• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 3 Aralık 2018, Pazartesi 11:53 - Son Güncelleme: 13 Aralık 2018 Perşembe, 10:06
Font1 Font2 Font3 Font4
Kemaliye Konağı

 

Başını işinden kaldıramayacak kadar yoğun günlerdeydi Su. Öyle ki depremlere karşı güçlendirilmesi, sağlamlaştırılması için restorasyona başlamaları gereken Erzincan, Kemaliye’deki konaklarını görmek için  oralara gidecek vakit dahi bulamamışlardı henüz. Yedi yüz kilometre vardı Ankara Erzincan arasında. Ha denilince gidilemiyordu.

 

Kocası Erzincanlı olan mimar Su, eşine Kemaliye’deki dedesinden kalan yıkılmaya yüz tutmuş, kaderine terk edilmiş konağı  görür görmez  hayran kalmıştı. Sit alanı kapsamındaki konak kendisine kaldığı için pek de memnun olmayan kocası şaşıp kalsa da Su, ilk kez gördüğü oraların doğasının her yerden başka güzelliğine ve metropollerdeki beton dikintilere hiç benzemeyen konağa ısınıvermişti. Konak bir elden geçsin sonrasında her fırsatta Kemaliye’ye gitmek, metropolden uzaklaşmak niyetindeydi Su. 

 

Gel gör ki depremler, yılların ihmali, yağmur rüzgâr derken konakta çatlamalar oluşmuştu. Çatı akıtıyordu. İçinde gelinciklerin yuva yaptığını söyleyenler vardı. Ama Su kararlıydı. Böyle olağanüstü güzellikte bir doğada, böyle mimaride bir yapı karşısına çıkmışken o konağı yeniden yaşanır hale getirecekti.

 

Aslında iki yıl evvel  bir restorasyon firması ile anlaştı anlaşacaklarken  o firmaca yapılmış kimi işleri tesadüfen görünce caymışlardı. Konaklara yazık olmuştu zira. Harabe haldeyken daha fazla konağa benziyor ve tarihi değer taşıyorlardı sanki konaklar, restorasyon sonrası hallerine bakılınca.

 

Su, konağın bir an önce ayağa kaldırılması için kolları sıvamak gerektiğini biliyordu mimar gözüyle bakınca. Bu yüzden eşiyle birlikte yaptığı işleri görüp beğendikleri yeni bir firma ile Kasım ayında çalışmalara başlanması için anlaşmışlardı sonunda. Bir türlü gidemedikleri Kemaliye’deki işlerin başında olamayacakları, çalışmalar gözünün önünde yapılamayacağı için  hiç de memnun değildi Su.

 

Su, sık sık restorasyonu yapanları arayıp restorasyonun ne durumda olduğunu soruyordu. Her defasında da çalışmaların henüz başlamadığını, sürmekte olan işlere devam ettikleri cevabını alıyordu. Çok huzursuzdu içi. Biraz televizyon seyrederse aklındakileri  dağıtırdı belki.

 

Televizyonun karşısındaki koltuğuna geçti yemek sonrası. Haberlerde  dayanamadığı şeylere bakamadığından, kadına şiddetle ilgili şeyler  duymaktan da yıldığından artık ada satımları, eski evleri alıp yenileme, hurda  ve antika alımı gibi programlara bakar olmuştu. İşte alıcılara bir ev gösteriyordu yine tadilatçı karı koca.

 

Evlerin hepsi çiftlik eviydi. Çoğunun birkaç yüz dönümlük, kimisinin de yirmi dönümlük kocaman arka bahçeleri vardı. Kaldırım ile evler arasında hatırlı bir çimli alan bulunuyordu. Yani mahalledeki zaten geniş ön bahçeli evlerin girişleri, kaldırıma sınır olmayan bir yerleşim düzeni içindeydi. Haliyle evler hepten müstakildi. Apartman, kule filan uğramamıştı o programdaki kasabaya ya da şehre. Dolayısı ile hem bir metropollü olarak hem de bir mimar gözüyle böyle programları izlemekten  gerçek anlamda hoşnut kalıyordu Su.

 

Sattıkları evi,  alıcıların bütçesi dahilinde bambaşka bir hale getiren karı koca yeni bir ev göstermekteydi müşterilerine. Ev çok eskiydi. 1910 yılından kalma. Dökülüyordu. İçinde uzun zamandır yaşayan olmamıştı. Hatta sincaplar ve   Mickey adlı bir fare eve yuva yapmıştı. Bazen kirişlerin arasından kuş sesi geliyordu. Belli ki kuşlar da yuva yapmıştı metruk eve. Fiyatı da  programın yapıldığı ülkenin para birimi ile 30.000 kadardı.

 

Birkaç aya kadar bebek sahibi olacak yeni evli alıcı karı koca, bebek gelmeden önce kendilerine ait bir evleri olsun istemekteydiler. İlk çocuklarının da, sonraki çocuklarının da rahat oynayacağı  bir bahçe arzusundaydılar. Öyle sıkışık, komşu camına bakan evlerden köşe bucak kaçıyorlar, kendi özel alanlarının asla  göz önünde olmasını istemiyorlardı. Zaten öyle  dip dibe ev de yoktu açıkçası.

 

Birikimleri ancak 120.000 olan  yeni evli çift,  evi pazarlıkla 25.000’e aldı. Kalan para tadilata harcanacaktı.

 

Hiperaktif çocukluğunu geride bırakamamış gözüken dört çocuklu tadilatçı satıcı adam, keyifle, güle oynaya yıktı evi. Bizdeki gibi beton, demir kullanılmayıp sadece kalın tahta kirişlerden oluşan iskelet ve suntadan duvarları yıkmak hiç de zor olmuyordu. Tadilatçı çiftten kadın olan, dekorasyon konusunda gerçekten olağanüstü yetenekliydi. Üstelik evden sökülen keresteler ile o eve bir yemek ya da kahve masası yaptırıyordu mesela, marangozuna. Marangoz demişken… Marangoz, eşi ve iki çocuklarına  da 10.000’e aldıkları bir evi baştan aşağı elden geçirip öyle bir hale getirmişti kiii… 1800lerin sonlarından kalma evin yenilenmiş hali karşısında marangoz ve ailesinin sevinci görmeye değerdi.

 

Sorunlar da çıkıyordu yıktıkça, söktükçe. Su, elektrik tesisatı bekledikleri gibi olmayabiliyordu. Bazen yer döşemeleri hiç de göründükleri gibi çıkmıyordu. Bazı duvarları yıkıp mutfak ile salonu birleştirerek açık  plan uyguluyorlardı. Tüm onarım bitip, inşaat atıkları temizlendikten sonra da evin dekorasyonu sabaha kadar sürebiliyordu. Bu arada müşterilerin ne istediklerini, nelerden hoşlandıklarını iyi bildiğinden mutlaka onların seveceği bir sürpriz de yapıyordu tadilatçı kadın. Diyelim ki şöminenin üzerine tahta bir kiriş koyuyordu. Ya da çok eski, oymalı bir pencere pervazını bir duvara iliştiriyordu. Hatta bir keresinde bir müşterisinin bisiklet meraklısı eşi için Afrika’dan antika bisiklet bile getirtmişti hediye olarak. Tekerleri tahtadan olan bisikleti duvara asmıştı.

 

Programın sonunda hep aynı sahne tekrarlanırdı. Tadilatçı karı koca, yeni evlerini göstermek için müşterilerini gözleri kapalı halde karşı kaldırıma getirdikten sonra “gözünüzü açın” diyorlardı. Müşteri çift, gözlerini açtıklarında satın aldıkları evin eski, harap halinin resmi basılı dev bir paravan görüyorlardı evlerinin yeni hali yerine. Ardından tadilatçı karı koca  müşterilerine evlerini görmeye hazır olup olmadıklarını soruyordu. Heyecan içinde bekleyen çift,  hazır olduklarını söyleyince tadilatçı karı koca iki ucundan tuttukları paravanı açıyordu. Evlerinin yeni halini gören müşteriler, mutluluktan ağlarken tek bir şey söylüyorlardı; “Aman Tanrım; vay canına!”

 

Hayallerini aşan  biçimde yenilenmiş evlerini gören alıcı çifte, tadilatçı karı koca bu evde mutlu günler geçirmelerini diledikten sonra program bitmişti bugün de. Su, elinde olmadan Kemaliye’deki konağı düşündü.

 

Bu hafta mutlaka gidip görmeliydiler konaklarını. Kasımın ortasında  Erzincan’a gidilse gidilse uçak ile gidilebilirdi.  Çok soğuk olduğundan kalınamazdı da. İyisi mi uçakla gidip orada  araba kiralamak,  birkaç saatliğine de olsa işler ne durumda görüp,  akşama dönmekti. Yarın yani Cumartesi giderler, Pazar günü dönerlerdi. Uçak bileti ayırtmak için internetin başına geçti. Bu arada televizyondan hava durumunu duyunca hep yaptığı gibi kulak kabarttı.

 

Birdenbire bastıran soğuk hava nedeniyle üç gün boyunca aralıksız kar yağışı beklenmekte olduğundan Ankara’da uçuşlar iptal edilmişti. Su, ellerini ağzına götürüp “Aman Tanrım!” derken tıpkı az önce evi tadilattan çıktıktan sonraki mutluluğunu böyle anlatan kadına benzediğinin farkında değildi. Benzemeyen tek şey, Su’nun bu haberden mutlu olmamasıydı. Yine bekleyeceklerdi Kemaliye’ye gidebilmek için.

 

 

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


Kemaliye Konağı Yazısına 1 Yorum Yapıldı

BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN