• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 19 Şubat 2015, Perşembe 18:07 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:47
Font1 Font2 Font3 Font4
Latife’nin Keseri

10296011_10202608396269019_3046585060963625450_o
Yazar: Ayşei Yasemin Yüksel
Bin dokuz yüz yetmiş beş yılı yaz tatilinde, ilkokul ikinci sınıfa geçen Gökhan, uykusunu iyice aldıktan sonra saat ona doğru uyanır uyanmaz ilk duyduğu şey karnının gurultusu oldu o gün. Çok acıkmıştı.
Sıcak yaz gününde, açık pencereden içeri dolan hafif rüzgarla tüller kıpır kıpır oynaşırken Gökhan, annesinin biraz büyükçe diktiği ayıcıklı pijamasını çekiştire çekiştire terliklerini ayağına geçirip kahvaltı yapmak için mutfağa doğru koştururken koridorda duraklayıp burnunu çekti. Nefis bir koku kaplamıştı koridoru. Gökhan, annesinin kendisi için ekmek balığı pişirdiğini sanarak mutfağa daldı.   “Anne, ekmek balığı mı yaptın”, diye sordu ilk, mutfak masasının başında taze fasulye ayıklayan annesine.  Latife, gülümseyerek baktı oğluna. “Hayır. Akşam yemeği için hazırlık yapıyorum”. Gökhan’ın yüzü buruştu annesinin cevabını duyunca;
-O zaman bana kahvaltı için  ekmek balığı yapar mısın?
Latife, neredeyse bir deri bir kemik oğluna hayretle baktı. Hep iştahsızlığından dertlendiği oğlunun canı nasıl olduysa bir şey çekmişti. Tek bir yumurta ile yapacağı iki dilim ekmek balığından oğlu üç lokma bile yese sevinecekti Latife. Sevinçle buzdolabına yöneldi. Dolabın yumurtalık hanesi bomboştu. Evde hiç yumurta kalmamıştı.
-Bakkaldan bir yumurta alırsan sana hemen ekmek balığı yaparım oğlum.
Gökhan, sevinçle üstünü başını değiştirip annesinin avucuna koyduğu bozuk para ile yolun öte yanındaki bakkala gitmek üzere evden çıktı.
Mavi iş gömlekli, gözlükleri kalın camlı bakkal, her zamanki gibi dükkânının önüne bir tabure atmış, komşu dükkânın sahibi koltuk tamircisi ile tavla oynuyordu. Bakkalın hemen önünde de yarı inik bir topla futbol oynamaya çalışan mahallenin çocukları, vurdukları top gitmediğinden bezgince söyleniyordu. Gökhan, top oynayan kimi mahalle kimi okul arkadaşı çocuklara “Günaydın” diyerek bakkala girdi.
Top oynayan çocuklar arasındaki ilkokul ikinci sınıfa geçmiş Nihat da vardı. Kan ter içinde kalmış Nihat, yarı inik topa vuruyor; ama top yerinden kımıldamıyordu. Dilinin döndüğünce küfür ediyordu Nihat topa.
Gökhan, bakkalın eline tutuşturduğu  yumurtayla eve yöneldi. Olur a, elini sıkıp yumurtayı kırarsa korkusuyla kolunu dirseğinden kırıp, sadaka dilenir gibi elini  öne uzattı. Öne uzanan eline yani avucunun içine yumurtayı yerleştirdi. Gözü yumurtada, ağır ağır eve doğru yürümeye koyuldu.
Bakkaldan beş, on adım uzaklaşmıştı ki ardından bir koşturma duydu. Dönüp baktığında Nihat’ı gördü. Nihat birden eğildi. Gökhan’ın dirsekten bükülmüş kolunun altına girip yumurta olan eline alttan vurdu. Nihat’ın vurmasıyla yumurta Gökhan’ın avucundan fırlayıp yere düştü. Kabuğu kırıldı, sarısı dışarı aktı. Cılkı çıktı ekmek balığı yapılacak yumurtanın.
Bir an yumurtaya bakakalan Gökhan, kızgınca Nihat’a döndü. Nihat, tabana kuvvet kaçıyordu. İnik topa bir türlü istediği gibi vuramamış Nihat,  avucunda yumurta taşıyan Gökhan’ın eline vurmuş, yumurtayı yere düşürmüştü. Giderek daha çok guruldayan karnının da etkisiyle ağlamaya başladı Gökhan. Bağıra çağıra ağlıyordu evlerine doğru ilerlerken;
-Anne, annneee. Koşş. Yumurta. Koş anne. Koşş.
Fasulyeleri ayıklamış Latife, banyoya geçmiş, banyo kazanını tutuşturmak için çıra şaklıyordu elinde keseriyle. Çıraları özenle incecik parçalara ayırırken sanki oğlunun sesini işitir gibi oldu. Çıra parçalamayı bırakıp sese kulak kabarttı. Oğlunun ağlayan sesini duyunca fırladı. Evden çıkıp, hızlı hızlı merdivenleri indi. Apartman kapısının önünde durup bakındı.
Yumurta kırıldığı için annesinin kendisine kızacağını sanan Gökhan, eve girmekten korktuğundan apartmanın yan tarafına sinmişti. Latife, oğlunu göremeyince telaşlandı. Az önce çıra şakladığı keserin elinde olmasına aldırmadan bakkala doğru koşturdu pür telaş.
Gökhan’ın eve gittiğini sanıp, yeniden bakkalın önünde oynamaya koyulmuş Nihat’ın gözleri,  elinde keserle bakkala doğru koşan Latife’yi görünce yerinden fırlayacak kadar büyüdü. Yumurtanın düşüp kırılmasına sebep olduğu için kendisine çok kızmış olmalıydı ki elinde keserle üzerine doğru koşuyordu Gökhan’ın annesi. Alı al moru mor.  Nihat, bir kez daha tabana kuvvet kaçmaya başladı. Nihat’ın koşturduğunu gören Latife, oğlunu sormak için “Nihat. Dur, dur!” diye bağırarak Nihat’ın arkasından koşturdu.
Nihat, ardına bakmadan kaçıyordu Latife’nin önünden. Latife, küçük çocuğun neden kaçtığına bir anlam veremediği kadar tavla oynamayı bırakmış bakkalın kendisine bakarak göbeğini tuta tuta gülmesine de bir anlam veremedi. “Bugün bunlara bir şeyler olmuş zahir” deyip Nihat’ın peşinden koşmayı bırakıp eve yöneldi Latife.
*****
İki gün sonra zayıf mı zayıf Gökhan’ın yanında hayli yapılı kalan Nihat, kendinden yaşça büyük ve şişmanca Süha abisiyle bahçe duvarının üzerine oturup top oynayanları seyrederken Gökhan da seyircilerin arasına katıldı.  Süha, Gökhan’ı görünce birden bire Nihat’a karşı farklı davranmaya başladı. Nihat’la dalga geçip, iyice alay ettikten sonra Gökhan’ın yanına yanaşıp sordu, “Ablalarından hangisi beni beğenir?”
Gökhan yutkundu. Kendisinden on yaş büyük ve iri kıyım bu oğlanın yüzünü dağıtmak istese de gücü yetmeyecekti. Hiçbir şey demeden duvardan atlayıp eve gitti. Latife, maçın sonunu beklemeden eve gelmesinden oğlunun canını bir şeyin çok sıktığını anlamıştı. Neden maçı bırakıp eve geldiğini sorsa da Gökhan söylememekte epeyce direndi. Sonra annesine Süha’nın zevzekliğini anlattı. Latife “Bak sen şuna, büyümüş de ne işlere kalkmış” diyerek dudak büktü kızgınca.
Ertesi gün banyo kazanını yakmaya çalışırken kazan tütünce Latife de çıraları alıp balkona çıktığında, Latife’nin dört kızından birini görebilmek amacıyla balkonun altında ıslık çalıyordu Süha. Tam balkonun altında kimin ıslık çaldığını merak eden Latife, balkonun demirlerini tutarak doğruldu çömeldiği yerden. Kafasını balkona doğru kaldırarak ıslık çalan Süha, keser tutan bir elin balkon demirlerine yapıştığını görünce ıslığı kesiverdi. Beti benzi attı. Onca kilosundan beklenmeyen bir çeviklikle fırlayıp, koşmaya başladı.
Dükkânının önündeki sekteye oturup etrafı seyrederek müşteri bekleyen bakkal, bir deli gibi koşan Süha’ya bir de elinde keserle balkon demirlerine dayanan Latife’ye baktı. Adamcağız daha fazla tutamadı kendini. Koyverdi gitti kahkahalarını. Bakkala doğru koşan Süha’ya ve oturduğu yerde durup dururken çıldırmışçasına gülmeye başlayan bakkala hayretle bakan Latife, yine anlamadı bu bakkalın neden birdenbire gülme krizlerine girdiğini. Bakkal bir hoşlaşmış mıydı ne bugünlerde. Başını iki yana salladı Latife, üzgün bir ifadeyle. “Allah selamet versin, iyi adamdı” dedi içinden.
Akşam Gökhan, mahalle maçını izleyip, arada fasulyeden oyuna sokulup; hatta bir de gol atıp sevinçle eve geldiğinde;
-Nasıldı oğlum bugün keyfin? Sana ablalarını soran, eline vuran oldu mu, diye sordu Latife.
Gökhan, pek neşeli, gayet kendinden emin bir şekilde cevap verdi.
-Bugün çok güzel bir gündü anneciğim. Çok çelimsiz diye beni takıma hiç sokmayan Nihat,  beni maça bile aldı. Hakem Süha abi de penaltıdan gol atmama göz yumdu. Keser çok işe yaramış anne.
Latife, hangi keserin nasıl işe yaradığını anlamasa da oğlunun güzel bir gün geçirdiğine memnun, mutluca gülümsedi.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN