• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 18 Şubat 2017, Cumartesi 23:12 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:38
Font1 Font2 Font3 Font4
Kayık Küreklerinin Ufuklara Diklenişi


Ayşei Yasemin YÜKSEL
Eğmekle kalmayıp büktüğümüz; bükmekle de kalmayıp kırdığımız sonra ulaya ulaya pekiştirdiğimizi sanırken ne renkti, yufka mıydı pek miydi belli olmayan kırk yama işi bir kumaşı; dikiş tutturamamış uğraşları andıran kavram, eğitim.
Eğitimini almış olalım olmayalım bir şey üzerine konuşmaktan ele almaya onun iyi bilindiği anlamına geliyorsa eğer, eğitimin ne olduğunu biliyor muyuz o halde? Ötesini berisini gayet iyi bildiğimizden mi eğitim konusunda herkesin kendince bir tanımı hatta görüşü var? Ona buna göre değişmeyecek, eğitim her ne ise onu gerçekten anlatacak tanım nedir? Kaç kişi yapabilir o tanımı? Eğitim, yaş ağaçları istenilen konularda biçimlendirmekse eğer, olmazsa olmazlarla mı yoksa dal kıran ağırlıklarla mı eğiyoruz? Öğrettiklerimiz, hayatın geri kalanında kullanılacak, işe yarayacak şeyler mi? Yaş ağacından mermer kütlesine yeterince biçimlendirici mi? Sosyal hayatı oluşturan her dokuya, unsura katkısı olacak mı? Ham madde olan çocukların, yetişkinlerin hatta yaşlı bireylerin kumaşına göre mi? O kumaştan ne biçilir ne biçilmez bilerek mi eğitim; yoksa biz kumaşımızdan yalnızca tek bir şey biçebiliriz kolaycılığı mı bizim anlayışımız?
Eğitilecekler tohumsa eğer, eğitim hem tohum, hem su, hem güneş, hem toprak o zaman. Hepsi bir aradayken anlamlıysa ortaya tek bir şey çıkıyor. Biri olmazsa diğerleri yetersiz kalır. Ya hepsi birlikte bir şey olabiliyorlar ya da hiç.
Eğitim, yontu işi. Hamuru şekle sokma yani kabaca. Bir heykeltıraş edasıyla. Biçimsiz taş kütlelerinin içinden binlerce yıl sonrasına kültür mirası olarak kalacak figürler çıkarmak gibi incelikli çaba. İnsanlar, eğitim görmedikçe yontulmamış taşlarcasına kaba saba, şekilsiz. Kaya kütlelerinin içinde saklı o eseri, eğitim denilen heykeltıraşın keskisi gün ışığına çıkarır tek. Bu, onca emeğin yanı sıra zaman harcamanın, sabrın semeresidir.
Daha tanımı yapabilip yapmadığımıza bile bakmadan eğitim hakkında konuşacak olanımız çok olabilir. Eğitim derken tek okul eğitiminden bahsetmiyorum. Okul süreci, belli bir yaş sonrasına denk geldiğinden eğitimin yalnızca bir kısmı. Eğitim deyince bir bebek doğduğunda annesince daha kucağa nasıl alındığından başlayıp güngörmüş bir yaşlı olana kadarki halleri kast ediyorum. Böylesi uçsuz bucaksız bir denize yelken açarken. Eğitim, yeni doğmuş bebeğe nasıl “merhaba” dediğimizle başlıyor yani. Farkında mıyız?
Yetişkinler olarak ne kadar eğitilmişiz; ne kadar eğitilirsek eğitelim sonucunda bir şeyler edinmiş miyiz; o edindiklerimiz davranışlarımıza yansımış mı diye kendi değerlendirmemizi dosdoğru yapamadığımız kesin. Diyelim ki içteki en vahşi, en bastırılmış, gün yüzüne çıkmaması istenen; ama yolunu bulursa Alaattin’in lambasından kaçana dönüşecek tutumların kolayca belirdiği ortamlar var. Bu ortamlar, bize de, geri kalan herkese de içimizi gösterir. Ayna tutar. Aynalar doğru sözlüdür malum. O yüzden dıştaki cila, boya işe yaramaz, gerçeği gösterir. Her ortamdaki davranışlarımız, bakış açımızın dar olup olmadığı, bir kavramı, konuyu sorgulayabilme yetimiz, her canlı türünden taşa toprağa cansızlara gösterdiğimiz saygı, eğitimimizin göstergesidir o zaman. Diyeceğim, eğitim tek kültür, bilgi odaklı değil. Davranışların yönlendirilmesi aynı zamanda.
Trafik mesela… Öyle bir ayna ki… Bir de diyelim ki okulumuzda, iş yerimizde her sabah akşam bardaklarınızı yıkamak için uğradığınız lavabolar… Buralar aslında eldi, bardaktı yıkanan yerler değil sadece. Kendiyle yüzleşmek istemeyenlere inat onlara hallerini gösteren toplumsal boy aynalarımız oralar.
Günlük hayat sıradan şeylerle geçer. Bir çalışan, her sabah aynı saatte evden çıkar. Metroyla, otobüsle, dolmuşla ya da servisle işine gider. Sabah çayı mı içer artık, kahvesi mi öncesinde çekmecede bütün gece beklemiş bardağını lavaboda yıkamalıdır. Bu yüzden lavaboya uğramalıdır.
Lavaboda görülen manzara, orayı kullananların hallerinin manzarasıdır. Nitelik göstergesidir yani. Ortalığın kirletildiği bir tablo karşısında herkes söylenirken çoğu o manzarada kendinin de payı olduğunu kabullenmez. Hep başkalarıdır böyle kötü şeyleri yapan. Söylenenler de hep cici kişilerdir… Biz, söyleniyoruz durmaksızın; iyileştirmeyi tercih etmez olduk epeydir. Oysa iyileştirmelere yol alsaydık, söylenmek yerine kolları sıvayıp önce kendi kapımızın önünü temizleyerek düzeltecektik eğrileri.
Toplu kullanım alanlarının temizliği,  apartmanlarda birlikte yaşam, gürültü, suyun boşa akıtılarak israfı, güpegündüz yanan elektrikler, kuyrukta bekleme… Bunlar günlük hayatta her an karşılaşılan sıradan olgular. Ve bu anlarda sergilediğimiz görüntü,  bir anlamda toplumu anlatan dil, bir eşik. O ufacık eşiği atlamak çok zor kimisine. Çoğumuz eşiklere takılıyoruz. Topluma yansıyan sendelemeler ondan. Oysa eşikler takılmak için değil atlanmak içindir. Hayatın eşiğini atlayamayanların gözü nedense çoklukla hep en yüksek duvarları atlamaktadır oysa. Atlayamayınca da duvara kızarlar, sonunda da yıkarlar.
Eğitim, dalgalı mı dingin mi demeden hedefsiz bir rotada açık denizlerde küreklerine yapışılmış bir kayıkla ilerlemekse,  sonucu olsa olsa eğitimsizlik olur. Kayıklar, açık denizlere, kürekler dalgalara diklenemez. Ortak bir eğitim kavramı yerine herkesin kendince bir eğitim anlayışı oldukça, eğitim yalnızca bir diploma edinmek anlamlı olacaktır. Eğitim, davranışların biçimlenmesinden ziyade diploma olarak görüldükçe de metropoller dev köyler; apartmanlar, iş yeri koridorları selam nedir bilmeyenlerin barınağı; trafik, araban ne kadar pahalıysa yollar o kadar senindir; lavabolarda her yanı suya boğ, ışıkları açık bırak, kağıt havluları oraya buraya fırlat; ama sonra da başkalarının yanında lavaboların nasıl da kirli olduğundan şikayet et anlayışına bürünür. Eğer içinde olduğumuz bir ortamı bizzat bozup kirletmişsek, kirli olan bizlerdeki anlayıştır, yaklaşımdır. O kir, homur homur söylenmekle de çıkmaz. Samimiyetle, ve payına düşeni yapmakla çıkar, çıksa çıksa.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN