• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 12 Mart 2019, Salı 11:44 - Son Güncelleme: 12 Mart 2019 Salı, 11:44
Font1 Font2 Font3 Font4
Kelebeğin Öncesi;  İnsanın Sonrası

 

Tüm kadın okurların Kadınlar Gününü kutlayarak…

 

Bir kuş havalandığında, mavi gökyüzü kanatların müziğini dinler. Bir kelebek kanatlandığında, ortalıkta havai çiçekler gezinir  gibidir. Allı morlusundan allı pullu güzellik  kelebeğin öncesi sürüm sürüm sürünen bir tırtıl, malum.

 

Kuşundan kelebeğine kanatlar birer tuvalcesine. Kelebekler kanat çırptığında benzersiz bir tablonun üstündeki örtü açılıvermiş gibi olur. Kaç asırlık bir taştan ipekçi hanının üst pencerelerinden aşağılara salınıvermiş top top ipek uçuşmaktadır etrafta sanki. Ama kelebeğin uçmadan öncesi var bir de. Uçurumun iki yakasının birbirine uzaklığınca  birbirine benzemez halleri var. Tırtıl olduğu günler var…

 

Çalı, ağaç dallarında açıla toplana sürünürcesine ilerleyen boğum boğum tırtılın hedefi, kelebek olacağı zirveye ulaşmaktır. Zirve, kelebek olup uçmaktır; ama tırtıl oraya sürünerek ulaşacaktır. Cenap Şahabettin’in dediği gibi “zirvelerde yılan da bulunur, kartal da. Ama biri sürünerek erişmiştir oraya biri uçarak.” Sürünen tırtıldan uçan kelebeklik zirvesine  erişmek, hem yılanın hem kartalın başardığını iki ayrı bedende; ama tek bir canlı olarak başarmaktır o halde. Kelebek bir derstir bu yüzden.

 

Meyve kurtçuğunun semizi tırtılın anlamı, bir yerde çirkinlikten güzelliğe zorlu yolculuktur. “Sürünmekten uçmaya tırmanış, nasıl da kimi insanların halince” desek yanlış olmaz belki de. Hani an gelir de yüzüne bakılmadık günlerine hiç benzemez olup, bugün her anlamda  göz alıcı olup çıkmışlara “çirkin ördek yavrusu” denilmesince. Oysa kelebeğin öncesi çirkin ördek yavrusu bile değildir. Bildiğiniz iriceme kurtçuktur.

 

Tırtıl olmak, aslında kılıf olmaktır. Eski bir sandığın, kilitli kapağı altında  ne Hint kumaşları, ne mücevherler saklaması gibi bir mahfaza olmaktır. İçinde beklenmedik müjdeli haberler taşıyan bir mektubun zarfı gibidir tırtıllar. Dürülüp bükülerek boğumcuklar, açılınca onca ayaklı sürünen oluveren  tırtılın dışı, içindeki sırrı sarıp sarmalayıp gözükmez etmiş branda bezidir.  Saati dolmadan açılmayacak kilit gibidir. Masaldaki saat on ikide balkabağına dönüşen at arabasına, doğanın naziresidir sanki. Tırtıl için saat on iki, kelebeğe dönüşmek çünkü. İyi haberin sona saklanmasınca bir süreç tırtılın yolculuğu. İlkten  peşin hüküm verip birini, bir şeyi güzel ya da çirkin diye etiketlemenin nasıl da yanıltabildiğinin testi.

 

Tırtıl, içinde uçan tuvaller taşıyan bir koli gibi. Kilidi bir süreliğine mühürlenmiş gösterişsiz hazine sandığı gibi. Sandık açılmaya görsün! Konfetiler değil, kanatlar uçuşur. Kelebeğin, tırtıl kılıfından arınıp uçması, öyle neşelenmiş, öyle keyiflenmiş doğanın, sabunlu sudan tahta mandalla baloncuklar üfleyen çocuklarca balonlar yapıp üflemesini andırır.  Bir kelebeğin kanatlandığı an, sürünmekten uçup  çiçeklere konmaya bir öykünün mutlu sonudur.  

 

Tırtıl, fırlatıp atılan eski giysi; kelebek, süslü, çok emek verilmiş en değerli kıyafet. Tırtıl, kelebeğin kundağı. Kelebeğin, insan yavrularının kundaktaki halince hali. Bebekler kundağa sarılı iken kollarını kıpırdatamaz; tırtıl zırhı altındaki kanatlar,  kılıf yırtılmadıkça  çırpınamaz, uçamaz…

 

Tırtıl aslında öyle bir hayat dersinin öğretmeni ki… “Ne oldum değil, ne olacağım demeli insan” sözünün,  “ne idim” kısmının ta kendisi tırtıl. Kelebek mi;  o kendi  hayat öyküsünün “ne oldum” aşaması. Tıpkı insanların kimisi gibi.

 

Tırtıl ve kelebek… Uçurumun iki kenarı gibi… Kılıftan bir köprü var aralarında. Kılıf yırtılınca köprü yıkılır. Tırtıl için uçurum aşılamaz; ama kelebek için uçurumlar birkaç kanat çırpışından sonra geçilen  boşluklardır sadece. Yani tırtıl yetersizlik, kelebek olgunluktur. Tırtıl sabır küpü, kelebek sabrın sonucudur. Tırtıl bekleyiş, kelebek parsayı toplamaktır. Tırtıl emek, kelebek hasattır.

 

Çoklukla bir kundağa sarılı, henüz kendi başına bir yerlere gidemez, doyamaz insanlar olarak doğduk. Emekledik, yani süründük. Hep insan kılıfındaydık ama. Hep insan görünümünde olduk. Bir halden bir hale geçmedik fiziki anlamda kelebekler gibi. Bizim, insanların bir halden bir hale geçmemiz bilinç, ruh, duyarlılık, olgunluk anlamdaydı.  Bu geçişler ancak ruhun her yöne açılabilecek koridorlarında kaybolmadan dolanıp, her türlü iç sesten doğru olanı dinleyip ona yönelmekti. Yanlış adımlar, her anlamda sürünmekken doğru adımlar keyiften, mutluluktan uçmaktı.

 

Hakkıyla insan olma yolculuğunda kimimiz tırtıllar gibi kılıfımızı yırtmayı başaramayıp kelebeğe dönüşemiyoruz. Kılıfı yırtamamak, yani hep tırtıl kalmak, hep sürünmek demek. Sürünmek, insanlar arasında sıklıkla maddi koşulların yetersiz kaldığı yaşamlar için kullanılsa da sürünmekten sürünmeye çok değişkenler var insanlar için.  Fakir olmayan insanlar da sürünebilir. Maddi olarak değil; ama insani yönden. Biri, ne kadar zengin de olsa, her istediğine nasıl da kolayca ulaşabilse de hep çiğ, hep ham, hep arayışta, hiç yetinemeyen biri olması halinde bu onun kişiliğinin, ruhunun sürünmesi demektir. Vurulduğunda çok can yakan kızılcık sopası gibi acıtıcıdır, tırtıldan kelebekliğe geçiş gerçeği, kimi insanlar için.

 

Kelebek, iki uçlu kavram. Sürünmekten uçmaya, kurtçuk olmaktan kelebekliğe. Kelebek, hayatın hem eksi ucu hem de artı ucu. Kelebek, güzellikle göz boyamanın  tırtılkenki şakası. Ve anlayanlar için tırtılın kelebek olması, belli süreçleri aşmayı sabırla beklemenin semeresi.  İçindekini saklayan kılıfın yırtılmasıyla başlayan çiçeklere kanat çırpmanın renkli mürekkeplerle bir başka abeceden  yazılmış öyküsü kelebek.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN