• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 9 Haziran 2016, Perşembe 22:56 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:43
Font1 Font2 Font3 Font4
Masmavi kafkas göğü altındaki yemyeşil çayırlar

1- Bangcayaon Francisquete
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Yol, çeşit çeşit. Otobanından, asfaltından, patikasına kadar. Bir yol var ki uzaklara. El değil, ayak bile değmemiş yerlere. Asfaltı hiç tanımamış; ama yemyeşil çayırlarla bezenmiş ovalara. Otun türlüsüne yatak olmuş yamaçlara. Gelincikler kırmızı sesle bağırmış avazı çıktığınca. Susmamacasına, öyle ki göbeklerinin karaları allara sürme olmuş.
Mavi, gök rengidir, yeşil, çayırın anlamıdır direkten direğe, ağaçtan ağaca leylek uçan o biraz uzak, çokça farklı, “bulunmuştuk bir vakitler oralarda” diye hep anımsanan ellerde. Görüldükten sonra da o yerlerin yeri, aklın başköşesi.
Ufuklar dağlı, dağlar bulutlu, zirveler karlı oralarda. Yalçın dağların kıvrımlı, büklümlü içinde ne koyaklar saklı etekleri bile tepe heybetinde. Sümbülün, anemonun, adonisin, gelinciğin gözden ırakta, hoyrat ellerden uzakta, çiğneyen ayaklara gözükmeden güle oynaya açtığı bitimsiz kırlar uzanır Kafkaslar’da. Kafkaslar’ın bir kısmı, hemen bizim doğumuzda. Kuzeye kaçan. Kafkaslar’ın da güneyi olan.
Nasıl bir yeşil tablo ki o, her yanda bir ağaca bağlı kır renginden dorusuna atlar, varyete yaparak, yuvasına çamur kararak dolanan kırlangıçlar, hiç göze gözükmeyecekken bir anda ürküp otlardan kanatlanıveren ibibikler, oyuncu ak kuyruksallayanlar, akşamleyin kâh çifter çifter kâh da sürüyle yola çıkıp süzülürcesine koşan keklikler, kayabaşlarındaki kartallar ressamı. Doğa, doğa olmanın zevkini sürmekte. Öyle ki o sırf gök mavi, yer yeşil ve sarp dağların toprak karasıyla kar beyazından renklenmiş görüntülere bakan gözlerin sahipleri,  ot, çiçek görmekten yorulmaz. Hatta doyamaz bakmaya. Kafkas yamaçlarının çabası, bitki yeşilinin çimento yeşilinden daha evla, canlı, hayat dolu olduğunu insanlardan daha bir bildiğini düşündürür…
At görmek bir anda… Şehir hayatında kedi, köpek, güvercin, saksağan, serçe görmek kadar olağan yemyeşil saten dokulu Iğdır’da. Orada yeşil bitimsizdir. Oksijen kırda, dağda, yaylada, ovada, kentte. İdillerin en güzeli yaşamlar, dağ eteklerinde o sınırda.  Tek uçan kuşların gördüğü bilinmedik güzellikte, renkte çiçeklerle, kokularla, çoban kirpiğinden, kuş konmazından otuna dek bezenmiş halde dağ, taş.
İğde kokuyor Iğdır’da her yan. Boz yapraklı iğde ağaçları çiçeğe durmuş bu sıralar oralarda. Ne de olsa dağ eteğinde o şehir, o yüzden Ankara ile aynı anda açmaz Kafkas havasında iğde çiçekleri. Havanın oksijeni, mor sümbüllerin yavru yavru kabarmış başları, iğde kokuları, elektrik direklerinin her bir çıkıntısına yuva yaparak kat kat apartmanvari kendi yerleşimlerini oluşturan leyleklerin yuvaları bir kır şiiri gibi sanki. Ağaçların kaleminden, gelinciklerin renginden, kimselerce bilinmeyen rengârenk çiçeklerin kokusundan yazılmış. İdil yani.
Başın kalkmasına bile gerek kalmadan göz önünde uçan leyleklerin şehri ora… Oralar leyleklerle bilinmiş. Her elektrik direğinin tepesinde bir leylek yuvası. Gündüzleri leylekler, ya yuvanın son bakımlarıyla uğraşıyorlar ya da avlanmaktalar. Akşamları kocaman dallarla yaptıkları yuvalarının içine çöküyorlar, gün batımı sıraları. Zarif uzun boyunları, yuva dışında kaldığından gözükmeyecek gibi değil. Kimisi de yorucu bir av arayışından sonra koca kanatlarını bezgince çırpa çırpa yuvasına dönüyor. O dönüşteyken yuvadaki eş, uzun bacakları üzerinde dört bir yana bakınıyor endişe ile. Kimi leylek sürüsü çayırların üzerinde. Doymak için belki. Belki tembellik yapmaktalar.
Her yan su, nehir yatakları dolusu. Aras Nehri akıyor dört ülkeye sınır çizerek. Üzerindeki köprünün yarısı bir yan ötesi öbür yan. Hep derim ya ot türleri, yeşillik deyince Ege, su deyince Karadeniz gelir akla. Değil oysa! Otun en şifalısından lalenin ters güzeline dek hepsi daha uzaklarda, hem de yönü batıya en ters uçta. Asıl güzellikler, doğunun gizeminde saklı.  Oralarda dört bir yan su, dere gibi de değil hem. Adamakıllı su. Irmak ırmak akıyor.  Şırıl şırıl şelale sağ sol. Dağ ki görkemi yükselişinde. Dağ demek, kar demek. Dağ etekleri, al renkli gelinciklerin, beyaz papatyaların, sümbüllerin, nice renk varsa ondan açan çiçeklerin çayır çimenlerin renge boyadığı şenlikte. Monet’ye nazire edercesine gülüyor orada nazlı gelincikler. Ki Monet bile böylesi bir manzarada resmetmemişti gelincikleri çizerken eminim. Henüz hiçbir ressam çizmedi o çiçekleri; o görülmeden inanılamaz güzellikleri.
Sabahları Ankara’da en sevimsiz şey çalar saatken buralarda çalar saate iş düşmüyor bile. Ankara’daki gibi gözler yanarak ve açılamayacak kadar yorgun kalkmıyor. Sabahın beşini bulmadan açılıyor gözler Iğdır’ın Kafkas havasında. Görülecek bunca şey varken açılmaz mı zaten? Erkenci olmamak elde değil burada. Gerçi ben her yerde erkenciyimdir. Yine de herkesler öyle değil, biliyorum.
Zaten oralılar da diyor, “buralarda öyle uzun uzadıya uyunmaz, uykusuzluk, yorgunluk bilinmez” diye. Haklı olduklarını anlamak için doğuda bir hafta geçirmek gerek. Tüm yazılara bedel o tecrübe. Fotoğraflar mı? Sadece bir kare onlar. Ama orada her yan bir fotoğraf karesi güzelliğinde.
Ovalar dümdüz uzanırken ulaştıkları ufuklar, kenarları kırtıklı bakır sahanlar gibi dağlarla oyalanmış. Silsilenin bitmek bilmeyeni uzanıyor, zirveleri kartal yuvalarıyla dolu. Dağ, tepe filan gibi değil öyle alçaklardan sürüp ilerleyen; hakkıyla dağ yani. Ulu. Öyle ki bir dağın adını sorsanız “adi bir dağ işte” diyorlar. Ki Ankara’da, İstanbul’da,  İzmir’de o adi dağın yüksekliğinde bir dağ bulunmuyor. Gülesi geliyor insanın ilkten bunu duyunca eğer bir de şaşmaktan gülmeyi unutmasaydık. Değil öylesi adi bir dağ, alçacık Elmadağ’a kar düştü mü diye nöbetteyizdir biz Ankara’da neredeyse, kışları.
Gök, alıp başını masmavi gitmiş görülebildiğince; dünya topu etrafında. Boncuk renginde. Bulutlar geziniyor yüzerek, şekilden şekle girerek. Yağmur olup döktürüyor bir ara. Derken gökkuşağı çıkıyor ki en alttaki mor rengi ayan beyan seçiliyor. Daha görmedim oysa Ankara’da gökkuşağının morunu. Ama Ankara’da görülemeyecek olan ne var ne yoksa zaten hepten orada. Kafkas göğünün morlu gökkuşağını görünce şaşacak bir şey yok onun için.
Göz yukarı bakınca, beyaz bulutlu mavi gökyüzü; yere eğince, çayır çimen, gelincik, renk renk çiçek… Kesişmeler, yeşille mavinin çizgisinde. Hava, duru. Limonata sanki. Soluk almak rahat. Geniz yanması filan bilinmez o havada. O hava, oksijen. Hayatın pınarı.
Koyun sürüleri, bulut gölgeli dağ eteklerinde yayılırken yukarıdaki bulutların gölgesi gibi. O koyunlar, bin bir çeşit ottan, çimden buluyor yiyeceğini. Sütü de başka o yüzden yağı da, ayranı da.
Bir bulutun gölgesi olası geliyor insanın Kafkas dağları üzerinde gezinen. Her otun çiğini görüp, her ağacın yaprağına değen. Gözleri hep çayırlarda, adı bilinmedik onca çiçek arasından süzülen…


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN