RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
Eklenme Tarihi: 5 Ekim 2016, Çarşamba 23:10 - Son Güncelleme: 5 Ekim 2016 Çarşamba, 23:10
Font1 Font2 Font3 Font4



Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
  Kübra Çakır: İlk olarak sosyal medyadan başlayalım. Sosyal medyanın haberleşme açısından insanların üzerindeki etkisi büyük. Siz sosyal medyadan yararlanmaya ne zaman karar verdiniz? Mehmet Nuri Yardım: Sosyal medya Türkiye için yeni bir mecra. Bilirsiniz edebiyatçılar sosyal medyaya mesafeli durur. Ben de ilk başta öyleydim. Pek ilgilenmiyordum. Sonra teknolojinin aslında bir nimet olduğunu düşündüm ve […]

mehmet nuri yardım 004  
Kübra Çakır: İlk olarak sosyal medyadan başlayalım. Sosyal medyanın haberleşme açısından insanların üzerindeki etkisi büyük. Siz sosyal medyadan yararlanmaya ne zaman karar verdiniz?
Mehmet Nuri Yardım: Sosyal medya Türkiye için yeni bir mecra. Bilirsiniz edebiyatçılar sosyal medyaya mesafeli durur. Ben de ilk başta öyleydim. Pek ilgilenmiyordum. Sonra teknolojinin aslında bir nimet olduğunu düşündüm ve hazırlık yapmaya başladım. Kendi adıma bir site kurdum. Bu siteye büyük ilgi oldu, pek çok yazı gönderildi. Yayınladım. Sonra bunları kendi şahsi sitemde yayınlamak bana pek makul görünmedi. Dolayısıyla Sanatalemi adında bir siteye ihtiyaç duyuldu. Bazı yazarlarla irtibat halinde olduk. Onlar da yazı göndereceklerine dair söz verdiler. Böylece 10 Ağustos 2006 tarihinde sanatalemi.net sitesini kurduk. Bu sitede gençlerin de bulunduğu 40 civarında yazar yazmaya başladı. Bu az bir rakam değildi, bazı günlük gazetelerin bile neredeyse o kadar yazarı yok. Bu yazarlarımıza tekliflerimizi geri çevirmedikleri ve senelerce yazı yazdıkları için teşekkür ediyorum. İçlerinde ahirete göç etmiş olan yazarlarımız da vardı. Ahmed Yüksel Özemre, Ergun Göze, Altan Deliorman, Abdürrahim Balcıoğlu, Olcay Yazıcı, Ümit Fehmi Sorgunlu, Vahap Akbaş gibi hakikaten Türk edebiyatında ve düşünce hayatında, basın tarihinde önemli bir yeri olan birçok yazarımız bu siteye emek verdi. Biz de onları unutmadık ve onların adına Sanatalemi.net adına bir edebiyat yarışması düzenledik. Gençlerin katıldığı bu yarışmada birçok genç hikâyeci, romancı, şair, yazar yetişti. Kitaplar çıkarmaya başladılar. Sitemizde sadece köşe yazıları değil, kültür haberleri, araştırma, inceleme, sinema, tiyatro yazıları yer aldı. Bir bakıma internet dünyasında bir günlük gazete gibi düşünelim. Tabii internet sitesi kurmak kolay değil. Başta zor gibi görünür ama kurduktan sonra bakıyorsunuz bir şekilde yardım eli uzanıyor ve 10 yıldan beri bu devam ediyor. Sosyal medya sadece bir internet sitesinden ibaret değil. Sitemiz o kadar ilgi gördü ki, şaşırıp kaldık. 4 Mart 2008 tarihinde Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’ni arkadaşlarla beraber kurduktan sonra siteyi derneğe hibe ettim. Şu an Sanatalemi.net benim değil artık ESKADER’indir. Sanat âlemi sitesinin Genel Yayın yönetmeni Elif Sönmezışık. İlginin fazla olduğunu görünce medeniyet ağırlıklı olan Medeniyetimiz.com adlı sitesini kurduk. Yine ESKADER’e bağlı bir site olarak hayatiyetini devam ettiriyor. Bu sitede de akademik ve araştırma yazıları sürmektedir. Bununla beraber Eskader.net adında kurumsal bir site daha kuruldu. Tamamen dernek faaliyetlerinin yer aldığı, dernek üyelerinin isimleri, çalışmaları, biyografilerinin bulunduğu bir site oldu. Son olarak benim yaklaşık on yıldır düzenlediğim Yazı ve Editörlük kursunun öğrencileri için kurduğumuz Bizimsemaver.com’da tamamen gençlere hitap eden bir site oldu. Buraya belli bir yaşın üzerinde olanlar yazı yazamaz yani yaşlılara kapalıdır. Sadece gençler yazı yazabiliyor; makale, deneme, şiir, hikâye vesaire… Bu site de çok ilgi gördü ve görmeye devam ediyor. Bu sitenin başında genel yayın yönetmeni olarak Serdar Üstündağ arkadaşımız bulunuyor.  Tabi burada amacımız yazı kursu vesilesiyle gençlerimizi yazı yazmaya teşvik etmek ve bu dünyaya ilgi duymalarını sağlamaktı. Hakikaten o anlamda çok faydalı oldu. Bizimsemaver’de yazı yazmaya başlayan birçok arkadaşımız şimdi dergilere, gazetelere yazıyor kitap çıkaranlar var. Bir bakıma sitemiz bir mektep görevi gördü. Sosyal medya denince sadece internet siteleri değil twitter ve facebook hesapları da var. Ben twitter hesabımla pek ilgilenemedim çünkü orada daha çok günübirlik siyasi yorumlar yer alıyor. Daha çok facebook hesabımı kullanıyorum. Mümkün mertebe bir kültür-sanat sayfası şeklinde devam ettiriyorum. Meselâ yapılan toplantıları, vefat etmiş şair, yazar, sanatkârları burada duyuruyorum. Bir yarışma açılacaksa yine buradan ilan ediyorum ki gençlerimiz haberdar olsun ve yarışmalara katılsınlar. Hatta paylaşımlar o kadar süratle devam ediyor ki bazı arkadaşlar “Hocam artık biz gazete okumuyoruz. Kültür-sanat haberlerini sizden alıyoruz.” demeye başladılar. Bu da beni sevindiriyor. Sonuçta emekli de olsak gazeteciyiz. Gazeteci haber verir, insanları haberdar eder. Aslında sosyal medyayı bu tür faydalı işlerde kullanmak lâzım. Tartışma alanları tabi yapılabilir ama ben tartışmalardan ziyade önemli duyuruların yapılması gerektiğini düşünüyorum. Diyelim ki bir şair, yazar, bilim adamı vefat etmiştir bir bakıyorsunuz cenazesinde birkaç kişi var. Hâlbuki pek çok eser vermiş, talebeler yetiştirmiş neden insanların haberi olmuyor? Basınımız zaten bu tür haberleri hiç vermiyor. Televizyonlar adını bile anmıyor. O zaman iş sosyal medyaya kalıyor. Yani twitter, facebook veya bazı sitelerde bu haberler yer alınca insanlar haberdar oluyor. Meselâ Orhan Bayrak vefat etti. Kültür dünyasından katılanlar oldu. Peki kimdir Orhan Bayrak? Kültür tarihçisidir, kırka yakın eseri vardır, emekli albaydır. Demem o ki insanlar bu şekilde hem değerli şahsiyetlerden haberdar oluyor hem de eserlerini öğreniyor. Bu anlamda ben sosyal medyayı faydalı buluyorum ölçülü ve hayırlı kullanabilmek kaydıyla… Yoksa çok saçma sapan yazılar görüyoruz, duyuyoruz. Onlar bahsimiz dışında. Asıl amacımız bizim kadîm değerlerimize, medeniyetimize hizmet etmek olmalıdır.
Kübra Çakır: Edebiyat ve Tarih konusunda unutulmaya yüz tutmuş, tarihin tozlu sayfalarında kalmış bir takım önemli şahsiyetleri gün yüzüne çıkardığınız biliniyor. Bu çalışmalarınızı sinema, tiyatro ve bilim alanlarında da yapmayı hiç düşündünüz mü?
Mehmet Nuri Yardım: Öncelikle teşekkür ediyorum.  Aslında toplum olarak bir problemimiz var. Çok günübirlik yaşıyoruz. Asıl kalıcı olan eserlerden maalesef ki uzak duruyoruz. Meselâ ben size desem ki Neyzen Tevfik’in yaşayan büyük bir talebesi var: İlyas Çelikoğlu. Kendisi doksan küsur yaşlarında ve toplumun büyük bir kesimi bundan haberdar değil. İnanıyorum ki müzikle uğraşanlar özellikle gençler de duymamıştır. Hâlbuki İlyas Çelikoğlu, müzik sanatımıza son derece büyük hizmetleri olan değerli bir sanatkârdır. Yine Mehmet Türker Acaroğlu da yüz iki yaşına girmiş olsa da halen kitap hazırlıyor. Hafızası sağlam ve edebiyata, tarihe dair kitaplar yazıyor. Tabii benim düşüncem çok popüler olanları değil unutulmuş şahsiyetleri tanıtmak, onların ne kadar önemli insanlar olduklarını vurgulamaktır. Böylece kültür dünyamız zenginleşir. Meselâ Kayıp İstasyon ve Unutulmayan Edebiyatçılar adlı kitaplarımda da bunlar vardı. Unutulmaya yüz tutmuş edebiyatçılarımızı kaleme aldım. Diğer kitaplarımda da bunları bir şekilde hatırlatmaya ve değerlendirmeye çalıştım. En son Kalem Efendileri adlı kitabımda duyulmamış insanları anlatmaya çalıştım. Meselâ Vehip Sinan’ın karikatür sanatına çok büyük hizmet ettiğini; İbrahim Hakkı Konyalı’nın ise daha çok tarih alanında meselâ 3 ciltten oluşan Üsküdar Tarihi, Konya Tarihi vesaire eserleri çoğu insan tarafından bilinmiyor. Dolayısıyla ben bunu bir amaç edindim. Sadece kitap hazırlayarak veyahut yazı yazarak değil bunlarla ilgili anma toplantıları, yaşıyorlarsa saygı toplantıları düzenlemeyerek unutulmamalarını amaç edindim. Çünkü buna ihtiyacımız var.
mehmet nuri yardım1
Bu çalışmalar devam ederken gönül arzu ederdi ki, ilim hayatında olan araştırmaları da yazayım. Ancak insanın ömrü her şeye yetmiyor. Bence herkes kendi alanıyla ilgili şahsiyetleri gündeme taşımalı. Meselâ edebiyatçılar edebiyatçıları, tarih bölümünde okuyan öğrenciler ve hocalar tarihçileri, fizik alanını seçenler fizikçileri, bilim tarihi bölümünde okuyanlar bilim tarihine hizmet edenleri araştırmalıdır. Bu gayret, hem bir görevdir hem de bir vefa borcudur. Ne yapılabilir peki? Belki büyük bir toplantı düzenleyemez ama en azından onlar hakkında bir yazı yazılabilir. Bu şekilde böyle değerli şahsiyetler unutulmaktan kurtulmuş olurlar. Peki, bunların unutulmaması kime yarar, bize yarar. Meselâ Ziya Nur Aksun’un Ötüken Neşriyatı’ndan çıkan altı ciltlik Osmanlı Tarihi eserini incelediğimizde görüyoruz ki, tarihe bilgece bir bakış göstermiştir. Sadece olayları, savaşları yazmamış aynı zamanda felsefi görüşlerini de aktarmıştır. Mühim tahlillerde bulunmuştur. Ziya Nur Aksun’u tanıyan genç tarihçi, onun gibi daha kalıcı olmak için hummalı çalışmalar yapmak isteyecektir. Bu da şüphesiz ülke adına büyük bir kazançtır. Değerlerimize sahip çıkma konusunda da gençlerimiz yavaş yavaş öne çıkmaya başladılar. Bunu devlet de, vatandaşlarımız da üniversiteler de yapmalıdır. Böylece eskimeyen değerlerden faydalanma imkânımız olur.
Kübra Çakır: Gerçekten de çok güzel konuya değindiniz. Eskimeyen değerlerden önemli isimler verdiniz. Bu konuda gazeteler ve dergiler, üstlerine düşen görevi yapabiliyorlar mı?
Mehmet Nuri Yardım: Çok önemli bir konu bu. Bunu toplum olarak sorgulamamız lâzım. Baştan söyleyeyim gazetelerin bu konuda üstüne düşeni yapmadığına inanıyorum. Çünkü ben de bir medya mensubuyum. Gazetecilik yaptım. Basınımız, radyolarımız ve televizyonlarımız yani genel olarak söyleyecek olursak medyamız, popüler konuları sıklıkla ele alıyorlar. Siyasî konulara çok geniş yer veriyorlar. Hâlbuki kültür konularına da en az siyaset ve ekonomi konuları kadar yer verilebilir. Fakat bunlara az yer veriliyor çünkü onlara göre edebiyat, sanat, kültür fazla ilgi çekmiyor, toplum bu tür haberleri okumuyor. Bu bence yanlıştır, haksız bir peşin hükümdür. Zannediliyor ki bir metinde, şair anlatılıyorsa veya ebru sanatından bahsediliyorsa bu yazı okunmayacak. Hayır, bu konulara büyük bir ilgi var. Okuma oranında ciddi bir artış var, kitap fuarları çoğaldı. Artık ilçelere de sirayet ediyor. Meselâ geçenlerde Merzifon’da mükemmel bir kitap fuarı açıldı. Birçok yayıncı oraya gitti ve halkla iç içe oldu. Gazetelerin hemen hemen hiçbirinde Merzifon Kitap Fuarı’ndan bahsedilmedi. Ama Merzifon’da iki kişi kavga etse, biri diğerini tokatlasa bakıyorsunuz haber konusu olabiliyor. Küçük bir kavga olayını abartarak gazetelerinize taşıyorsunuz da binlerce insanın katıldığı bir kitap fuarını niçin görmezlikten geliyorsunuz? Bence bu konuda basın bir an önce özeleştiri yapmalıdır. Bir de ilk gazeteleri kuranlar edebiyatçılardır deriz. Doğru. Namık Kemal, Ziya Paşa, Şinasi, Ahmet Mithat Efendi vesaire… Ve Tanzimat’tan bu yana edebiyatçılar basına çok hizmet etmişler, romanlar bu gazetelerde tefrika edilmiş, kültür ve edebiyat sayfaları her zaman olmuş ama bugün basın edebiyata ne yazık ki mesafeli. Bu doğru bir şey değil. Aynı zamanda işi ehline de genelde kültür-sanat köşelerini vermiyorlar. Bir gazetenin kültür sayfasını yapan kişi bu dalı sevmeli ve işin ehli/uzmanı olmalıdır. Dergileri ise bu konuda olumlu ve faydalı buluyorum. Dergiler edebiyata, sanata, kültüre gereken değeri veriyorlar. Meselâ bir kitap fuarı açılıyorsa onunla ilgili yazılar, röportajlar yer alıyor. Velhasıl dergiler özellikle edebiyat dergileri bu anlamda üzerlerine düşen görevi yapıyorlar. Tabii onların imkânları daha kıt. Bir dergide iki üç kişi çalışıyorsa gazetelerde bu sayı daha fazladır. Dolayısıyla bunu da göz önünde tutmak lâzım. 
Kübra Çakır: Kitaplardan devam edelim. Sizce kitap fuarları ve kütüphanelerin gidişatı olumlu yönde ilerliyor mu?
Mehmet Nuri Yardım: Bazı yazar ve büyüklerimiz var. Otuz yıl önceki bilgilerini tekrar ediyorlar. Meselâ verdikleri konferansta “Türkiye, Dünya’da en az kitap okunan ülkedir.” diyorlar. Bu fikir 1980’lerde doğruydu ancak 1990’larda büyük bir artış var ve 2000’li yıllara gelince patlama var. Ve şu anda son on yıl içinde Türkiye, dünyada en çok kitap okunan ülkeler arasında 11. sıradayız. Bu güzel, iyi bir şey. Gelişmeler de bu yönde. Yüzlerce yayınevi kuruldu ve bu yayınevlerinin neşrettikleri yüzlerce hatta binlerce kitap var. Geçmişte yayınevlerinin beş on kitap çıkardığını düşünürsek bu, ciddi bir rakam. Sadece yurtiçinde değil yurtdışında da fuarlar düzenleniyor. Türkçe eserler de artık dünya dillerine çevriliyor. 1980’li yılları hatırlıyorum. O zaman sadece Nâzım Hikmet, Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi bir elin parmağını geçmeyen yazarlarımızın kitapları dünya dillerine aktarılıyordu. Ama şimdi yüzlerce yazarımızın kitapları, dünyanın birçok diline çevriliyor. Demek ki yayın dünyası, iyiye doğru bir gelişme içinde. Meselâ kısa bir süre içinde üç yayınevi kuruldu: Akıl Fikir Yayınları, Cağaloğlu Yayınevi ve Mihrabat Yayınları. Mihrabat biliyorsunuz Damla Yayın Grubu içeresinde kurulan bir yayınevi. Türkiye’nin dört bir yanına kitap ulaştırmak artık zor değil. Muğla’dan Erzurum’a, Hakkâri’den Edirne’ye kadar basılan her kitap okuyucuya ulaşabiliyor. Oradaki okuyucular Mihrabat Yayınları’ndan çıkan Osman Gazi ve Orhan Gazi eserlerine internet siteleri vasıtasıyla veya şahsen rahatlıkla ulaşabiliyorlar. Bu konuda ben ümitvarım, zaten hiç bir zaman ümitsiz olduğum da görülmemiştir.
Kübra Çakır: Son dönemde klasik sanata ilginin arttığını ve bu alanda atölyelerin açıldığını söyleyebiliriz. Meselâ Eminönü, Beyazıt, Çemberlitaş ve Üsküdar semtlerinde minyatür, ebru ve hat üzerine atölyeler açıldı ve burada çalışmalar devam ediyor. Sizin de edebiyat alanında Yazı ve Editörlük kursunuz bulunmaktadır. Bu kursları geliştirmek, çoğaltmak mümkün mü?
Mehmet Nuri Yardım: Dediğiniz gibi edebiyat alanında olduğu gibi güzel sanatlar vadisinde de çok büyük gelişmeler var. Ben 1985 yılında ebru sanatının büyük bir üstadı rahmetli Mustafa Düzgünman’la bir röportaj yapmıştım. Şunu söylüyordu: “Almanya’dan, Amerika’dan, Japonya’dan insanlar ebru sanatımı duymuşlar. İstanbul’a geliyor, beni arayıp buluyorlar. Sonra benden bu sanatı öğreniyorlar, bazı eserlerimi satın alıyorlar, büyük ilgi gösteriyorlar. Bu beni tabiî çok mutlu ediyor. Ama benim ülkemdeki, İstanbul Üsküdar’daki komşularım ebru sanatına ilgi göstermiyorlar. Hiçbiri gelip de ‘Mustafa Hoca, nedir bu boyalar, kâğıtlar?’ demiyor. Böyle bir ilgisizlik var.” diye üzüntülerini beyan etmişti. Ama bu anlattığım konuşma, 1985 yılına aitti. Şimdi ise ebru sanatı Türkiye’nin her tarafına yayıldı, yapılıyor. Kurslar açılıyor, televizyonlarda gösteriliyor, filmlerde tanıtılıyor vesaire. Demek ki ebru, tezhip,  hat, minyatür gibi sanatlarımız ilgi görmeye başlamış. Bu şüphesiz topyekûn bir kalkınmadır. Bunların gelişimini nasıl yapmak lazım? Aslında dediğiniz önemli. Bence İstanbul gibi büyük şehirlerde semt konakları olmalı ve oralarda bu sanatlar tanıtılmalı. Zaten açıldı, belediyeler bu konuda önemli bir amaç edindiler. Dernek ve vakıflarda bu konuda çalışmalar yapıyor. Bunlar daha da artacak. Benim kanaatim budur ki, bu sanatlar dünyada bizi lâyıkıyla temsil edecek üst seviyededir. Yeter ki, hakkını verelim. 
Kübra Çakır: Bu çalışmalara destek vermek için Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın gençlere yönelik projeleri var. Edebiyat bu çalışmalarda biraz daha geri planda kalıyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Mehmet Nuri Yardım: Ben devletimizin üzerine düşeni yapmaya çalıştığını biliyorum. Bazı konulara yetişemiyor olabilir. Sivil toplum kuruluşları her şeyi devletten bekleme yerine “Acaba ben ne yapabilirim, bana ne gibi bir görev düşüyor?” diye düşünmesi gerekiyor. En basitinden söyleyeyim. Kafa kafaya veren bazı gençler bir araya gelip ‘kitap okumaları’ yapabilirler. Mehmed Âkif’i, Yahya Kemal’i, Sâmiha Ayverdi’yi, Ahmet Hamdi Tampınar’ı, Cemil Meriç’i, Sezai Karakoç’u toplu olarak okuyabilirler. Âdeta özel ders alır gibi kendilerini geliştirebilirler. Bu konuda çalışmalar başladı. Mesnevi ve Yunus Emre okumaları var. Eğer mekânımız yoksa bulunduğumuz yerin belediyesine gidip “Biz ilmi, okumayı seviyoruz, toplu okuma yapmak istiyoruz, bize bir mekân verebilir misiniz?” denilebilir. İnanıyorum ki, belediyemizin yetkilileri yardımcı olacak ve gençler için bir mekân ayarlayacaklardır. Bu şekilde projeler geliştirilmeli ve üzerlerinde düşünülmelidir. Gençler böyle çalışma yaparsa Belediye yetkilileri de şöyle düşünebilir: “Mademki gençlerimizin bu konulara alakası var, öyleyse onlar için kültür merkezleri, semt konakları yapalım ve onlara çeşitli imkânları hazırlayalım. Bu mekânlara kütüphaneler kuralım, araştırsınlar, okusunlar, kendilerini geliştirsinler.”
mehmet nuri yardım 02
Kübra Çakır: Şu an ki çalışmalarına gelelim. Neler yapıyorsunuz?
Mehmet Nuri Yardım: Bilirsiniz yazmaya meraklı olanların tezgâhı hiç boş durmaz. Baskısı tükenmiş olan kitapları yeniden yayına hazırlıyorum. En son Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları’nın 9. baskısı yapıldı. Şimdi Ziya Osman Saba kitabı hazırlanıyor. Hemen ardından daha önce yine tükenmiş olan Aşina Çehreler kitabının yeni baskısı hazırlanacak. Benim son yıllarda yazdığım bazı yazılardan oluşan Sevdamız Vatan ismini düşündüğüm kitabım üzerine çalışıyorum. Dördüncü bir mizah kitabım var. Edebiyatımızın Güleryüzü, Tarihimizin Güleryüzü ve Mizahın İzahı kitaplarımın devamı niteliğinde. İnşallah bir sene içinde okuyucuya ulaşır. Kubbealtı Vakfı’ndan sonra çalışmaya başladığım Damla Yayın Grubu içinde fetih günü yani 29 Mayıs 2016 tarihinde Mihrabat Yayınları kuruldu. Tamamen kültür hayatına hizmet edecek bir yayınevi olacak inşallah. İlk olarak unutulmuş yazarlarımızdan Cavit Ersen’in en çok sevilen eserlerinden Ertuğrul Gazi Oğlu Osman Gazi ile Osman Gazi Oğlu Orhan Gazi’yi yayınladık. Hatta bizdeki ilk baskısı tükendi, yeni baskısı yapılacak. Mihrabat Yayınları içinde sadece tarih ve roman değil aynı zamanda şiir, fikir, araştırma, inceleme gibi birçok alanda kitap yayınlayacağız. Şu anda çalışmalar aralıksız devam ediyor. Burada üzerimize büyük görevler düşüyor. Çalışmalıyız, üretmeliyiz, topluma güzel eserler kazandırmalıyız.
Kübra Çakır: Sevdamız Vatan benim dikkatimi çekti. Biliyorsunuz 15 Temmuz’da yaşanan yıkımları ve kahramanlarımızı unutturmamak adına film çekildi. Başka çalışmalar da sürüyor. Yazdığınız kitap bu durumla alakalı mı? 
Mehmet Nuri Yardım: Benim birkaç yıldan beri vatan sevgisi, bayrak sevgisi, memleket sevgisi üzerine yazılarım vardı. 15 Temmuz’dan sonra tabii ki o meşhur geceyi bütün millet yaşadı. Halkımız işgalcilere, darbecilere karşı direndi ve büyük bir zafer kazandı. O duyguyla da yazdığım yazılarım var. Biliyorsunuz Milat gazetesinde haftada üç gün yazıyorum. Dolayısıyla bütün bu yazılarımı bir araya getirip mitinglerden çekilmiş güzel bir kapakla kitabımı hazırladım. Yayınevine teslim ettim. Kitap, nasip olursa birkaç içinde diğer kitaplarım gibi yine Çağrı Yayınları’ndan çıkacak.
Kübra Çakır: İnşallah. Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.
Mehmet Nuri Yardım: Ben teşekkür ederim bu soruları bana yönelttiğiniz için.
 
 
 
 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!