• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 27 Nisan 2017, Perşembe 02:13 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:38
Font1 Font2 Font3 Font4
Karanlığın sonu şafaktır

En zor yolculuk, en beklenen yolcu mutluluk galiba.


Mutluluk yelkenlisi nasıl bir seyirdedir akıl ermez. Kayıkçıyı da  dinlemez zaten mutluluğun dümeni. Yekesi, kimseyi karıştırmaz kendi işine. Bazen dümen uysal olur, kırılan yönde ilerler. Yine de yolu belirleyici olan denizin şartlarıdır. Deniz dalgalı mı, kıpırtılı mı, kasırgalı mı her nasılsa öylesi zorlukla varılacaktır limana. Ya gemi su alsa da, dümeni söz dinlemese de her engel aşılacak ya da hiç mücadele etmeden hafifinden bir rüzgâra bile boyun eğilip rotadan cayılacaktır. Başıboş gemiler önünde sonunda hırçın dalgalarla karşılaşacak, dalgalarca dövülecektir.  Sandalından gemisine su alınca yüzemez; boğulurlar. Açıkların ilkesi budur.


Mutluluğu bekleriz de beklediğimiz nedir mutlulukla? Gelse de karşımızda dursa tanır mıyız mutluluğu? Bilir miyiz mutluluk derken neden bahsettiğimizi?  Mutluluk nasıl bir şeydir bizim için, düşündük mü? Ne zaman, neyle mutlu olunur; mutluluk derken herkes aynı şeyi mi anlamakta, anlatmaktadır? Hiç sanmıyorum. Çok değişkenli bir şey mutluluk…


Kimi zenginlik içinde mutsuz, kimi onca hayat meşgalesinin arasında eve girdiğinde bacaklarına sarılan çocuğunun gülen gözleriyle bir anda mutlu… Kimi para ile her şeyi satın alabiliyor mutluluk dışında, kimi evine değil yeni eşya süt  alacak paradan mahrum; ama bir yolunu buluyor mutlu olmanın. Mutluluk kavramının tanımı ve mutlu eden şeyler kişiden kişiye çok farklı. Oysa gerçek adı Amandine Aurore Lucile Dupin olsa da George Sand takma erkek adını kullanan Fransız kadın yazarın  tanımıyla mutluluk daima yakınımızdaymış. Yakalamak için elimizi uzatmak yetermiş. “Eğer el uzatmak yeter idiyse neden kendi ellerinde mutluluk yerine mutsuzluk vardı?” diye sormadan edemiyor insan o zaman. Sanırım böylesi bir tanımlama, mutsuzluk girdabında boğulanların çoğuna  inandırıcı gelmeyebilir.


Bana kalırsa mutluluk sahip olduklarımızın farkında olmak. Ulaşılamamış ne var ne yok kimimizi mutsuz edebilir elbet; ama ya eldekiler; dolu bir buzdolabından halinizi hatırınızı soran olmasına kadar.… Onların kıymeti bilindikçe mutluluğun hazzı tadılacaktır; o tadın adı galiba “mutluluk”.  Ama yok eğer sahip olunanlar sıkı sıkı kavranmaz ve göz göre göre elden kaçırılırsa yoklukları elbette burukluk hissettirecektir. O burukluğun adı da galiba “mutsuzluk”.


Gelecek için yeterli olmuyor  üniversiteymiş,  sonrasıymış. Koca hiçliklere düşülüyor elinde diplomayla işsiz, gelirsiz kalakalınca. Prens ve prenses olarak büyümüşler, kim oldukları ve olamayacakları gerçeğiyle yüz yüze gelince bocalıyor, acı çekiyor. Bocalamak da, acı çekmek de kesinlikle mutsuzluk.


Çoğu gencin mutsuzluğunun nedeni belki de ilk aşkları tarafından  sevilmemek. Ya da kavak yelivari şeyler. Genç olmak, zorlu geçitlerde çığlık çığlığa ilerlemektir. İşte kimi genç o geçitlerde tanıyor mutsuzluğu. Oysa geçitler, aşılana kadar zorludur. Bir geçildi bitti mi,  kim bilir hangi beklenmedik, ayak basılacağı umulmadık dünyalara açılmaktadır. Yani geçitler, “Açıl susam açıl” anahtarının hayat yollarındaki kilitleridir.


Sevdicekle evlenmek bazı gençler için mutluluk o zaman… Oysa  artık aynı çatı altında olmak, sevginin, insanın kendisiyle sınavıdır. Sınavı geçenler, mutluğun tanımını yapabilecek yetkinliktedir. Geçemeyenler, dalgaların parçaladığı gemilere benzer. Mutluluk gemisi kayalıklara oturmuştur.  Enkazdır ve bir daha yelken açamayacaktır.


Kimileyin kurulmuş düzenlerin tavanı yerindedir; baca tütmektedir cılız da olsa. Daa, taban sağlam değildir. Temel çürüktür, dışarıya karşı bir oyun oynanmakta; ama duvarların berisindeki o oyun, içi yangın yerine çevirmektedir. Yangın su ile söner ancak. Oysa kuyular kurumuştur. O zaman nasıl da yanılgıya düşülmüş olunduğu duygusu depreşecektir… Bazılarının mutsuzluğu da budur.


Kırılma noktalarındaki kararlı duruş, eğri yapılara bel veren destekleyicilere benzer. Bir gayret, bir azimle eski yapılardaki eli belindeler gibi zayıf noktalara destek çıkıldığında bina yıkılmaz. Omuz verip destek çıkmak yüktür; ama mutluluğun bir bedeli varsa  işte o da budur. Kararsız duruşların gerçeği, yıkılmaktır.


Mutluluk, hediye edilen bir şey değil. Annenin, kızının çeyizine, babanın, oğlunun cebine harçlık olarak koyacağı şey değil.  Para ile alınamıyor.  Falanca kuytu yerde saklanan bir gömü  değil. Adresi yok. Ama yine de karınca kararınca da olsa  erişmek için yollar var.


Mutsuzluğumuzun nedeni çok geçerli şeylere dayanmıyorsa eğer, o zaman mutsuzluğumuzdan biraz biraz biz de sorumluyuz. Çünkü mutluluk ölçülebilir, tartılabilir bir şey değil. Eğer bir kaybedilirse bir daha ya hiç elde edilemeyecek ya da didine didine, can yana yana tekrar bulunacak bir nazlı filiz.


Mutluluk kapıyı kolay kolay çalmaz. Çaldığında da kapıdakinin mutluluk olduğunu anlayabilenlerden olmalı. Ya anlamayanlardansak? Ya geleni azımsayıp burun kıvırıyorsak? Gözümüz hep masalların hazinelerini, beyaz atlarını, prenseslerini, prenslerini beklediğinden  mutluluğu masal gibi bir şey sanıyorsak?


Mutsuzluk, demirlenip kalınmış bir liman olmamalı. Mutsuzluk da mutluluk kadar  hayatın bir gerçeği ise ve hayat, zaman zaman gerçeklerle  yüzleşmekse bu kaçınılmaz karşılaşmayı olgunlukla atlatabilme yetkinliğinde olunmalı. Acısından tatlısına, zoruna her şey gelip geçer. Yeter ki o kararlı, inançlı duruş sergilensin.


Mutsuz olduğumuz kopkoyu anlar  asla kalıcı olamaz. Her katranlı anın hükmü er geç bitecektir. O ana dek gereken tek şey sabır ve beklemeyi bilmektir. “Sabırla koruk helva olur” derler. Beklemeyi bilmek,  mutluluğa giden yolun pusulasıdır.


Böylesi anları anlatan çok sevdiğim bir söz var. Ne demişler, “En karanlık an daima şafaktan önceki andır”. Eğer mutsuzluğun rengi karanlıkları geride bırakan şafak mutluluksa,  doğmadık şafak yoktur.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN