• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 14 Mart 2017, Salı 21:22 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:38
Font1 Font2 Font3 Font4
Memleket mi? Hangisinden başlasam?


Ayşei Yasemin YÜKSEL 
Memleket, insanın kökü. Damak tadından, şivesine, lehçesine  hatta dış görüntümüze belirleyicisi. Memleket, hele de uzakta olunca bağrı yakan yanık türkü. Şiir ki en güzeli “Memleket isterim” diye başlar. Sacın altında yanan çalı çırpının köyümüze gelindiğini haber veren isli kokusu. Bulvarlar, asfaltlar bittikten sonraki tozlu yol. Buruna çalan bildik yemek kokuları. Selam sabah. Hal hatır. Yolda kimi görsen ya dayıoğlu ya teyzekızı; ya hısım ya akraba. Komşuda pişen yemekten bir tas da koktu diye yan evlere ikram. Memleket, ana kucağı.
Memleket, henüz beton altında kalmamış değerler. Meralar yok olsa da kırın çayırın ayakta kalabilmeye çalıştığı, horoz sesinden kaz kanadı çırpışına, çocukların hindilere “kabarama kel Fatma, annen güzel sen çirkin” diye tekerlemeler söylediği yer. Memleket hala tekerlemelerin, masalların, manilerin gezindiği ovalar, üzerine pelit ağacı yani meşe gölgesi düşmüş ırmak boylarıdır.
Memleket, tırmanılan incir ağacı. Dedelerin dedesinden kalma zeytinliklerin meyvelerinin kaç kuşaktır kahvaltıda torunlarca yenildiği sofra. Dalından kesilen parçasının uca yakın ortadan delinip kilitli iğne ile çocukların omuzlarına nazarlık olarak takılan iğde ağacı. İğde çiçeği kokusu. Aşeri üzümlü bağlar. Kâh maviye kâh beyaza boyalı eski demir kapısı gıcırtıyla açılan iki katlı bahçeli evin kadife çiçeği, süsen, horoz ibiği, ortanca, şakayık, leylak, şebboy kokularıyla kucaklayışı.
Memleketin bazlaması, yağlaması, çörek otlu çömlek peyniri… Ağdadaki yani koyu üzüm pekmezi içindeki kirece yatırıldığı için kıtır kıtır olmuş  ve artık ne olduğu bilmeyenlerce katiyen tahmin edilemeyecek kabak dilimleriyle memlekettir bir memleket. Kendini bildin bileli tattığın  lezzetler, duyduğun sırf oraya özgü sözcükler, kınalı saçlardır.
Memleket, mektup yazılan adres. Sarı kızından, kuzulayan koyuna özlenenler. Memleket harmanda pişen bulgur pilavı, etli yaprak sarması, mantı, tandırda çömlekte pişmiş ‘aaa bakla’  yani kuru fasulye, komşu kızının bizim evin de kızı olduğu yer. Memleket, öz. İç olan her şey. Bizimkiler. Gurbet, dışlanmışlık hissi duyulan yer oysa. Dışarılar. El alem. Şimdilerde doğulan yerlerde yaşanmıyor; büyüdüğümüz yerlerde doyulmuyor…
Yeni tanıştığımız kişilere bir punduna getirip memleketini sorarız ilk, “hemşerim, memleket nere?” diye. İlkten sorulmasa da bu soru üç beş laf, biraz hoş beşten sonra gelen sorudur. Diyelim ki bir otobüs yolculuğunda yan koltukta oturanca ille sorulur. Verilecek tek bir cevap olması beklenir aslında. Ama o cevap nedir? Her zaman kolaycacık söylenebilir mi? Eğer önce şöyle bir duraksayıp sonra “ben aslında” diye başlanıyorsa memleket sorusu en zor sorulardan mıdır o halde?
Memleket doğulan yer midir yoksa kök nereyse ora mıdır? Memleket öncelikle küçük ölçekte kökün olduğu yerdir. Her ne kadar orada doğmamış, büyümemiş olsanız da. Ana babanızın aslı sizi de biçimlendireceğinden kök,  bir ölçüttür.
Bu sorunun cevabı bana zor geliyor. Uzunca olduğundan. “Nerden başlasam” deyip kökten en uç dala bir cevap çünkü. Benim için memleket, köklü, dallı budaklı ortalama bir yanıt yani. İç Anadolu’dakinden de önceki Asya’daki kökten yine İç Anadolu’daki Aksaray’dan filizlenip, başkentten başlayıp, orta Karadeniz’den Ege’ye uzanan. O zaman “memleket nere?” sorusunun cevabı, bir ağacın derinlerdeki köklerinden gökyüzüne uzanan dallarına kadar etraflı bir cevap.
Ne zaman bu soru ile karşılaşsam ilk cümlem şu oluyor; “Köküm Aksaray”. Evet, bu güzel, pek çok özelliği kimselerce bilinmeyen; ama bilinmemekle kendini bir şekilde gizleyen, ne sırları olan kent. Boz rengin kızıl tuğlalarla dönüştüğü yer. Bağları, peri bacaları, başaklarla dolu bereketli tarlaları, halı dokunan köyleri, cingillere, bakır bakraçlara  koyun yoğurdu çalınan, koskoca bakır kazanlarda pekmez kaynatılan, Aksaray Malaklısı köpeklerini dünyanın bilip de bizim hala Kangal’dan hiçbir noksanı olmayan bu asil köpekleri bilmediğimiz yer. Çörek otlu çömlek peynirinin, saç böreğinin, mantının, yufka ekmeğin, gıramlı bulgur pilavının, yaprak sarmasının, tandırda çömlekte pişen fasulyenin, leblebi tozunun anavatanı. Orası, beş yüzyılı aşkındır köküm.
Gel gör ki kökümde doğmadım da büyümedim de. Ankara’da doğup büyümek,  asla kökü unutmak anlamına gelmese de ikinci bir kök, kültür demek. Gerçi her ne kadar benim çocukluğumda gördüğüm hele de Annemin büyüdüğü Aksaray şimdikine hiç benzemeyip apayrı olsa da yemekleri, kültürel ve  manevi zenginlikleri hep aynı elbette. Doğal zenginlikleri her yerdeki gibi yitiyor. Ankara da diyemem memleket olarak. Aslını inkâr olur.  Memleket olarak bir kent adı söyleseniz o bile yetersiz. Çünkü artık o kent değil mahalleleri memleket oldu metropol yaşamında.
Ankara’dan üç yıl ve çok daha sonraları bir yıl uzak kalmışlığım var. Her ikisi de bakış açısından kültüre etkileyiciydi. Hele üç yıl ortaokulu orada okuduğum Ünye. Biraz biraz Karadeniz havası katmıştır. Hala orada kaptığım ‘açık e’ kullanımını düzeltemedim. Hoşuma da gidiyor aslında Ünye’den kalan bu esinti.
Okul öncesinden beri tatiller İzmir civarında olur, İzmir Fuarı gezilirdi. Otuz yıldır da Çeşme ile enikonu bağımız var. Bir uç Ankara, bir uç Çeşme. Öyle böyle değil adamakıllı kültürel etkileşim demek bu. Yani memleketleşme bir bakıma.  Böylesi bir durumda “hemşerim memleket nere?” sorusunun cevabı tek bir yer olamıyor. En dipten, kökten başlanıp en uca doğru bir sıralama gerektiriyor.
Bunun en çarpıcı örneği yurt dışında doğup büyüyen ve Ülkemizi bir tatil  yeri olarak gören çocuklarda görülüyor. Bazen Türkçe bile konuşmuyorlar kendi aralarında. Amerika’dan gelen akrabanızın  oğlu karıncayı görünce “ant”, örümceğe de “ömürcek” diye bağırsa da yaz gelip tatil çatınca biliyor ki bindiği uçak Türkiye’ye inecek.
Avrupa’da sokaklarda, caddelerde sıkça Türkçe duyarsınız, içiniz kabarır. Kulağınız bayram eder. Türk mahallelerinde bazı karakteristiklere rastlayınca gülümsersiniz. Mesela balkonumsu pencere önlerindeki demirden korkuluğa atılan yolluk gibi. Sokakta oynayan çocuklar gibi.
Diyelim ki Bulgaristan’dasınız. Ve karşınızdakiler oralı. Ama tanıdık izler görürsünüz o ortamda. Masadaki su, testilerdedir. Aksaray köylerinde  testilerin üzerine bakır maşrapa geçirildiği gibi bardak niyetine, orada da pet şişelerin üstüne plastik bardaklar geçirilmektedir. Gülümsersiniz.
O zaman memleket vurgusu gepgeniş yelpazede tarih kokarak gelir ruhunuza. Aklınıza da bir şiir gelir. O müthiş şair Cahit Sıtkı’dan;
“Memleket isterim /Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;/ Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.”
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;/Kış günü herkesin evi barkı olsun……. diye öncesinde de sonrasında başka dizeler olan.
 
 
 
 
.
 
 
 
 
 
 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN