• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 12 Şubat 2015, Perşembe 13:44 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:47
Font1 Font2 Font3 Font4
Kıtı Kıtına Hayatlar

10265587_10152486018139078_5496955641138636730_o
Yazar: Ayşei Yasemin Yüksel
Küçücük terzi dükkânında gün ışıdığında çalışmaya başlamış, gün indiğinde çalışmasını bitirmişti Hulki. Üzerinde küçük kuru sabunlar, yüksükler, biri demirden oldukça ağır ve kocaman olmak üzere irili ufaklı makaslar, renk renk kalın makaralar ile iğne kutuları olan, yıllardır kullanıla kullanıla sanki cilalanmış gibi parlayan kesikler, çizikler içindeki masasını toplamaya koyuldu. Akşam karısının temiz işlerini yapması için eve götüreceği pantolonları, iliklerini açacağı yelekleri özenle katlayıp kendi diktiği kumaştan torbaya doldurdu. Gün boyu küçük dükkânındaki tek can yoldaşı olan kanaryasının suyuna, yemine bakıp kafesin üstünü ince kumaşlardan kırk yama gibi ulaya ulaya diktiği örtü ile kapattı. Güneş ışığına kanmak için kocaman yapraklarını dışarı çevirmiş pencere önündeki devetabanının saksısına elini hafifçe değdirdi. Tavana kadar büyümüş devetabanını kendisine veren müşterisini anarak kurumuş toprağına biraz su verdi.
Her akşam terzi dükkânı kapattığı saatlerde inen kepenklerin sesleri, küçük esnafla dolu sokağın müziğiydi. Hulki, dükkânının kepenklerini indirirken sokağın müziği yine duyuluyordu. Sabaha kadar da susardı o kısa ezgi.
Akıllı,  çalışkan, anne babalarının halinden anlayan dört çocuklu Hulki,  dükkânının elektrik faturası çok tutmasın diye gün iner inmez dükkânı kapar, kalan işlerini karısıyla tamamlamak üzere evin yolunu tutardı her gün batımında. Küçücük evlerinde sobanın da, elektriğin de yandığı tek oda olan ufacık salonda çalışırdı çocuklar derslerini, dikiş dikerdi Hulki ve karısı.
En büyük oğlu Kıvanç, daha yenilerde mimar çıkmıştı. Parası az çok dememiş, bulduğu ilk işe başlamıştı seksenlerin sonlarına doğru. İlk maaşını bile alamamıştı henüz. Patronunun yol parasını ve öğle yemeklerini karşılaması için verdiği avansla dün eve gelirken iki yüz elli gram kıyma almış, annesi köfte yapsın da kardeşleri köfte yesinler, evlerinde köfte kokusu duyulsun istemişti.
Seneler vardı köfte yemeyeli; o küçük evde köfte pişmeyeli. Et olarak bildikleri tek şey vardı dört kardeşin; paça. Gerçi kemikleri çok gelişmişti paça yediklerinden; ama köfte için kıyma almaya paraları hiç çıkışmamıştı.
Pek çok arkadaşının annesi köfte yapıp ekmek arasına koyduğu için ilkokuldayken beslenme saatlerini sevmemişti Kıvanç. Çünkü Kıvanç’ın beslenme çantasından köfte çıkmazdı hiç. Simit yerdi o beslenme saatlerinde. Bazen belki bir yumurtası olduğu da olurdu babasının o haftaki işlerinin çokluğuna göre.
Avansını alır almaz yol parası ile öğle yemeği niyetine yiyeceği bir poğaça parasını ayırıp kalanını kıymaya veren Kıvanç akşam eve dönerken kazandığı ilk para ile aldığı ilk şey vardı elindeki filede.
Annesi Saime köfteyi yaparken tüm ev birazdan yenecek köftenin heyecanı içindeydi. Saime, koca bir ekmeğin tümünü koymuştu köfte harcına. Bol maydanoz doğramıştı harcı çoğaltabilmek için. Koca bir de soğan rendelediği harç, elektrik gitmesin diye kışın buzdolabını çalıştırmadıklarından bodrum kattaki evlerinin demirli pencerelerinden birinin önünde dinleniyordu şimdi. Kedi, köpek gelip kapmasın diye köfte harcını bir tencereye koyup, tencerenin ağzını iyice kapattıktan sonra bir de ağzı büzgülü Amerikan bezinden bulgur torbasına tıkmıştı Saime. Penceresi önünde harcın dinlendiği oda o kadar soğuktu ki çocuklar burada uyurken başlarını yorganın altına çekiyorlardı.
Üniversiteye giden kız, lisedeki oğlan ve ilkokuldaki küçük kızın tek düşüncesi, sofraya gelecek köfteydi. Onlar, evi dolduran köfte kokusunu solurken bir an önce köftelerin pişmesini bekliyorlardı. Sedirin üzerine koyduğu ve yemek yedikten sonra nasıl biçeceğine karar vereceği kumaşa gözlerini dikmiş Terzi Hulki, çok düşünceliydi o akşam. Aklı işlerine takılmış Kıvanç da düşünceliydi. Oğlunun düşünceli hali, Hulki’nin gözünden kaçmadı. “Neden bu kadar düşünceli olduğunu” sordu oğluna.
Kıvanç pek konuşmak istemedi önce. Babası yorgundu zaten. Üzülürdü belki anlatacaklarıyla. İş hayatıydı işte. Sorunsuz, tasasız, düşüncesiz olur muydu hiç. Kıvanç’ın geçiştirmeye çalıştığını görünce Hulki daha da meraklandı. Kıvanç, babasını merakta bırakmamak için anlatmaya koyuldu.
-İlk işim elimde. Bir gökdelen projesi. Kapalı otopark, sinema salonu,  düğün salonu, her şey istiyorlar. Ama bunu dikmemi istedikleri arsa küçücük. O araziye istedikleri  kapasitede bir gökdelen dikilemez. Anlattım kaç kez; ama illa da olacak diyorlar. Arazi çıkışmıyor. En az bir o kadar arazi daha gerek istedikleri binayı yapabilmem için. O arsaya çıkılabilecek kat sayısı da belli üstelik. Teknik olarak imkânsızı nasıl başarabileceğimi düşünüyorum bir haftadır.
Belli belirsiz gülümsedi Hulki, gözleri ilkokuldaki çocuğunda. Küçük kız koştura koştura sofra başına gelmiş, “Köftelerin kızardığını, annesinin koca bir baş soğanı doğrayıp tuzla ovduğunu” söylerken annesinin eline tutuşturduğu içinde iki ekmek olan fileyi masanın üzerine bıraktı. Üniversiteye giden ablasına bakarak “Annesinin ekmekleri kesmesini istediğini” söyledi. Kız hemen yerinden kalkıp akşam yemeği için tüm ekmekleri olan iki somunu ortadan ikiye ayırdı. Sonra o yarım ekmekleri de kesip çeyrek ekmek haline getirdi. Birazdan çeyrek ekmeklerin içine köfteler konulup yenilecekti.
Hulki gözlerini kızının kestiği ekmeklerden ayırıp sedirin üzerindeki kumaşa çevirdi. Gözleriyle kumaşı işaret ederek başını salladı,
-Bu kumaş da aynen senin o arsa gibi. En fazla bir pantolon iki yelek çıkar. Oysa kumaşı veren müşteri yelekli bir takım elbise istiyor. “Çıkmaz” dedim, “Sen bilirsin, terzi mi yok civarda senden başka” dedi. Ölçtüm biçtim çıkışmıyor kumaş. Bir de evde düşüneyim diye getirdim.
Kıvanç gülümsedi. Babası ile aynı sorunu başka alanlarda aynı anda yaşıyor olmalarına için için gülerken Hulki de gülüyordu, acı acı.
Saime, iki kişinin sığamadığı, tezgâhı mozaik betonlu mutfaktan çıkıp salon kapısında görününce küçük kız sevinçle ellerini çırptı. Hemen çeyrek ekmeklerden birini kapıp en yakın sandalyeye ilişti. Saime, pişirdiği köftelerle dolu kenarları lacivert kaplı, içi çiçeklerle süslü derin emaye kabı masaya bıraktı. Küçük kızının elinden ekmeğini alıp içine üç köfte, bolca soğan ve maydanoz koyup verdi. Kız, köfteleri azımsamış gibi baksa da dayanamayıp koca bir lokma kopardı hemen. Harcı bir bütün ekmek içi, iki yüz elli gram kıyma, kocaman bir baş soğan, bir demet maydanozdan oluşan köftesini yerken rüyada gibiydi. İlk köftesinin kalan yarısıyla ikinci lokmasını ısırdı ekmekten. Geriye iki köftesi kalmıştı. Olsun! Annesi kalan köftelerden verirdi ona. Doya doya köfte yiyecekti bu akşam. Bu nefis kokulu, enfes lezzetteki öğünün tadını çıkaracaktı.
Saime, çeyrek ekmeklere üçer köfte koyup kocasının, çocuklarının ellerine tutuşturduktan sonra kendi ekmeğini de hazırladı. Öyle güzel kokuyordu ki köfteler. Hemen bir lokma ısırdı aceleyle. Küçük kız, ekmeğini bitirmiş annesine bakıyordu. Kızının,
-Anne, köftelerim bitti. Biraz daha köfte versene, dediğini duydu.
-Köfteler bitti kızım.
-Ama anne… Sadece üç köfte yedim. Çeyrek ekmeğin içinde o da. Doymadım, diye çıkıştı annesine küçük kız, sevimli bir arsızlıkla.
Saime yutkundu. Şimdi kendi köftelerini küçük kızına verse diğer çocuklarına haksızlık edecekti. Hadi kendisi kuru ekmekle de doyardı; ama diğer çocuklarının da üç köfteyle doymadıklarını, akıllarının hala köftede olduğunu biliyordu. Şakaya vurup gülümseyerek bir çeyrek ekmek daha aldı. İçine bol soğan ve maydanoz koyup küçük kızının eline tutuştururken,
-Üç köfte yiyoruz kızım, ekmeklerimiz küçük çünkü. O ekmeğe üç köfte sığar. Ne kadar ekmek o kadar köfte.
Hulki ve Kıvanç ellerinde olmadan birbirlerine baktılar. Hulki, karısı Saime’nin de senelerdir hiçbir şeyi çıkıştıramadığını, yetiremediğini biliyordu. Tıpkı oğlu Kıvanç ve kendisi gibi çıkıştırma, yetirme sorunu yaşayan Saime, bu konuyu nasıl da bir çırpıda halledivermişti.  Gözleri bir anda ışıldayarak annesine bakan Kıvanç da babasının aklından geçenlerin aynını düşünüyordu. Hulki müşterisine, Kıvanç da patronuna verilecek cevabı bulmuşlardı.
-Ne kadar ekmek, o kadar köfte.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN