatlar, başlarını alır, giderler. Teselli şuradadır: Elinizden çıkmış bir roman kitaplaştığında, onu gerçekten anlayıp severek okuyacak insanlara doğru yola çıkmış demektir. Yalnız kalmayacaklarını düşünürsünüz.
 Aytekin: 1995 deki Ömer Seyfettin Hikâye Yarışmasında birincilik ödülü aldınız. Bu anlamda ödülleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
 Yüceyılmaz: Yarışmaya, Mangal başlığını taşıyan hikâyeyle katılmıştım. O günlerin beğenisiyle hayli ses getirdiğini hatırlıyorum. Yarışmalar bazen yerini sağlamlamakla, bir nevi kendini ispatlamakla eş anlamlı olabiliyor. Bir yeni hevesli kalem için yarışmalara katılmanın öyle çok sebebi olabilir ki, meydan okumaktan tutun da verilecek para ödülüne odaklanmaya kadar gidebilir. Ödüller daima iyidir ve sonuçtan kazançlı çıkan, edebiyatımızdır.
DSC_1318
 Aytekin: Türk yazarlar içerisinde bu kişinin eserleri beni yazar olmak için çok yüreklendirdi, diyebileceğiniz bir yazar var mı?
 Yüceyılmaz: Evet, olmuştur. Zira iyi eserleri okuyarak yolunu bulabilir bir yazar. Geçmişte yazılmış önemli eserlerden haberdar olmanın yanı sıra çağdaş kalemleri de görmek, incelemek lâzım. Yazar, öykünmeyle başlar belki ama zamanla kendi tavrını, üslubunu bulur.
 Aytekin: Yazmadan önce bir toplumsal mesaj düşüncesi ile mi başlarsınız yoksa yazarken mi şekillenir yazılarınız?
 Yüceyılmaz: Topluma mesaj vermek hayli iddialı bir söyleyiş. Bunu felsefeciler yapar, düşünürler yapar. Bir hikâyenin, bir romanın mesajı hiç olmayabilir de. Hayattan bir sahnedir anlatılan. Kurgudur, bozulmuşu yeniden imar etme gayretidir yerine göre. Anlatımın çıkış noktası bir zarurettir ve elbette yazarın kafasında belli bir gidiş istikameti hep vardır.
Aytekin: Kadın yazar olmanın zorlukları nelerdir?
 Yüceyılmaz:    Bir zorluk varsa eğer bu, sorumluluklarınızla doğru orantılı bir meseledir. Aileyi, akrabayı, eşi dostu gücendirmeden yirmi dört saati otuz saate çıkarmak oldukça zordur meselâ. Düşünmek, tasarlamak zaman ister. Bunun dışında hanım yazarlara kimse engel olmuş değildir bu güne kadar. Çünkü geçmişte de yazmışlar, bugün de eserler yazılıyor.
 Aytekin:  Teknolojiyle aranız nasıldır?
Yüceyılmaz:    Teknolojik becerim bilgisayarla yazmaktan ibarettir. Sosyal medya denilen ucubeyle ilgilenmiyorum. Herkese lâf yetiştirmenin akıl kârı olmadığını düşünenlerdenim. Teknolojiyi yalnızca uçakla seyahatte takdir ederim. Telefon çılgınlığına ise uzaktan, hayretler içinde bakıyorum. Sürekli konuşmak için ne çok bahanemiz varmış! Bana biraz bu durum”Kuşa bak kuşa!” klişesini hatırlatıyor ve düşünme melekemizi köreltiyor. Teknolojiyi kullanalım derken galiba kendimizi unuttuk. Durumu insanlık namına endişeyle seyrediyorum.
 Aytekin:  Türk edebiyatının veya romancılığının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
 Yüceyılmaz:  Oldukça parlak görüyorum. Yazılacak en güzel eserler gelecek zamanlarda saklı.
 Aytekin:  “Derin Denizlerde” romanınız yeni yayımlandı. Bundan sonra sırada ne var?
 Yüceyılmaz:   Yine denizlerle ilgili bir makaleler topluluğu var önümde. İnşallah bitirebilecek kadar zamanı bana bahşeder Yaradan.
 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!