• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 30 Kasım 2016, Çarşamba 22:36 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:40
Font1 Font2 Font3 Font4
Kapkara girdaplardaki şen kahkahalar

10295176_771875832846684_7297521273113130458_o
Ayşei Yasemin YÜKSEL
Bir parmak eninde, iki karış boyunda filan değil; diz boyu, diz!  Hatta daha fazlası. Gırtlağımıza dek batmışız. En kötü şeye. Cehalete.
Cehaletin kapkara girdaplarındayken bu olgu, giysiler ardına, araba amblemlerine, seçkin semtlerdeki evlere gizlenir sanmaktayız. Cehalet öyle bir şey ki eğer varsa, çuvala sığmayan mızrak gibidir. Saklanamaz. Cila da tutmaz. Ağzınızdan çıkandan, neye güldüğünüzde belli olur daha ilkten. Diplomayla filan alay eder. Hiçbir diploma cahil olunmadığı anlamına gelmez; ama bir yerlere devam edilerek belli bir konuda iyi kötü bir şeyler bellenilmiş anlamına gelir. Bir şeyler dediysem, tek bir dal. En acısı diplomalı cehalet ki yaygınlaşmakta.  Diplomalı cahillerin cirit attığı trafik, koridorlar, lüks siteler, yollar, sanal ortamlar ile dopdoluyuz. Oysa dopdolu insanlarla dopdolu olması vardı dört bir yanın.
Cehalet, dar açıdır. Dünyada yaşayıp da kendi küçücük kabuğunun içi sanmaktır dünyayı. Dünyayı bu kadara indirgeyen elbette dünya dışında ne takımyıldızlar olduğundan haberdar olacak değildir. Evrenmiş, kainatmış hak getire; ama varsa yoksa onun incir çekirdeği midir artık, fındık kabukçuğu mudur kendi dünyacığı… O kadarcık dünyasıdır bildiği; bileceği.
O kadarcık dünyalar bilinirken koskoca dünyaları bilirmişlik taslamak, tam bir cehalet yansımasıdır. Cehaletin arınması, yunması için okul yolları yetmiyor.
Cahil nedir, kimdir o zaman; eğer diplomalılar da cahil olabiliyorsa? Cahil, hiç okuma yazma bilmeyen midir? Köylü müdür? Kentli mi? Ya da anlı şanlı diplomalar edinmemiş çiftçiler mi?
Salt okuma yazma bilmeyen köylülere indirgenemez cehalet. Evet kısmi olarak cahil olabilirler söz konusu cehalet olunca. Ama bir köylü de az çok ziraat mühendisidir, veterinerdir, otacıdır, hava durumcudur, jeologdur. Yüzeysel olsa da yardımcı olacak görüşleri vardır. Gerçi köylü de kalmadı ya şimdilerde. Kalanların kıymetini bilsek bari. İşte köylüyü bitirircesine şehirleşmeye heveslenmek, en büyük cehalet. Ki bunu köylü can ata ata istemedi, şartlar istedi, istetti.
Cahil kişi o ki, kendinden başlayarak hiçbir şeyin farkında olmayıp, bir şeyi içinde bulunduğu şartlarla ele alamayan, değerlendirmesini etraflıca değil, bildiği tek bakış olan dar açı ile yapan, her şeyin gerçek nedenini, amacını irdeleyemeyen ve korunup bozulmaması gerekenlerin özünü bozmaktan çekinmeyip sahip çıkamayanlar olmalı o halde.
Bu ölçüttekilere  cahil denmeyeceği gibi daha da ötesi entelektüel gibi tanımlamalar getiriliyor.  Entelektüel olmasını beklemiyoruz kimseden; ama hiç olmazsa dünyasının çapından haberdar olup da ahkâm kesmekten uzak kalsınlar istemek yerinde bir istek olmaz mı? İncir çekirdeğinde yaşayanlar, kendi dar açısıyla bakınca elbette anladıkları kadar sanacak ne var ne yoksa; maddesinden manasına. Ve işte o zaman ne bilimin ne tarihin ne aklın dediklerini demeyip denilenemeyecekleri diyecekler cahil cesaretiyle. Nasıl mı?
Daha yakınlarda tanık oldum böyle bir olaya. Şimdilerde kaç ülkeden kaçıp buralara gelmişlerin semt edindiği bir mahallede oturan, üniversiteden sonra bir de lisans üstü okumuş, iki dil bilen  iyi eğitimli biriydi karşımdaki. Yaşadığı olay üzerine hemen taşındı oradan. Kendisi için değil; ama çocukları için korkup kaçtı. Bunları yazmalıyız zira fotoğraflarla resmedilemiyor cehalet tablomuz. Satırlarla resmediliyor ancak. Siyaha boyamamaya çalışsak da tabloyu, fırçanın ucundaki renk duman rengi yine de. Puslu yani tablomuz.
İş arkadaşım, ilkokuldaki kızının okul toplantısında kızının arkadaşlarının anneleri ile tanışıyor. O sıralar Kanuni ve Hürrem’i anlatan bir dizi var yayında. Daha otuzunda bile olmayan kadıncağız, arkadaşım üniversite mezunu ve çalışıyor diye ilkten ona soruyor aklındakini. “Kanuni gerçekten  de oğlu Mustafa’yı boğdurmuş mu yoksa senaristler mi eklemiş o sahneyi?” Arkadaşımın yüzü allak bullak oluyor, ne diyeceğini bilemiyor önce. Sonra “Seyrettiklerin, tarihte gerçekten olmuş olaylar” diyor. Kadın çok üzgün şehzade Mustafa için. Ve kızgın. Kaşlarını çatıp  soruyor arkadaşıma, “Peki o zaman Atatürk neden engel olmamış bunlara?”
Benzerine mastırlı birinde rastlamışlığım var. Yine herkesin daha ilkokulda öğrendiği ve tersini söyleyene olsa olsa şaka yapıyor diye bakılabilecek tarihi bir konuda “Aman canııım, her yazana inanmayın siz deee. Kaynak çok önemli. Hangi kaynaktan öğrendiğinize bakmalı. Kaynaktan kaynağa bilgi değişiyor” dedikten sonra edalı edalı  “Gerçi ben tarihi hiç bilmem ama” demez mi!
Eğer  “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” sorusunun cevabını verebilmek istiyorsak bilmek yetmez,  bilenlerin de değerini bilmeliyiz. Kara mizah gibi kara cehalet çünkü.
Yetişen gençliğe, liselilere, üniversitelilere bakıyorum. O yaştaki İngiliz gençlerinin çoğu  çağdaşmış, eskiymiş kendi edebiyatını bayağı bir  okumuştur. Oysa her şeyimizin devamlılığını sağlayacak yeni kuşaklar ne bir atasözümüzü biliyor ne bir şairimizden şiir okuyabiliyor. Dilimizi, tarihimizi, her dönem edebiyatımızı belli ki öğretemedik ve belli ki öğretmedikçe sızısını çekeceğiz. Bunların yanında gençlerimiz elbette sanat, bilim, tarım, mimari, spor gibi şeylerden de anlamalı. Bunu beklemek bir ütopya belki; ama bunlar olmazlarsa eğer karşılaşacağımız tek gerçek, uçsuz bucaksız çaplı cehalet.
Önce, yetiştirdiğimiz edebiyatçılardan kaç ad sayabilecek içimizden herhangi biri? Harmandalı oynayabiliyor mu ya da horon tepebiliyor, Silifke oyunlarından anlıyor mu? Kaç mani söyleyebiliriz ha deyince? Kaç ressamımızın, heykeltıraşımızın, mimarımızın adını biliriz? Sanatla uğraşmış mı, diyelim ki müzik aleti çalmayı öğrenmeyi istemiş mi en azından? Bestecilerimizden kaçından haberdarız, klasikleşmiş Münir Nurettin Selçuk gibi. Bilim nelerle uğraşıyor farkında mıyız? Bilimsel makaleler okunmasına gerek yok ille; ama bizim dışımızdaki başka dünyaların incir çekirdeği sığasında olmadığının bilinmesi bile ufkun genişlemesi ve kavrayış yelkenlisinin dar açıdan enginlere seyretmesidir. Ki bu da cehalet girdabında debelenip durmaktan kurtuluşa işarettir.
Diyeceğim, cahil olduğunu bile bilemeyecek kadar cahillerle çepeçevrelenmişiz meğer. Güzel giyinen, arabaya, kılık kıyafete, eve, eşyaya ciddi paralar harcayabilen fakat okumayan, okusa da saplandığı bir konudan başka konuya sıçrayamayan, kendisini sarmalayan örümcek ağlarının açık açık göründüğü,  tozu alınmamış, bilgiyle parlatılmamış, iyi de para kazanan cahillerin kuşatmasındaysak  hala, “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu” sorusunun samimi cevaplayıcıları değiliz demektir. Hatta şen kahkahalarla gülerken nasıl da kapkara girdaplara yakalandığımızı da görmezden gelmekteyizdir.
Giyim kuşam, araba markası yani cila cahillikten arınmışlığın belgesi değil olsa olsa göz boyamadır o halde!


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN