• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 27 Ekim 2016, Perşembe 21:32 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:42
Font1 Font2 Font3 Font4
KESKİN UÇ

10339288_10203060716655546_7222421376305111783_o
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Keskin uç, dış dünyamız. İç dünyamız kesen değil kesilendir. Paramparça olur; ama dış dünya kan tükürüp “kızılcık şerbeti içtim” der.
Diken ucu dışımız. Dikenin gülü, içimiz. Dış, yerkabuğu sanki; rengarenk, bitek, güleç. İç, yer kabuğunun içi gibi; fokur fokur cehennem ateşi. Ne zaman volkanlar belirecek, o zaman iç, dışa püskürüp silip süpürecek. Volkanların da ömrü var. Her patlamasıyla o ömür bitti bitecek.
Dış, vitrin; iç sandık odası. Dış, hep yenilerle donatılırken içte çocukluktan bugüne ne var yok iyisiyle kötüsüyle hepsi saklı.
İç dünya, gözle görülemeyen derinliklerde, yeri bilinse de ulaşılamayacak diplerdedir. Görülemez; ama seyre sunulabilir. Bakışlar bunun en kolay yolu. Yazılar. Şiir ya da yergi. Ve başka başka türküler hatta. İç dünyanın aynası tıpkı kilimler gibi, motifler gibi.
Dışımız bakarsın demir gibi, kavi; bakarsın çelik ki su katılmamış; bakarsın duvar. Ne aşılır, ne geçilir. Ne güler,ne el uzatır. Oysa duvarın gerisindekiler… Çeliğin öte yanı…
Dış, pencere önü, çeşit çeşit çiçeklerle süslü, cilalı, boyalı… İç, gizli kapıların ardı.
İç ve dış… Birbirinin zıddı iki anlam, iki kavram. Biri diğerine mıknatıs olup çekemeyen iki yabancı. Birbirine el olmuş dünya. Hep bir arada; ama hiç bir olmuş halde değil. Dışın kaviliği aslında çoklukla için yumuşaklığına yorulur. Ya da öyle umulur.
Dışımız keskin bıçak. Çünkü dış dünyada yüzleştiklerimizin hepsi bileyici. Kıran kırana hesaplaşma, soluk soluğa koşturmaca, bire karşı bir düzineye mücadele verme… Yaralanma, düşme kalkma; yeniden hayat kavgası, tekrar tekrar başa dönme… Kırma… Kırılma…
Ya iç… Demir maske takınmışken dışımız, dal gibi incecik hislerin kırılıvereceği bahar bahçesi. Demir dışlar ağlamazken pamuk gibi yumuşacık iç, pamuk gibi beyaz karların erimesince ağlayabilir. Ah keşke demirden olmasaydı dış. O zaman görülürdü için kırılganlığı. Ama duvarlarımız var; dış adında. Seyri mümkün değil o yüzden için.
İç, duvarın sırrı. İç, içini dökemezse duvardan engelinde, sanat doğar o yerde. En çok şiir, türkü olur. İç, yumuşakça sızar, bir yolunu bulup duvardan.
İnsanlar biliriz kırıp dökerler. Gözleriyle kırarlar, yüzleriyle küstürürler. Ancak onların hatıra defterleri, notları ya da birkaç satırlık dizelerine, yazılarına baktığımızda ne o sert, delici bakışları görürsünüz ne de küstüren yüz ifadesini. O koskoca heybetli dağlarcasına taş kesilmiş dışlar; meğer içlerindeki volkanı saklarmış. Meğer içleri lav lav ateşmiş, kormuş da korkuları oymuş. Kor sıcaklığında dizeler, yazılar, türkülerin tek açıklaması, saklı yanardağlardır. Dağ gibi duvarların gerisindeki.
Dış, dikenli tel. Yanaşılamaz, kanatır, öte yana geçmek mümkünsüzlüğünün adıdır. Oysa iç, dışın dikenli teliyle kanamaktadır. İkilik, için hazmedemediği hal; ama dışın maskesidir.
Maskeler denir de hep, kimse kendi maskesinden bahsetmez. Kaç maskesi olduğundan dem vurmaz. Bir kişi kaç kişi olabilir maskelerin ardında. Her maske ile başka bir ad taşırken yorulmaz mı?
Sapsade olabilseydik yani kendimiz, maskesiz olsaydık eğer, hangimiz hangimizi bir çırpıda tanıyacaktık? Bizler çoğumuz, birbirimizi maskelerimizle tanırken maskelerin ardından konuşan asıl bizler, birbirimize kuzeyle güney kadar, ekvatorla kutup kadar uzağız. Tanımayız. Yabancıyız.
İnsanın dört yüzü varmış. Birincisi kendinin bildiği başkalarının bilmediği yüzüymüş. İkincisi başkalarının bilip kendinin bilmediği; üçüncüsü kendisinin de başkalarının da bilmediğiymiş. Kendisinin bildiği başkalarının da bildiği dördüncü yüzmüş. Yine de maske yüz olmuş çoğu insana.
Büyükler de saklambaç oynar. Saklandıkları yer maskelerin ardı. Sayısız maskeler hem de.
 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN