• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 19 Mart 2015, Perşembe 13:39 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:47
Font1 Font2 Font3 Font4
Küçük simitçi, güngörmüş kunduracı ile demirci

images
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Öylesine başını uzatmıştı dördüncü kattaki evinin penceresinden. Dolmuşlarla, otomobillerle dolu caddeden karşıdan karşıya geçmeye çalışan küçük bir oğlan gördü. Başında iki eliyle kavradığı kocaman bir simit tablası taşıyan oğlan, yavaşlamış araçların arasından karşıya geçmek için çırpınıyordu. Çocuk, yolu geçip karşı kaldırıma çıktıktan sonra bas bas bağırtısı çınladı tüm caddede. Simiiittçiiyyyaaaaeee.
Emekli müzik öğretmeni Nuriye, biraz daha eğildi pencereden. Ne güçlü bir sesi vardı bu simitçi çocuğun. Öylesine gür çıkıyordu ki küçük oğlanın sesi sanki elinde bir megafon tutuyor da ona bağırıyordu. Mahallenin öte ucundan duyuluyor olmalıydı bu küçük simitçinin kaç oktav olduğunu kestirmeye çalıştığı büyük sesi.
O son harfleri nasıl da usta bir gırtlak oyunuyla çıkarmıştı küçük simitçi. Dümdüz bir “Simitçi”  çığlığı değildi çocuğunki. Basbayağı nağmeli bir çığırtkanlıkla haykırıyordu çocuk. Gür mü gür sesiyle, tek kelimelik bir şarkı söyler gibiydi sanki “Simiittççiiyyyaaaaee” derken. Çocuk gözden ırak olana kadar ardından baktı. Dünyanın parasını kazanan pek çok şarkı söyleyenden çok daha güçlü bir sesti bu simit satarak birkaç kuruş kazanacak küçük oğlanın sesi. Ama kader kimini simitçi yapıyordu kimini paraya para demeyen bir ünlü.
Başını pencereden  içeri çekip, koltuğuna yürürken çocuğun sesini hala duyabiliyordu. Çocuk, çoktan gözden yitmişti; ama sesi Nuriye’nin odasında çınlıyordu.
Türk sanat müziğinin en ünlü icraatçılarından radyodan emekli, hasta yatağında uzanan Salim’in kulağına bir ses gelir gibi oldu uzaklardan. Giderek yaklaşan ses, küçük bir oğlan çocuğunun sesiydi. Hafifçe gözlerini araladı Salim. Çocuğun sesi, aldığı ilaçlardan daha iyi gelmişti bir an için nefesinin tıkandığı göğsüne. Sese kulak kabarttı. Ne yanık bir seslenişi vardı küçük simitçinin. Haykırdığı tek bir sözcüğü öylesine içten, öylesine nağmeli ünlüyordu ki o an onu işitenlerin tümü bu çocuğun sesine kulak veriyor olmalıydılar. Kalkmak istedi hasta yatağından. Pencereye koşup çocuğa seslenmek, onu evine çağırmak ve yapabilirse sanatçı yapmak, elinden tutmak istedi. Ne güzel söylerdi bu ses Türk müziği eserlerini.
Dirseklerinin üzerinde doğrulmaya yeltendi Salim. Beceremedi. Yabancı bakıcısına seslendi. Kız koşturarak geldi öte odadan. Salim, kırık dökük cümlelerle anlatmaya çalıştı derdini. Bakıcı kız, az bildiği Türkçesi ile “İlaçlarını almak istiyorsa vaktin henüz gelmediğini” söyledi. Salim, anlatamadı bir türlü kıza dışarıdaki simitçi çocuğu yanına çağırmak istediğini. Çocuğun sesi giderek duyulmaz olurken Salim’in gözlerinden iki damla yaş aktı.
Başının üstündeki kirlice beyaz patiska ile örtülmüş simitçi tablasıyla sokak sokak, mahalle mahalle simit satmak için haykırarak dolanan çocuğun sesi, bir dubleks teras katından duyuldu. Kemik erimesinden muzdarip kadın, gözlerini kapamış, kemiklerinin kalsiyum ile dolması için terasında güneşleniyordu. Kulağına gelen sesi duyunca biran canı taze bir bardak çayın yanında çıtır çıtır, bol susamlı simit yemek istedi. Sonra çocuğun sanki bir şarkı söylüyormuşçasına “Simitçi” diye seslenişi karşısında gözlerini iri iri açtı. Ne güzel bir sesti bu böyle. Ne güçlü bir haykırıştı. Besbelli ki bir çocuk sesiydi; ama tüm sokağı doldurmuş, yüksek bloğun teras katına kadar çıkmıştı.  Hemen kalkıp terastan çocuğa seslenmek istedi. Kocası bir müzik kayıt şirketi sahibiydi ve bu çocuğu mutlaka dinlemeliydi. Çocuk, çok iş yapan bir popçu olabilirdi. Kocası da çok kazanırdı böylece. Sandalyesinden kalkıp, terasın demirlerine koştu. “Simitçi” diye seslenmeye başladı çocuğa. Kadının sesi o kadar zayıftı ki apartmanın alt katında oturanlar bile duyamamışlardı belki simitçiye seslenişini. Kadın, çocuğun ardından bakakaldı. Hayalleri birkaç blok ötedeydi ve sesini ona duyuramıyordu.
Durmaksızın bağırıyordu “Simiitttççiiyyyyaaaee” diye küçük oğlan. Çın çın çınlıyordu sesi yollarda.
Sıcak mı sıcak yaz gününde, öğleden sonra tenis kulübünde ödül töreni vardı o gün. Bir de müzik yarışında elene elene son üçe kaldıktan sonra birinci olan, işte bugün burada açıklanıyordu.  Sunucu, birinciyi açıkladı, bin bir nazdan sonra. Birinci, gözyaşlarıyla sahneye çıktı. Ödülünü aldı. Bir de şarkı söyleyecekti sahneden ayrılmadan. Törenin kapanışı bu şarkı ile olacaktı. Sıkı sıkı tuttuğu birincilik ödülü elinde, şarkısını söylemeye başladığında herkes susmuş birinciyi dinliyordu. Şarkının sade bir girişinde geriden hafif bir gitar sesi geliyordu yalnızca. Birinci, gitar sesi eşliğinde şarkının ilk dizesini okumaya başladı.
Tenis kulübünün mazılarla çevrili sokak çitinin berisinden bir çocuk sesi duyuldu. “Simiitttçiiyaaaaee” diye bağıran. Yarışma birincisinin sesini bastıran bir ses doldu yemyeşil alanda yapılan tören yerine. Çocuk, üç beş kez daha haykırdı üst üste “Simitçiiyyyaaaee” diye. Yarışma birincisinin sesi duyulmuyordu neredeyse,  elinde bir mikrofon olmaksızın bağıran simitçi çocuğun sesi yanında. Dinleyiciler arasında bulunan jüri üyelerinden biri;
-Yoksa biz yanlış birini mi birinci yaptık, diye şaka yaptı, yanında oturan diğer jüri üyesine.
Başında hala satılmamış onlarca simit olan çocuk, acele acele yürüdü tenis kulübünün duvarları boyunca. Öğrencilere satacağı simitlerden kazanacağı para ile, beş çocuklu dul annesinin ve kendisinden küçük dört kardeşinin karınlarını doyurmak üzere ekmek almak için dağılma vaktine az kalmış yakındaki dershanenin önüne gidip simitlerini satmak istediğinden telaşlıydı küçük simitçi. Diğer simitçilerden önce gidip hemen dershanenin kapısının dibinde durmalıydı. Neredeyse koştururcasına yürümeye başladı. Telaşından kaldırım çalışması yapılan yoldaki yerinden sökülmüş bordür taşını göremedi. Ayağı koca taşa takıldı. Tökezledi. Küçük elleri hemen başındaki tablaya gitti. Yalpalarken hala tablasını tutmaya çalışıyordu. Taşın üzerine boylu boyunca uzanırken tablasının yere düşüş sesini duydu. Taşa çarpmış dizlerinin acısıyla büzdüğü gözlerini açıp baktı. Simitler yere saçılmıştı.
Hemen dükkânlarının önünde düşen küçük çocuğu kaldırdı demirci ustası Sabri ile kundura tamircisi İbrahim. Müşteri bekliyorlardı sektelere oturmuş. Yazın gelmesiyle pek çok kişi şehir dışına çıkmış ve zaten tadı tuzu pek yerinde olmayan işleri iyiden iyiye azalmıştı. Günü kurtarmaktan başka bir şey beklemiyorlardı bugünlerde. Tencerelerinde bir çorba kaynasın, evlerine ellerinde bir ekmekle gitsinler, yeterdi onlara.
Sabri ile İbrahim, hemen küçük çocuğun yanına koştular. Uğunup kalmıştı karnı taşın üstüne gelen küçük simitçi. Hemen demirci dükkânına götürdüler çocuğu. Elini yüzünü yıkadılar, su içirdiler. Çocuğu bir kenara oturtup konuşacak kadar rahat nefes alır hale gelmesini beklediler.
Simitçi çocuk, sekteye oturur oturmaz ağlamaya başladı. Oraya buraya saçılmış ekmek parası simitlere güvercinler, serçeler çoktan üşüşmüştü bile. Dökülen susamları toplamakla başlamışlardı işe kuşlar, ziyafet sofrasında.
-Ben şimdi eve ne götüreceğim. Bir ekmek alacak param var; ama annemin istediği patatesi nasıl alacağım. İki kilo patates alacaktım. Annem de onunla bize yemek yapacaktı.
Dört çocuklu demirci Sabri ile üç çocuklu kundura tamircisi İbrahim, simitçi çocuğun babasının iki yıl önce yol kenarında seyyar satıcılık yaparken aşırı hız yapan, ehliyetsiz, on yedi yaşındaki sürücünün arabanın kontrolünü kaybetmesi sonucu bir trafik kazasında öldüğünü ve küçük oğlanın o günden bu yana simit satarak ailesinin geçimini üstlendiğini dinlediler gözleri yerde.
-Kısmetten öte yol yoktur değil mi İbrahim, diye arkadaşına döndü demirci Sabri.
-Öyledir Sabri, dedi kundura tamircisi İbrahim.
Sabri, simitçi çocuğa döndü. Eliyle etrafa saçılmış simitlerin başına doluşmuş güvercinleri işaret etti.
-Biz bu güvercinleri her gün buğdayla besleriz. Şu ağacın altına atarız yemlerini. Onlar da gelir yerler buğdaylarını, ekmek kırıntılarını. Bugün buğdayımız bitmişti. Fazla ekmek de artmadı. Öğlen yaptığımız menemen ile yedik, bitirdik ekmeğimizi. Biz de güvercinler aç kaldı bugün diye üzülüyorduk.
-Simitlerini bize satarsan güvercinlerimiz aç kalmaz delikanlı, dedi kunduracı İbrahim.
Küçük simitçi sevinçle yerinden fırladı. Simitlerini topladı. Teker teker saydı. Saydığı simitlerden bir noksan adedi kadar para istedi amcalardan. “O bir simidi de kendisi güvercinlere ikram etmek dileğinde olduğunu” söyledi güngörmüş kunduracıya ve demirciye.
Çocuk, boşalmış simit tablasıyla eve doğru ilerlerken, kapısının üzerindeki sarı kağıdı yıpranmış, hat yazısıyla yazılı besmele asılı demirci dükkânından içeri giren demirci Sabri, çok mutluydu. Tıpkı kalın ahşaptan, üstü kesikler içinde, kimi yerine siyah ya da kahverengi boyalar bulaşmış koskoca masasının dayandığı duvarın üstünde karınca duası asılı kunduracı İbrahim gibi. Kazandıkları üç, beş kuruşu simitlere verdikten sonra doğru dürüst para kalmamıştı ellerine bugün; ama beş yetimle annelerinin hayır dualarını kazanmışlardı.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN