RÖPORTAJLAR
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”

Millî eğitimde ‘arayışlar dönemi’ mi?
Eklenme Tarihi: 4 Ekim 2018, Perşembe 23:38 - Son Güncelleme: 4 Ekim 2018 Perşembe, 23:40
Font1 Font2 Font3 Font4



Millî eğitimde ‘arayışlar dönemi’ mi?
Yeni sistemin "meslekten gelme" ilk Millî Eğitim Bakanı Sayın Ziya SELÇUK, meselelere vakıf bir eğitimci olarak yaptığı konuşmalarla ve ilk icraatlarıyla öğretmen ve öğrencilerin ümidi olmayı, eğitim camiasına moral vermeyi sürdürüyor.

Sayın SELÇUK bir  gözlemci, çözümleyici, samimi, idealist ve cesur tavırlarıyla eski yeni bütün eğitimcileri, "eğitim davası" üzerinde daha çok düşünmeye, fikir üretmeye, fedakârlık yapmaya ve görev almaya davet ediyor. Bu konuda Mevlâna'dan, Yunus'tan ve Mimar Sinan'dan örnekler veriyor. O kadar cesur, önemli, yenilikçi, isabetli adımlar atmalıyız ki "kıyameti koparmalıyız" diyor. Ben, bu deyimi çok parlak başarıların elde edildiği, yankılar yapan, sonuçlarından herkesin memnun olacağı ve alkışlayacağı adımlar olarak yorumluyorum.

 

Arayışlar Dönemi:

 

Prof. Dr. Ziya SELÇUK'un "Tanzimat'tan beri kendi eğitim sistemimizi arıyoruz." ifadesi çok doğru bir tespit; ancak bu "arayış"ın sadece eğitimde değil siyasette, hukukta, iktisatta, askerlikte, sanatta, edebiyatta da devam ettiğini de kabul etmek gerekir. Hatta bazı edebiyat tarihçilerimiz, Tanzimat Edebiyatı ve sonrası edebiyatımıza "Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı" yanında "Arayışlar Dönemi Türk Edebiyatı" adını da vermişlerdir. Edebiyat-ı Cedide'den tutun Millî Edebiyat'a, Cumhuriyet Devri Edebiyatı'ndan  I. ve II. Yenicilere kadar birçok edebî akımdan veya topluluktan söz edilir. Bunların her biri, farklı şartlarda, farklı görüş ve anlayışlarla ortaya çıkmış ve eser vermiş sanatçıların kurdukları akımlardır / topluluklardır.

 

Bütün bu "arayışlar"ın, "telaş"ın, hatta "çaresizliğin" en büyük sebeplerinden birisi, bence gittikçe büyüyen, gelişen ülkemizdeki "sosyal" ve "kültürel" alandaki "değişim"leri tam olarak kavrayamamış, doğru yorumlayamamış olmamızdır. Çağımızdaki bütün toplumlar için genel kural, sadece bu tarihî "olgu"ya, "değişim"e ayak uydurabilenler, kendini yenileyebilenler, ayakta kalır ve hedeflerine ulaşabilir, şeklindedir.  Ahmet Hamdi Tanpınar, hatırlarsınız, bunu "değişerek gelişmek / gelişerek değişmek" biçiminde formülleştirmişti. Daha 14. yüzyılda İbn Haldun bile Mukaddime'sinde: "Âlemin ve kavimlerin hâlleri, âdetleri ve gidişatı, belli bir düzende ve sabit bir yolda sürüp gitmez." tespitinde bulunuyordu.

 

Evet, gittikçe "küreselleşen" dünyamız bugün çok hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşıyor; bizim toplumumuz da bundan nasibini almaktadır. İnsanların yaşama tarzları, ihtiyaçları, ekonomileri, ilgi alanları, âdetleri, kullandığı araç ve gereçler, kısacası "dünyaları" değişmektedir. Buna bağlı olarak yeni iş sahaları, hedefler, cazibe merkezleri, meslekler, alışkanlıklar ortaya çıkmakta. Sayın Bakan bunu, dünyanın dördüncü kırılması olarak yorumluyor: "Fiziksel, biyolojik ve dijital alanın birleştiği bir çağ!" Dikkatlere sunulan şu örnek de ilgi çekici: "Ay'a füze göndereceğiz; hazırlık yapıyor, nişan alıyor ve fırlatıyoruz füzeyi! Aaa, o da ne? Ay, yerinde değil, dönmeye devam ediyor. İşte biz de çocuklarımızı geleceğe doğru fırlatıyoruz." Bu misal, bize Hz. Ali'ye izafe edilen şu sözü hatırlatıyor: "Çocuklarınızı bugüne göre değil yaşayacakları çağa göre yetiştiriniz." Sevgili Peygamberimizin rahle-i tedrisinden geçtiğini de hatırlamalıyız burada Hz. Ali'nin.

 

Neler, Nasıl Değişmeli?

 

Eğitimin başta öğrenci ve öğretmenler/yöneticiler olmak üzere okul (derslik, laboratuar, kitaplık, araç ve gereçler…), veliler olmak üzere birçok boyutu/unsuru vardır. Bunlar, eğitimdeki başarıyı / yahut başarısızlığı etkileyen faktörlerin başında gelir. Bu alanda emeği ve katkısı olan her ferdin kendi görev ve sorumluluğunun bilincinde olması gerekir.

 

Sayın Bakan başka bir konuşmasında şöyle diyor: "Kendi çocuğumuzu sevdiğimiz kadar öğrencilerimizi, "çocuk" kavramını da sevelim. Öğretmenlerimize sahip çıkalım ki çocuklar, onların vesilesiyle özgür akla kavuşsunlar. Deli gömleklerimizi yakalım gitsin…" Buradaki "özgür akıl" ifadesini önemsiyorum; bu sözler, Namık Kemal'in 150 yıl önceki gür sedasını hatırlatıyor bize:

 

Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhâ-yı hürriyet
Çalış, "idrâk"i kaldır muktedirsen âdemiyetten


Burada, insanların özgür yaşama hakkının zorla elinden alınamayacağı, insanlara Allah tarafından bağışlanan "idrak"in, yani insanın tabiatında/doğasında var olan "duyup düşünme, doğruları kavrama/algılama" yeteneğinin kafalardan sökülüp atılamayacağı vurgulanıyor. Yukarıdaki sözlerle,  Sayın Bakan'ın, özgür ve eleştirel düşünceyle "diyalektik metot"a dikkat çektiğini düşünüyorum.

 

Son 30-40 yılda çok sık değişen müfredat programları, ders kitapları, sınıf geçme ve sınav yönetmelikleri, eğitim öğretim metotları, liselere ve üniversitelere giriş sistemleri vb. üzerinde düşünülmesi gereken konular arasında yer almaktadır. Yapılacak değişikliklerde/yeniliklerde eğitim camiasının, sivil toplum kuruluşlarının, eğitim davasına gönül vermiş herkesin görüşlerinden faydalanılmalı;  aceleye getirilmeden, "pilot bölge"lerin de tecrübelerinden yararlanılmalıdır. Bu hususlarda zaman zaman yapılan önemli sayılabilecek değişiklikler, birtakım sakıncaları da beraberinde getirmiştir. Aceleye getirilerek alınan bazı radikal kararlar, "ben yaptım, oldu!" anlayışı, sonunda pişmanlıkları da doğurabilmektedir. 

 

Sonuç:

Şu bir gerçektir ki "insan eğitimi" işi, hayatın/dünyanın en çok alın teri isteyen, en zor; ama meyvesi yıllar sonra alınsa da en güzel, en kutsal, en değerli mesleğidir. Eğitime yapılan yatırım, en isabetli, en idealistçe yapılan yatırımdır. Hayatımızı/dünyamızı değiştiren ve geleceğimizi kuran, bize mutlu ve müreffeh bir hayat yaşatan, eğitilmiş insan gücüdür; -itiraf etmek gerekir ki- toplumların siyasî, ahlâkî, iktisadî, hukukî, askerî bunalımlara düşmesi, hatta sosyal çöküntülere sürüklenmesi de yine eğitilmiş insan gücünün yetersizliğindendir, ihanetindendir.

 

Önümüzdeki süreçte neşter vurulması beklenen "yeni" müfredat programları, "yeni" ders kitapları, "yeni" sınıf geçme ve sınav yönetmelikleri, "yeni" liselere ve üniversitelere giriş sistemleri vb. öncekileri ret ve inkâr mahiyeti mi gösterecek; yoksa eski ile yeninin bir "sentez"i olup "reform" sayılabilecek birçok yeniliğe kapı aralayan bir sistem mi olacak? Bunu zaman gösterecektir. Ancak her yeni sistemin zamanla eskimeye mahkûm olduğu gerçeğini de unutmamak gerekir. Sistemin adı ne olursa olsun, izlenecek yolun, tarihî ve kültürel değerlerimize ters düşmeyen, "bilim, saygı, sevgi, erdem, iyilik, güzellik, hak, adalet, demokrasi, kardeşlik, bayrak ve vatan sevgisi..." gibi millî ve evrensel değerleri yücelten bir yol olması gerektiğini vurgulamak isterim. Bu yol, engeller ve zorluklarla dolu olacaktır; ama bunları aşmak, idealist insanlar için müşkül değildir. Cesaret vazgeçmemektir. Yeni yetişecek neslimize kitap okumanın önemi ve faydası kavratılmalı, belli dönemlerde belli kişilerin eserleri (meselâ – güncel olarak- Fuat Sezgin, Tarık Buğra, Cengiz Aytmatov…vb.) okuma saatlerinin konusu olmalıdır. Tıp dünyası, çok kitap okuyan kişinin beyninin fizyolojik olarak geliştiğini ispatlamıştır.

 

2018-2019 eğitim yılında, başta geleceğimizin mimarı bütün öğrenci, öğretmen ve idarecilerimiz olmak üzere bütün eğitim camiasına başarılar dilerim.        

 

MUHAMMET APAYDIN
 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!