RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Miljacka’dan  Neretva’ya
Eklenme Tarihi: 11 Nisan 2019, Perşembe 03:16 - Son Güncelleme: 11 Nisan 2019 Perşembe, 03:18
Font1 Font2 Font3 Font4



Miljacka’dan Neretva’ya
Büşra Cansız / Sanat Tarihçisi

                          

 

Balkanlar’da bir ülke Bosna Hersek. Bosna Hersek’de iki şehir Mostar ve Saraybosna. Mostar ve Saraybosna’da iki nehir Miljacka ve Neretva. Kaderleri bir, acıları bir; hüzünlü ama çoğu zamanda neşeli akan bu iki nehrin sesi olacağım sizler için…

 

Bosna Hersek’in başkenti ve aynı zamanda en büyük şehri olan Saraybosna;  yemyeşil dağlarla çevrili, ortasından Miljacka’nın aktığı, zamanın hızına pek de ayak uydurmayan bir şehir. Keza zaman bu şehirde birçok defa durmuş ve zor da olsa yeniden akmaya başlamıştır.

 

Bu topraklarda zaman en son 5 Nisan 1992 tarihinde durmuştu ve tam 3,5 yıl boyunca da akmamıştı.  Bu donmuş zamanın her anına tanıklık eden, bütün acı olayların seyircisi olmuş bir şahit bulunmaktadır; Miljacka!

 

-Nereden başlasam anlatmaya. Anlatabilecek miyim, tercüman olabilecek miyim ki gördüğüm acılara. Sanırım o günden başlamalıyım, her şeyin başlangıcı olan o günden. Aslında savaşın seslerini duymaya başlamıştım ama böyle bir günü tahmin edememiştim, kim ederdi ki? Sakin akmaya başladığım, normal bir gündü. Sonra sesler duydum, barış dolu umut dolu sesler. Biraz sonra da yüzlerini gördüm. Kimisi gelecekleri için endişe duyan öğrenciler, kimisi çocukları için korkan bir anne bir baba. Savaşa hayır diyerek barış için yürüyorlardı. Ancak gözünü sadece kan ve savaş bürümüş Çetnikler çoktan yerlerini almıştı. En sevdiğim arkadaşlarımdan olan Vrbanya Köprüsü’nün üzerine gelene kadar hiç fark etmemiştim olacakları. Haber vermek istedim, ancak keskin nişancılar birden ateş etmeye başladılar, yetişememiştim…

 

Miljacka’nın tanıklık ettiği bu olay 5 Nisan 1992 tarihinde gerçekleşti ve Suada Dilbeoviç ile Olga Suçiç Saraybosna kuşatmasının ilk şehidi oldular. Saraybosna Üniversitesi Tıp Fakültesi 5. sınıf öğrencisi olan Suada Dilbereoviç ve iki çocuk annesi Olga Suçiç’in ölümüyle Saraybosna için zaman durmuştu. O günden sonra  modern zamanın en uzun süreli şehir kuşatması başladı ve ölüm Miljacka için her gün tanıklık ettiği bir olay haline geldi. Suları artık dağların yeşilliğini değil, kanın kırmızılığını yansıtıyordu. Miljacka bir daha hiç konuşmadı sadece seyretti, hiçbir şey yapamamanın verdiği acıyla sadece seyretti.

 

Saraybosna sokaklarında artık yürümek tehlikeliydi.  Pazar yerlerinde, ekmek ya da su bulmaya çalışan sivilleri bir eğlence haline getirerek öldürmekten çekinmediler. Duvarlara ‘dikkat köpek var!’ değil ‘dikkat sniperlar var’ yazılır hale geldi. İnsanlar hayatta kalmak istiyorlarsa dikkatli olmalı, hızlı koşmalı ve yürürken hayal kurmamalıydı.

 

Sırp Çentikler;  hastaneleri, camileri, kütüphaneleri, okulları Saraybosna’ya dair ne varsa her şeyi bombaladılar. Miljacka’nın komşusu, Avusturya-Macaristan hâkimiyeti döneminde Endülüs mimarisiyle inşa edilen Vijecnica Kütüphanesi de bu yıkımın bir parçası oldu. Saraybosna kuşatmasının bir diğer canlı tanığı olan kütüphane, 25 Ağustos 1992'de Sırp ateşi sonucu 3 gün boyunca yanmaya devam etti. 155 bin el yazmasının yanı sıra ülkenin ulusal arşivlerinin de bulunduğu, yaklaşık 2 milyon eser yani bir tarih yok oldu.

 

5 Nisan 1992-29 Şubat 1996 tarihleri arasında yaşanan bu kuşatma da; 10 bin insan öldürüldü, 56 bin kişi yaralandı, ortalama her gün 329 bomba şehri vurdu. Miljacka tüm olayların canlı tanığı olarak akmaya devam etti ve zaman da yeniden normale döndü. Saraybosna 3,5 yıl kaybetmişti, yorgundu ancak ümit vardı.

 

Tam 20 yıl sonra bu toprakları ziyaret ettiğimde karşımda zamana direnen bir Bosna gördüm. Sokaklarında binalarında kurşun delikleri, Türkiye’den gönderilen tramvaylar, otobüsler… Tüm hatıraların bilincinde Miljacka’nın bir ucundan diğer ucuna yürüdüm; Suada-Olga Köprüsünden Latin Köprüsüne, İnat Kuça’dan Vijecnitsa’ya, At Meydanı’ndan Miljacka’nın derinliklerine doğru tarihi yâd ederek…

 

İnat Kuça ve Vijecnitsa demişken kısaca hikâyesinden bahsedeyim sizlere. Avusturya-Macaristan hâkimiyeti döneminde Saraybosna’da bir belediye binası yapılmak isteniyor. Yapılan araştırmalar sonucunda en uygun konum olarak, şimdiki Vijecnitsa Kütüphanesinin bulunduğu alanda yer alan İnat Kuça evi belirleniyor. Ama evin sahibi inat mı inat bir Boşnak, Avusturya yönetimine satmak istemiyor. Sonunda tek bir şartla ikna oluyor; evin karşı kıyısına mevcut şekli ile tek bir taşı değişmeden taşınacak. Böylece Miljacka’nın diğer ucuna geçiyor ve tarihin sayfalarında İnat Evi olarak yerini alıyor.

 

Miljacka’nın etrafında şehri gezerken bir tarafta cami gördüm diğer tarafta sinagog, bir tarafta Ortodoks Kilisesi gördüm diğer tarafta Katolik Kilisesi. Burasına boşuna Avrupa’nın Kudüs’ü demiyorlar. Bizi bize bıraksalar aslında bu eşsiz mozaik hiç bozulmaz da nedense istemiyorlardı barış içinde yaşayalım. Oysa bu eşsiz manzaranın kime ne zararı vardı?

 

Miljacka’nın kıyısından son bir kez Başçarşı’ya bakın ve düşünün çünkü Neretva’ya doğru yol almak üzeresiniz. Mavinin yeşil ile cümbüşüne tanık olacağınız bu yolculukta kendinizi adeta Karadeniz’de hissedeceksiniz.

 

Üzerinde Mostar Köprüsü’nün yer aldığı nehir ibaresinden çok daha fazlasıdır Neretva. Avrupa’nın en temiz nehirlerinden olan Neretva, daha Mostar Köprüsü’ne gelmeden muhteşem güzellikleriyle sizleri kendisine hayran bırakır. Bu güzergâhta en sevdiğim noktalardan biri Konjic Kasabasıdır. Neretva’nın iki yanına yayılmış bu şirin kasaba sadece doğal manzarasıyla değil, tarihi ile de sizleri kendine çeker.

 

Osmanlı döneminde de büyük önem taşıyan bu şehir, Bosna Hersek’in en eski şehirlerden biridir. İlk olarak 1682 yılında Sultan IV. Mehmet saltanatında yapılan Konjic Köprüsü ile gözleri kendine çeker. Ancak Bosna’da ki tüm köprülerin kaderinde sanırım nehriyle kavuşmak yatıyor. Köprü 1945 yılında Naziler tarafından yıkılıyor ve Neretva’sı ile bütünleşiyor.  Günümüzde TİKA’nın desteğiyle ayağa kaldırılmış olan köprü güzelliğiyle yine herkesi büyülemektedir.

 

Ben Jablanica diyeyim siz kuzu çevirme anlayın. Evet Mostar’a doğru inerlerken Neretva’nın kıyısında göreceğiniz bir manzara da kuzu çevirme tesisleriyle ünlü Jablanica şehridir. Her Neretva şehrinde olduğu gibi burada da meşhur bir köprü bulunmaktaydı ve her Bosna köprüsünün kaderinde olduğu gibi bu köprüde yıkılmıştı. 2.Dünya savaşı döneminde Almanların Adriyatik sahillerine geçiş noktasında önemli bir stratejik konumda bulunan Jablanica Köprüsü, Tito tarafından yardımları kesmek amacıyla havaya uçurulmuştur. Bugün bir zaferin simgesi olan demir köprünün parçaları da Neretva’sı ile akmaya devam etmektedir.

 

Jablanica’yı da geçip Mostar’a yaklaşırken daha ne kadar şaşırtabilirdi ki bizi Neretva? En güzel kozlarını sona mı saklamıştı yoksa?

 

Nehirler ayırır köprüler birleştirir demişler. Osmanlı Devleti ’de fethettiği Balkan topraklarındaki nehirleri birçok köprüyle birleştirmiştir. Bunlardan en güzeli ve dillere destan olanı tabiki Mostar Köprüsü’ydü, Neretva’nın da belki de en sevdiği…

 

Bu yaşlı köprü neler görüp, neler yaşamıştı kim bilir. 1566 yılında Mimar Sinan’ın öğrenci Mimar Hayreddin tarafından inşa edilen Köprü, yüzyıllarca Neretva’nın iki yakasını birbirine bağlamıştı. Aynı zamanda Hristiyan ve Müslümanları da birbirine bağlayarak Balkanların bir simgesi olmuş, yıkılışıyla bölgedeki barışında yıkıldığını göstermişti. Bosnalılar bir yakınını kaybedercesine ağlamıştı o gün;

 

-427 yıl… Dile kolay 427 yaşında yaşlı, yorgun, acılı ama bir o kadar da mutlu bir köprüyüm. Yemyeşil Neretva’nın üzerinde tüm heybetimle görenleri kendime aşık ediyorken nasıl gurur duyup da mutlu olmam. Ne sadrazamlar geçti üzerimden, ne savaşlar dinledim yeniçerilerden. Ama hiçbiri bugünlerde yaşanmakta olanlar kadar etkilememişti beni. Yüzyıllarca kardeşçe yaşayan, birbirine bağladığım Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar savaşıyordu. Böylesi nefrete daha önce hiç tanık olmamıştım,  427 yıl boyunca hem de! Anlam veremiyordum, bir zaman birbirleri sevdiklerini göstermek için delikanlılar üzerimden atlardı Neretva’ya. Şimdi ? Değişen neydi, kimdi ?

 

9 Kasım 1933 savaş başlayalı kaç gün oldu artık saymayı bıraktım. Şehrim çok suskun. Mostar’ın evlatları acı çekiyordu, Mostar’ın evlatları yüzünden. Sevdalinka sesleri değil mermi ve bomba sesleri duyuyordum sokaklardan. Bugün her zamankinden farklıydı ama bomba sesleri çoğalmıştı. Bir çocuk gördüm Neretva’nın öteki ucunda, sapsarı saçlarıyla hasretle bana bakıyordu. Bir şeyler söylemek istiyordu sanki ama konuşamıyordu. Sonra birden karardı her şey sanki parçalara ayrılıyordum. Son gördüğüm masmavi bir çift göz oldu… “

 

“ Zambaklar yeniden açar 
Zulme ve zalime olan inadına
Kapanır inayetiyle hakkın en derin yaralar
Neretva öpücükler kondurur Mostar’ın yanağına
Ve gelinliği kirletilmiş kızlar 
Geleceğe tertemiz sayfalar açar

 

Zambaklar yeniden açar 
Çıkmaz denilen bir sokağın sonunda
Bosna özgürlüğe sevdalı bir kuş olur
Bilge kralın avuçlarında
Mostar’ı mermiler değil ayın gölgesi bulur
Delikanlıları sniperlar değil bir çift mavi göz vurur.

 

Zambaklar yeniden açar 
Kör ve sağır Avrupa’nın tam ortasında
Çöldeki susuzluk son bulur
Özgürlüğün altın kaplı kırbasında
Gülen dudaklar keyifli sevdalinkalar tutturur
Küçük bebeler özgürlüğe uçurtmalar uçurur “

 

Tam 427 yıl boyunca ayakta duran Mostar Köprüsü 9 Kasım 1933 tarihinde Hırvat tanklarından açılan bombalar sonucunda paramparça oldu. Balkan barışının simgesi, Neretva’nın sularına gömülürken, insanlık bir kez daha kaybetmişti bu topraklarda…

 

2004 yılında yeniden aslına uygun olarak inşa edilen Mostar Köprüsü’nü görünce tüm bu hatıraları sanki o anda ben de yaşarcasına hüzünlendim. Eminim ki yıkılışına tanıklık etseydim bir yakınımı kaybetmişçesine ağlamaya başlardım. Daha gelmeden aşık etmişti şehrine ancak yakından görmek, gecesiyle gündüzüyle tüm muhteşemliğine tanık olmak, daha çok bağladı kendine. Mostar’da bir gece geçirin mutlaka, ancak büyüsünü tamamen o zaman hissedersiniz.

 

Mostar’ı da geçip Neretva’nın peşinden ilerlemeye devam edelim, neredeyse Adriyatik’e ulaşacaktık bu gidişle. Balkanlarda bir Osmanlı köyü Poçitel, benim tabirimle taştan köy. Tamamen taştan inşa edilen bu sınır kenti, Neretva’nın üzerine bütün heybetiyle yükselmektedir. Dar sokaklarının içinde yeşillikle bütünleşen taştan mimarisi Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki en korunmuş köyüdür. Camii, hamamı, medresesi, kalesi, kervansarayı ve saat kulesiyle benzersiz bir saklı cennettir.  Poçitel’i görmeden sakın Bosna’dan ayrılmayın derim.

 

Neretva’nın gürül gürül akan suyunun sesi eşliğinde nehir boyunca ilerlerken, Evliya Çelebi’nin adımlarını takip ediyordum adeta. O kelamı duyar gibi oldum; “Şefaat Ya Resulallah, Seyahat Ya Resulallah…'' 

 

“Zambaklar yeniden açar 
Bir zafer muştusunda
Nemrut ateşleri gül bahçesi olur
Tuzla’da, Saraybosna’da Mostar’da
Gül yüzlü nineler içten dualar okur
İşte mutluluğun resmi budur…”

 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!