• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 23 Haziran 2016, Perşembe 23:34 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:43
Font1 Font2 Font3 Font4
Karanlığın Sonu Şafaktır

988844_976014172428243_8192099687597096394_n
Ayşei Yasemin YÜKSEL
En zor yolculuk, en beklenen yolcu mutluluk galiba. Mutluluk, bir yerlere doğru yola çıkabilir; ama durağına ne zaman varacağı hatta varıp varmayacağı ne bilinebilir ne de kestirilebilir. Ancak umut edilir… Ki umut, mutluluğa gönderilen iyi niyet elçileridir. Mutluluk, sever böyle elçileri. Vardır da bir bildiği. Konaklamaları orada burada sürerken sonraki konaklaması belki kendisine sabırsızlıkla beklenildiği haberlerini gönderen durağa uğramak olacaktır.
Mutluluk, çoklukla yoluna dosdoğru varamayan, kaptanının sözünü dinlemeyen bir yelkenli. İstenilen ufuklara ilerleyebilmesi için rüzgârın nefesi yetkin olmalı. Rüzgârın nefesi,  geminin kendi limanına demir atmasını bekleyenin çabasıdır. Bir de mutluluğu bekleyenler, gemiye kendi limanlarının yolunu mutlak göstermelidirler. Yani, gemiyi başıboş bırakırlarsa o da başka limana yanaşır. Yanmalılar, işaret vermeliler ki dümen kendilerine kırılsın; rota onlara dönsün.
Yani, diyeceğim, mutluluk beklenebilir; ama el kol bağlayıp, oturarak değil. Gerekirse mum ışığı olup yol göstererek. Geminin limana gelmesi için çıra gibi yanmaksa çıra olup yanmak, denizkızları gibi şarkılar söyleyip gemicileri oldukları yere çekmekse siren olup şarkı söylemek ya da elden ne geliyorsa öyle yol göstermek gerek. Bunca zorlu uğraş, mutlulukla yapılmalıdır, mutluluk uğruna.
Mutluluğu bekleriz deee…  Neyi bekleriz biz aslında mutlulukla? Gelse de karşımızda dursa tanır mıyız mutluluğu? Bilir miyiz mutluluk derken neden bahsettiğimizi?  Mutluluk nasıl bir şeydir bizim için, neye benzer düşündük mü? Ne zaman, neyle mutlu olunur; mutluluk derken herkes aynı şeyi mi anlamakta ve anlatmaktadır? Hiç sanmıyorum. Çok değişkenli bir şey mutluluk…
Kimi zenginlik içinde mutsuz, kimi onca hayat meşgalesinin arasında eve girdiğinde bacaklarına sarılan çocuğunun gülen gözleriyle bir anda mutlu… Kimi para ile her şeyi satın alabiliyor mutluluk dışında, kimi evine değil yeni eşya, et alacak paradan mahrum; ama bir yolunu buluyor mutlu olmanın. Mutluluk kavramının tanımı ve mutlu eden şeyler kişiden kişiye çok farklı. Oysa mutluluk, gerçek adı Amandine Aurore Lucile Dupinosa olsa da George Sand erkek takma adını kullanan Fransız kadın yazarın tanımıyla, daima yakınımızdaymış. Yakalamak için çoğu zaman elimizi uzatmak yetermiş. Sanırım böylesi bir tanımlama, mutsuzluk girdabında boğulanların çoğuna inandırıcı gelmeyebilir.
Bana kalırsa mutluluk, sahip olmadıklarımızdan önce sahip olduklarımızın farkında olmak. Ulaşılamamış ne var ne yok kimimizi mutsuz edebilir elbet; ama ya eldekiler… Onların kıymeti bilindikçe mutluluğun hazzı tadılacaktır. Ve o tadın adı galiba “mutluluk”.  Ama yok eğer sahip olunanlar sıkı sıkı kavranmaz ve göz göre göre elden kaçırılırsa yoklukları elbette burukluk hissettirecektir. O burukluğun adı da galiba “mutsuzluk”.
Gelecek için yeterli olmuyor üniversiteymiş,  sonrasıymış. Koca hiçliklere düşülüyor elinde diplomayla işsiz, gelirsiz kalakalınca. Prens ve prenses olarak büyümüşler, kim oldukları ve olamayacakları gerçeğiyle yüz yüze gelince bocalıyor, acı çekiyor. Bocalamak da, acı çekmek de kesinlikle mutsuzluk.
Gençlerin mutsuzluğunun belki de ilk nedeni, ilk aşklarında sevilmemek. Ya da böylesi kavak yelivari şeyler. Genç olmak, zorlu geçitlerde çığlık çığlığa ilerlemektir. İşte o geçitlerde tanıyor çoğu genç mutsuzluğu. Oysa geçitler, aşılana kadar zorludur. Bir geçildi bitti mi,  kim bilir hangi beklenmedik, ayak basılacağı umulmadık dünyalara açılmaktadır. Yani geçitler, “Açıl susam açıl” anahtarının hayat yollarındaki kilitleridir.
Sevdicekle evlenmek, o zaman kimi gençler için mutluluk… Oysa artık aynı çatı altında olmak, sevginin,  insanın kendisiyle sınavıdır. Sınavı geçenler, mutluğun tanımını yapabilecek yetkinliktedir artık. Geçemeyenler, dalgaların parçaladığı gemilere benzer. Mutluluk gemisi kayalıklara oturmuştur.  Enkazdır ve bir daha yelken açamayacaktır.
Mutluluk yelkenlisi nasıl bir seyirdedir hiçbir kaptan akıl erdiremez. Kaptanı da dinlemez zaten mutluluğun dümeni. Yekesi, kimseyi karıştırmaz kendi işine. Bazen dümen uysal olur, kırılan yönde ilerler. Yine de yolu belirleyici olan, denizin şartlarıdır. Deniz dalgalı mı, kıpırtılı mı, kasırgalı mı her nasılsa, öylesi zorlukla varılacaktır limana. Ya gemiye sular da dolsa, dibi delinse tahtaları kırılsa, dümeni söz dinlemese de her kasırga aşılacak ya da hiç mücadele etmeden hafifinden bir rüzgâra bile boyun eğilip rotadan cayılacaktır. Başıboş gemiler önünde sonunda hırçın dalgalarla karşılaşacak ve dalgalar içine işleyecektir. Gemilerin gövdeleri suyla dolunca bir daha yüzemez; boğulur. Gemilerin kanunu budur.
Kırılma noktalarındaki kararlı duruş, eğri yapılara bel veren destekleyicilere benzer. Bir gayret, bir azimle eski yapılardaki eli belindeler gibi zayıf noktalara destek çıkıldığında, bina yıkılmaz. Omuz verip destek çıkmak yüktür; ama mutluluğun bir bedeli varsa işte o da budur. Kararsız duruşların gerçeği, yıkılmaktır.
Mutluluk, hediye edilen bir şey değil. Annenin kızının çeyizine, babanın oğlunun cebine harçlık olarak koyacağı şey değil.  Para ile alınamıyor.  Falanca kuytu yerde saklanan bir gömü değil. Adresi yok. Ama yine de karınca kararınca da olsa erişmek için yollar var.
Mutsuzluğumuzun nedeni çok geçerli şeylere dayanmıyorsa eğer, o zaman mutsuzluğumuzdan biraz  biraz  biz de sorumluyuz. Çünkü mutluluk ölçülebilir, tartılabilir bir şey değil ki “ölçüyü tutturduk, dahası yok” diyebilelim. Eğer bir kaybedilirse bir daha ya hiç elde edilemeyecek ya da didine didine, can yana yana, çekilmedik zorluk kalmadan elde edilecek bir nazlı filiz mutluluk dedikleri…
Mutluluk kapıyı kolay kolay çalmaz. Çaldığında da kapıdakinin mutluluk olduğunu anlayabilenlerden olabiliyor muyuz? Ya anlamayanlardansak hadi? Ya geleni azımsayıp burun kıvırıyorsak? Gözümüz hep masalların hazinelerini, beyaz atlarını, prenseslerini, prenslerini beklediğinden mutluluğu masal gibi bir şey sanıyorsak?
Mutsuzluk, demirlenip kalınmış bir liman olmamalı. Mutsuzluk da mutluluk kadar hayatın bir gerçeği ise ve hayat, zaman zaman gerçeklerle yüzleşmekse bu kaçınılmaz karşılaşmayı olgunlukla atlatabilme yetkinliğinde olunmalı. Acısından tatlısına her şey gelip geçer. Yeter ki o kararlı, inançlı duruş sergilensin.
Karanlıklar asla kalıcı olamaz. Her karanlığın hükmü, er geç bitecektir. O ana dek gereken tek şey, sabır ve beklemeyi bilmektir. “Sabırla koruk helva olur” derler. Beklemeyi bilmek,  mutluluğa giden yolun pusulasıdır.
Böylesi anları anlatan çok sevdiğim bir söz var. Ne demişler, “Şafaktan öncesi daima en karanlık andır”. Eğer karanlıkları geride bırakan şafak mutluluksa,  doğmadık şafak yoktur.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN