RÖPORTAJLAR
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
  • Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
    Hasan Basri Bilgin: “Abdülhamid Han büyük bir devrimcidir”
  • “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
    “Yazmak aşk işidir, muhabbeti az olana ağır gelir.”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
    Mehmet Nuri Yardım ile Röportaj
  • METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ
    METİN ÖNAL MENGÜŞOĞLU İLE SÖYLEŞİ

“Mahir” İnsan Mahir Kaynak
Eklenme Tarihi: 5 Şubat 2017, Pazar 23:51 - Son Güncelleme: 5 Şubat 2017 Pazar, 23:51
Font1 Font2 Font3 Font4



“Mahir” İnsan Mahir Kaynak
Sümeyye Yılmaz 1933 yılının son gününde doğan Mahir Kaynak’ı babası, birkaç saat sebebiyle bir yıl büyük sayılmasın diye nüfusa, 1934 yılının ilk günü doğdu olarak yazdırmış. Gaziantep’te doğmasına rağmen kimliğinde Kilis yazarmış. Sadece ağabeyi Kilis’te doğmuş ama babası üç kardeşin üçünü de Kilis doğumlu yazdırmış. Daha okula başlamadan okuma yazmayı, aritmetiği ve ilkokulda öğretilenlerin önemli […]

mahir-kaynak-4
Sümeyye Yılmaz
1933 yılının son gününde doğan Mahir Kaynak’ı babası, birkaç saat sebebiyle bir yıl büyük sayılmasın diye nüfusa, 1934 yılının ilk günü doğdu olarak yazdırmış. Gaziantep’te doğmasına rağmen kimliğinde Kilis yazarmış. Sadece ağabeyi Kilis’te doğmuş ama babası üç kardeşin üçünü de Kilis doğumlu yazdırmış.
Daha okula başlamadan okuma yazmayı, aritmetiği ve ilkokulda öğretilenlerin önemli bir kısmını kendisinden üç yaş büyük ağabeyini izleyerek öğrenmiş. Bir sınava girmiş ve bu sayede okula üçüncü sınıftan başlamış. Derslerinde çok iyi olmasına rağmen üç ay sonra yaşının küçük olmasından ötürü onu bir alt sınıfa indirmişler. Daha o yaşta zamanın kıymetini anlayan Kaynak, hayatından bir yıl çalındığı için çok üzülmüş.
İkinci Dünya Savaşı’nın henüz bittiği sırada ilkokulu bitirmiş. Tüm yurtta geçim sıkıntısının en yoğun olduğu, bir lokma ekmeğin bile israf edilmediği, yağsız bulgurlardan başka yemeğin bulunmadığı ve kıyafet sorununun da olmadığı bir dönemmiş. Ortaokula bu ağır şartlarda başladığı için hiçbir kitabı da yokmuş. Buna rağmen sınıfın iftihar kitabında adı geçen tek kişiymiş. Sınıfta dinlediği dersleri, okula gidip gelirken kafasında tartışarak çalışırmış. Bu öğrenme biçimi zamanla alışkanlığa dönüşmüş.
Ailevi bazı sıkıntıları varmış ve bu sorunlardan Allah’a sığınmış. Böylece mahalle camii cemaatinin en küçük üyesi olmuş. Allah’a dua ettiği halde hiçbir şey değişmeyince namazı bırakmış. Lakin sonraları Allah’ın öyle yardımlarını görmüş ki ne kadar şükretse az geleceğini söylüyor.
Ortaokul üçüncü sınıfa geldiğinde babası ve ağabeyi ile İstanbul’a göç etmiş. Koleje gitme hayalleri kurarken, Eyüp Ortaokulu’na kayıt olmuş. Bir hafta sonra parasızlıktan oraya da gidemez olmuş. Annesine okula gidemediğini yazmış ve annesinin gönderdiği parayla Antep’e dönmüş. Bir sene sonra ise Kuleli Askeri Lisesi sınavları için İstanbul’a tekrar gelmiş. Bilim adamı olmak isteyen ve çocukluğunda bile silahlarla oynamayan Kaynak, artık bir asker adayı imiş. Nitekim 30 Ağustos 1953’te istihkâm asteğmeni olarak Harp Akademisi’nden mezun olmuş.
Sivil hayata dönüp üniversite okumak hayali ile bilinçli olarak İstihkâm Okulu’nda başarısız olmuş. Yoğun çabası netice vermiş ve 1956’da askerlik hayatı son bulmuş. Sandığının aksine bu durum üzerinde bir musibete yakalanmış olma hissi bırakmış. O sırada İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne başlamış. Arkadaşıyla bir ev tutmuş ve harçlıklarını taksi şoförlüğü yaparak çıkartmış. Sivil hayatının üçüncü yılında fakültede tanıştığı Şükran isimli zarif ve güzel bir kızla evlenmiş.
1961’de İktisat Fakültesi’ne asistanlık için başvurmuş. Profesör sıradan bir insanı almamak için elinden geleni yapmış ama Mahir Kaynak önüne konan her engeli aşmış. Bu durumu; “Bana birisi tırnağımı geçirecek kadar yer versin yeter. Ben orada tutunurum.” sözleri ile açıklıyor.
Mahir Kaynak siyasete karşı ilgisiz değilmiş. İçinde hep ülkemizin ekonomik olarak ve böylece askerî açıdan güçlü olması varmış.
Sadece güçlü ve büyük bir Türkiye amacı taşıyan Kaynak, o günlerde “solcu” olarak yaftalanmış ve bu durum onu rahatsız ediyormuş. Doktora jürisi fakültenin en sağda bilinen hocalarından oluşuyormuş. Salonda güneşin aldığı bir yere oturduğu sırada tavırlarından kaygı duyduğu hocası “Evladım o sandalyeden kalk, gölge bir yere otur” demiş ve devam etmiş, “Sana kötü davranacağımı sanıyormuşsun, oysa ben seni güneşin bile rahatsız etmesini istemem.” Kaynak, sınav sonunda pekiyi derece ile doktor unvanını almış.
O dönemde üniversitelerin, bilimi kalkan yapan siyasi bir kuruma hatta dünya istihbarat örgütlerinin at koşturduğu bir alana dönüştüğünü düşünüyormuş. Devlet ikiye bölünmüş, bir kanadı diğerini komünistlikle, öteki emperyalizmin uşaklığı ile itham ediyormuş. Bu gülünç kavgada kendine yer bulamamış ve fakülteden de ayrılmaya karar vermiş. O, üniversitelerin bağımsız olarak düşünce üretmesi gerektiğine inanıyormuş.
1966 yılının sonbaharında Beyazıt Camii’nin avlusundaki Çınaraltı Kahvesi’nde kederle çay içiyor ve geleceğini düşünüyorken birisi masasına yaklaşmış. MİT’ten geldiğini söylemiş ve iktisat konusundaki bilgi ve becerilerine istinaden Teşkilat’a danışmanlık yapmasını teklif etmiş. Teklif karşısında hayallere kapılmamış Kaynak. Apaçık ajanlık teklif edildiğinin, istihbaratın diğer işlere bezemediğinin, gündüz işini yapıp kalan zamanı istediği gibi geçiremeyeceğinin, bunun bir hayat tarzı olduğunun farkındaymış. Haliyle o da bu yaşam şekline uymuş.
Mahir Kaynak 1971’de yapılması planlanan darbeyi önlemek için cuntanın içine sızmış. Darbe başarıyla önlendikten sonra ansızın deşifre edilmiş ve hayatı daha da zorlaşmış. Bu arada; onca hengâme ve bilinmezliğin içinde doçentlik tezini tamamlamayı da başarmış fakat MİT’çi kimliği nedeniyle elini uzattığı her işte yalnız bırakılmış ya da insanlar arasında varlığı kabul görmemiş.
1989’da iktisat profesörü olan Kaynak, 1993 yılında Gazi Üniversitesi’nden emekliye ayrılmış. “Kendi istihbarat servisi tarafından deşifre edilen tek ajan” özelliğine sahip olan Mahir Kaynak, 2014 yılında kısmi felç geçirmiş ve 2015 yılının Şubat ayında vefat etmiştir. Kabri, İstanbul Karacaahmet Mezarlığı’nda bulunmaktadır.
Kaynak: Yel Üfürdü Su Götürdü                                                                                      (Mahir Kaynak;  Babıali Kültür Yayıncılığı; 4. Baskı)


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!