RÖPORTAJLAR
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
    Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
  • METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
    METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
  • HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI
    HATTAT AHMET KUTLUHAN RÖPORTAJI

METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
Eklenme Tarihi: 7 Haziran 2016, Salı 23:50 - Son Güncelleme: 7 Haziran 2016 Salı, 23:50
Font1 Font2 Font3 Font4



METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ   Neşe ÖZTÜRK Yazın hayatı üzerinde ilk ciddi etki anneannesinin Harput hançeresiyle okuduğu Kur’an ile beraber Ahmediye, Muhammediye,  Karadavut, Siret-i  Nebi, ve Mevlid-i Şeriftir. Şair, yazar, mütefekkir  Metin Önal Mengüşoğlu 17 Mayıs 1947’de  Elazığ’da doğdu. İlkokulu Diyarbakır’da, orta ve liseyi Malatya’da tamamladı (1969). İ.Ü. Hukuk Fakültesini bitirdi (1979). Bursa’da bir süre memuriyetten […]

IMG_7430_resized
METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ 
 Neşe ÖZTÜRK
Yazın hayatı üzerinde ilk ciddi etki anneannesinin Harput hançeresiyle okuduğu Kur’an ile beraber Ahmediye, Muhammediye,  Karadavut, Siret-i  Nebi, ve Mevlid-i Şeriftir.
Şair, yazar, mütefekkir  Metin Önal Mengüşoğlu 17 Mayıs 1947’de  Elazığ’da doğdu. İlkokulu Diyarbakır’da, orta ve liseyi Malatya’da tamamladı (1969). İ.Ü. Hukuk Fakültesini bitirdi (1979). Bursa’da bir süre memuriyetten sonra ticaretle uğraştı. Mengüşoğlu güzel şiir okumasıyla da meşhurdur.
İlk şiiri ‘Unutmak’ Yeni İstiklal ’de çıktı (1962). Şiir ve hikayeleri Yeni İstiklal, Türk Yurdu, Fikir ve Sanatta Hareket, Aylık Dergi, Çağrı, Defne, Deneme, İslam Medeniyeti, Milli Gençlik, Kriter, Kelime (kendisi çıkardı 1986-1987) dergilerinde yayınlandı.
Şiirleri: Ben Asyalı Bir Ozan (1983), Çamurlu Bir Irmak (1986), Hayatımın Bahanesi (1993), Sevda Söze Dönüşmez (1998). Hikayeleri: Gâvur Kayırıcılar (1973), Dr. S (1986).
Romanı: Yerler Mühürlendi (1996). Denemeler: Ağabeyime Mektuplar (1995), Kimliğin Fotoğrafsız Yaprağı (1999), Öptüm Kara Gözlerinden (2007),  Harput  Şehrengizi ( Hatıra -Deneme 2000). 
 Metin Önal Mengüşoğlu’nu bir mütefekkir olarak tanırız. Aynı zamanda şair, roman ve hikâye yazarısınız. Kendinizi hangi alana daha yakın görürsünüz? Şiir yahut düzyazı: Düşünce dünyanıza en çok hangisi etki eder?
Mütefekkir kelimesini seviyorum. Düşünen bir insan olarak tanınmak hoşuma gider. İnsanın her hoşuna giden meşru ve doğru olmayabilir. Ne var ki düşünmenin negatifi yoktur. Yanlış anlaşılmasın elbet düşünen insan da yanılabilir. Eğer yanılma sahici bir düşünce sonucuysa benim iman manzumemde ona da uhrevi sevap verilmektedir. Şurası unutulmamalıdır ki yeryüzünde mümini ve mensubunun yanılgısına dahi ödül veren yegâne sistem İslam’dır. Biliyorsunuz müçtehid, içtihadında isabet ederse iki, yanılırsa bir sevap kazanır. Düşünme İlahi Kelam diliyle söylersek zikretme, fıkhetme ve fikretmenin Türkçe adıdır. Düşünmenin insanı hakikatle kucaklaşmaya yani imana eriştiren biçimi yine İlahi Kelam diliyle söylersek akletmedir. Bu da beynin değil tıpkı diğer düşünme biçimleri gibi kalbin fonksiyonudur.
Düşünmenin negatifi yoktur sözünü de açıklamalıyım. Negatif olan eylem heva ve hevestir, arzu ve aşk gibi aşırılıklardır. İnsan bu duygularını düşünme zannedebilir. Aslında düşünme bir üretim biçimidir.
Lafı uzattığımın farkındayım lakin şunu söylemeliyim ki benim şiirim, hikâyem, romanım, biyografi ve düşünce eserlerimin tümü, lokomotifi düşünme olan, duygu ve duyuları da kompartıman halinde onu izleyen bir demiryolunda akan trene benzer.
Ayrıca onlar bana etki etmezler ben onlara istediğim biçimi veririm. Çünkü onlar eser, ben müessirim. Demek ki benim herhangi bir alana yakınlığım sorgulanacaksa, “Düşünmek Farzdır” adlı eseri kaleme almış birisi olarak, bütün insanlara duyu ve duygularını lokomotif yapmış bir trenden inip benim izimi takip ederek tam tersi istikamettekine binmeleri tavsiyesinde bulunuyorum. 
Yazın anlamında ilk biriktirmeye başlamanız hangi zamanda ve nerede başladı? (Bursa ya da başka bir şehir)
İlk mektebi Diyarbekir’de okudum. Çocukluk hatıralarım Harput, Elaziz ve Diyarbekir’dendir. Orta mektep ve liseyi okuduğum Malatya benim düşünce ve duygu dünyamın bu arada imanımın şekillenmeye başladığı şehirdir. Ortaokul sıralarında iken Necip Fazıl, Mehmet Sait Çekmegil gibi üstatlar ve onların çıkardığı mecmua ve eserlerle tanışma fırsatı, benim düşünme ve yazma tarihimin başlangıcı olmuştur. Çok erken yaşlarda ciddi okuma sevgisi vardı bende. Babamın kütüphanesinde Osmanlıca eserlerle beraber Batı Klasiklerinden birkaç kitap elime geçmişti. Onları okur ve öğrenirdim; bir ara kendimi şiir yazarken yakaladım.
Şiirlerimi merkez mecmualara postalamaya başlama yaşım lise bire denk düşer. Büyük Doğu, Yeni İstiklal, Türk Yurdu, Hareket gibi mecmualara gönderdiğim her metin yayınlandı. Bu bana cesaret verdi. İlk şiirimin yayın tarihi (okul mecmuasını saymazsak) galiba 1962 idi. Malatya Lisesi öğrencisi idim.
Yazı hayatım üzerinde ilk ciddi etki anneannemin Harput hançeresiyle okuduğu Kur’an ile beraber Ahmediye, Muhammediye, Karadavut, Siret-i Nebi, Mevlid-i şerif’tir. Bu arada sevgili memleketimin, Harput’un yanık türkülerini unutamam. Onların yüreğimin bir köşesinde her vakit mümtaz bir yeri bulunmuştur.
“Öptüm Kara Gözlerinden” deneme olarak ele aldığınız bir kitap. Değerli yazarımız Cevat Akkanat’ın yazdığı sunuş metninde sizin için; “Hayatıyla birlikte sanat ve edebiyat çalışmalarını ana kaynağımız olan Vahye Bağlayan şair ve yazardır.” diye bir ibare geçer. Siz, şimdiki şair yazar ya da eli kalem tutan bireylerin bu doğrultuda yol alıp almadığı hakkında ne düşünürsünüz?
Vahiy ve Sanat adlı eserimde geleneksel Türkçe edebiyata, Müslüman âleminin sanat kavramına bakışına yönelik eleştirilerim olmuştu. Evvela sanat kelimesini ihmal ederek daha çok teknik anlamdaki fen kelimesini kullanma hatasına değinmeliyim. Sanki İlahi Vahyin dilinde sanat kelimesi hiç yokmuş gibi davranılmıştır. Oysa sanat kelimesi İlahi Kelam’ın dilinde hem de bugünkü anlamıyla defalarca kullanılır. Başka bir husus, şiir dışındaki sanat dallarının sanki İslam’da yasakmış gibi görünmesi de yanlıştı.
Tarih boyunca Türkçe yazan ediplerden pek azı İlahi Vahyi kaynak edinerek sanat yapma yoluna gitmişlerdir. Ona karşı daima bir mesafe ve tedirgin bakış mevcuttur. Denilebilir ki Mehmed Akif’e kadar bu toplumun şair ve yazarları Kuran ile aralarına daima bir ürkek mesafe koymuşlardı. İlk kez Akif bu hususta müthiş bir açılım getirmişti. Ben sanat telakkimi Akif’in “sanatın yüzde doksan dokuzu ter, yüzde biri ilhamdır” yorumundan almaktayım.
Oysa Türkçe yazan kalemler arasında Akif’in izinden gidenler o kadar az ki. Sezai Karakoç’u saymazsak (ki bence o da bir Kur’an şairidir) öteki yazıcılar arasında Kur’an ile temasa geçeni neredeyse mumla ararsınız. Hatta Necip Fazıl’ı dinleyecek olursanız, ona göre Akif şair bile değildir. Ben Necip Fazıl’ın güçlü bir şair, oyun yazarı ve hatip olduğunu teslim etmekle beraber bu yargısına asla katılmıyorum. İşte benim poetik hikâyem budur.
IMG_7426_resized
Geçmişle bugünkü akademik imkânları kıyasladığımızda gençlerin edebiyata ilgisini nasıl buluyorsunuz? Edebi zevk ve kalite yönünden hangi dönem daha iyi diyebiliriz?
Akademik imkândan ne kastediliyor anlamadım ama sözün sonu okuryazarlığın yaygınlaşması, iletişim araçlarının, teknik donanımların çoğalmasıysa, sırf bu sebeple geçmiş ve şimdi arasında bir kalite tartışması yapmayı uygun bulmam. Çünkü insan tekniğe mahkûm değil ona hâkim bir mahlûktur. Bilinmelidir ki merkezinde insanın bulunduğu bütün çabalar bütün zamanlarda nitelik ve nicelik bakımından ikiye ayrılmaktaydı. Dün de iyi ürünler yanında kötüleri mevcuttu bugün de durum aynıdır. Böyle dönemleri birbirinden kopartan değerlendirmeler doğru sonuç vermez. Bugün sanal dünya diye bir meşguliyet alanı vardır, insanların çoğu orada gezinerek düzeysiz ve uçucu hazlar peşindedir diyerek, geçmişi bugünden daha zevkli ve kaliteli sanmamalıdır. Edebi zevk ve kalite her vakit seçkin insanların işidir.
Nostaljik takılma, ölüsevici davranma alışkanlığı muhafazakâr çevrelerin hastalığıdır. Onlar daima geçmişi kendilerinden üstün görür, kendilerini aşağılayarak yaşamayı marifet sanırlar. Böyle bir şey yoktur. Bütün zamanların insanları yeryüzünde Allah tarafından sınanmakta ve aynı sorumluluk altındadırlar. Haz ve zevk araçlarının değişimi, amacın değişimi demek değildir. Hülasa İbn-i Haldun üstadı dinleyerek deriz ki “tarihin dilimleri, suyun suya benzediği gibi birbirine benzerler.”
Bir düşünür olarak sizden çok şey öğreniyoruz, aynı zamanda hitabetiniz bizler için değerli. Şahsi kanaatim, ne derece katılırsınız bilemiyorum ama hem fikren hem de hitabet yönünden sizi Üstat Necip Fazıl’a benzetiyorum. Siz bu konuda ne dersiniz?
Dersime her zaman iyi çalışan birisiydim. Yani resmi mekteplerin bütün sınıflarını çift dikiş geçtim. Kendimi resmi öğretinin sürekli etki alanından uzak tutmaktaydım; şimdi de öyle yapıyorum. Ne var ki şiir ve hitabet hususunda Necip Fazıl ile yarışamayacağımı en iyi ben bilirim. Ancak üstat ile fikren ayrıldığımız bir hayli nokta vardır. Onları da Mağrur Öfke Necip Fazıl eserimde kısmen anlattım.
Yazmaya yeni başlayanlar için neler söylersiniz?
Ah, beni dinleyeceklerini bilsem hemen lütfen yazmaya başlamayın, derdim. Yazmanın yenisi olmaz çünkü. Evvela okumaya hem de ciddi okumalara başlayın. Bin okuyun belki bir yazın, derdim. Okumanın üç türü vardır. Biri kişinin kendi fıtratını, vicdanını, verili kabiliyetini öğrenmek ve anlamak için bizzat kendisini okumasıdır. Hani Kızılderili Bilge “Yüreğinin Gösterdiği Yere Git” diyordu ya ben de aynı şeyi söylüyor ve bütün insanların evvela kendi içlerindeki meleklerin sesini işitebilmek için fıtratlarına eğilmelerini istiyorum. İkinci okuma biçim kâinatı, oradaki mucizeyi okumadır. Kıllı, çirkin bir tırtılın, ördüğü kozadan rengârenk bir kelebek olarak çıkarak, dünyamızı sadece iki üç gün için süsleyen kelebek haline dönüşümünü okumadır. Badem çiçeklerini, dünyanın bütün tilkilerinin nasıl olup da hep kurnaz olduklarını okumadır. Ancak üçüncü okuma kitap okumadır ki biz müminler için bütün kitaplar, tek bir Kitap’ın iyi anlaşılması için okunmalıdır. Demek ki her şeyden evvel, internet sitelerinin yazarı olmaktan da evvel okumak geliyor.
Zengin kültür dünyasına sahip bir millet olarak, kültürel mirasımızı gelecek nesillere taşımak için nasıl bir yol haritası izlemeliyiz? Yabancılaşma ve kültürel yozlaşmadan kurtuluş nasıl olur?
Evvela zengin kültür mirasına sahip olduğumuz vehminden kurtularak yapılabilir bu. Neden böyle söylüyorum, çünkü her toplumun kendine mahsus bir kültürü illa ki vardır ve hiçbir toplum, bir diğerinin kültürünü, kendisininkinden aşağı veya üstün görme hak ve yetkisine sahip değildir. Bakın, Fransız Komünist Partisi Başkanı iken Müslümanlığı seçen Roger Garaudy, hamaset peşine düşen, kendini unutarak, sürekli atalarıyla övünmeyi marifet sanan kimi Müslümanlara şöyle söyler: “Ataların yaktığı ateşin ocağını değiştirerek neler yaktıklarını merak etmek yerine, onların yaktığı ateşi yanar tutmak lazımdır.” Öyleyse zengin kültür mirasını nasıl ortaya çıkartacağız diye ortaya düşmeden evvel, o mirasa bizim neler kattığımızı konuşmalıyız.
Atalar bize zengin bir miras bırakmış olabilirler; buna yaslanarak birer mirasyedi gibi yaşamak yerine, üretime geçerek o mirasa çağdaş katkılarda bulunmalıdır. Mirasın değeri, ancak onu bırakanların çocukları tarafından ortaya konulan yeni eserlerle artacaktır.
Bir Bursalı olarak hangi mekânda olmayı seversiniz, en çok nerede huzur buluyorsunuz?
Şehreküstü, Maksem, Namazgâh, Sırameşeler, Gümüşçeken, Tophane, Hamzabey, Hüdavendigâr, Zeyniler, Emirsultan, Emirhan, Kozahan, İpekçilik, Pınarbaşı, Muradiye, Gemlik, Mudanya, İnegöl, Yenişehir, Karacabey, Uluabat, Uludağ daha sayayım mı? Bakar mısınız her birisinin muazzam birer külliyat tutacak kadar hatırası vardır. Bursa’da olmak, burada yaşamak bir ayrıcalıktır. Bu sebeple kendimi şöhretin zebunu yapmıyor, televizyonlarda görünmüyorum ki saydığım bütün mahalle, bölge ve ilçelerde, sokaklarında kaybolarak, bilinmeden, tanınmadan dolanıp durayım. Rastladığım her şehir sakini ile selamlaşarak yeni tanışıklıklar kurayım. Bu bana yetiyor.
Son olarak söylemek istediğiniz son bir not varsa duymak isteriz.
Ben bütün insanların fıtratında, onlar yaratılırken, kendilerini biricik kılan İlahi Ruh üflenmesiyle oluşmuş, birer yaratıcı yetenek bulunduğuna inanırım. Yani her biriniz potansiyel birer yaratıcı ve sanatkârsınız. İçinizdeki sanatkârı keşfederek yaşayın, yaratıcı olun, üretici olun. Cenab-ı Allah’ın yoktan var eden yaratıcılığıyla, beşerin yaratıcılığını birbirine karıştırmayın. İnsan ancak verili olandan, var olandan, kâinattan ve tabiattan ilham alarak yaratır. Yani vardan var edicidir.
Ancak yaratıcılık yalnızca yazarak, çizerek, melodi üreterek yapılmaz. İnsan kendi davranışlarını yaratan bir mahlûk olduğundan, onun her türlü eylemi bir yaratmadır. Bu bakımdan muamele ve münasebetinde nezaketli, erdemli davranış da bir yaratıştır. Bazen sokakta yürüyüşüne hayran olduğunuz insanlara rastlarsınız. Bazen bir yetimin başını sahici şefkatle okşayana. Durup ince şeyleri anlamaya, anlamlandırmaya çalışan herkes birer sanat insanıdır. İlla şair, hikâyeci, romancı, müzik adamı, ressam olmak gerekmiyor sanat yapmak için. Sağlam, sağlıklı ve incelikli davranış gerekiyor. Bu uğurda yolunuz açık olsun.
Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum hocam. Tekrar görüşmek üzere Allah’a emanet olun.
– Vesselam.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!