RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Kadın toplumun hazinesidir
Eklenme Tarihi: 3 Ağustos 2018, Cuma 03:28 - Son Güncelleme: 3 Ağustos 2018 Cuma, 03:28
Font1 Font2 Font3 Font4



Kadın toplumun hazinesidir
Mutlu insan, mutlu toplum, müreffeh devlet, hukuk devleti, gerçek demokrasi, kerim devlet, süper Türkiye, bilge devlet ve bilim toplumu. Madalyonun bir yüzü. Diğer yüzü ise zulüm, sömürü, eşitsizlik, adaletsizlik, cehalet, samimiyetsizlik, taassup, çaresizlik, yolsuzluk.

Sıraladığımız kavramlar insandan başka bir sınıfın değil, insan cinsine ait ferdi ve sosyal kavramlardır. Kavramların sosyal bir değer taşıması ise onların insanda iyi ve kötü olarak yansıması ile ortaya çıkar. İyi olanı tercih ve ona yönelme, kötü olandan kaçış da evrensel aklın ve bilginin gereğidir.

 

Milletimizin misli görülmemiş düşüşün ve bu düşüşü tezahürü olan buhranımız kendiliğinden doğmadığı gibi kurtuluşumuzda kendiliğinden olmayacaktır. Milletimizin kurtuluşu, cemiyetlerin değişmez kanunları ve tarihimizin canlı şahadetleriyle sabittir. “Allah’ın ipine sarılın” düsturundan sapmayan milletimiz bu tür buhranları yaşamış ve büyük millet olmanın gerekliliğini yerine getirip kurtulmuştur. Ayrıca kurtuluşun reçetesi şuurlu ve imanlı bir mücadeledir. Bu şuurlu ve imanlı mücadelenin içinde yer alacak kadınlarımız, toplumun inşa ve ihyasında artık aktif olarak rol almalıdırlar.

 

Karanlığın en zifiri olduğu ve güneşin doğuşuna en yakın olan andan aydınlığa kadar kadın hep hor görülmüştür şu küçücük hayatta. Oysaki o küçücük hayatta kadınsız, anasız ve yarsız bir ananın değeri yoktur. Maalesef kadının da değeri olmamış hor görülmüş, zulüm görmüştür. Ancak İslam dini 1400 yıl önceden kadının elini tutmuş, kız çocuklarının utanç sayıldığı bir zamanda onu yüceltmiştir. Kızgın kumulların içinden, esir pazarlarından kurtarmıştır. Fakat yaşadığımız coğrafyada İslam’ın kadına değer vermediğini fikrini savunurlar. Halbuki kız çocuğu doğduğunda babasına Cennet’in kapıları açılır, toplum inşa edilir yeniden. Onla ihya olur gönüller, onunla yetişir güzide nesiller.  Evlendiğinde kocasının imanının yarısı tamamlar. Anne olduğunda ise Cennet ayaklarının altına serilir. Çünkü çekirdek kadındır. Kadının çekirdek olması din, siyaset, vatan için önemlidir. Bu çekirdek bozuk olduğunda yetişecek ürünün, neslin önemi yoktur.

 

Kadın her zaman büyük düşünmeli ve zihin yaşını her alanda beşe katlamalıdır. Kadın kendini dini ve sosyal açıdan iyi yetiştirmelidir. Hassasiyet ve sorumluluk kadının şahsiyeti olmalıdır. Sorumluluk ahlaki bir olgunluğa ermeyi gerekli kılar. Şahsiyet sahibi olmak ise esen her rüzgâra aldanmamak, kendi doğrularına sahip olmaktır. Milli ve manevi değerlerimiz kadında ve kadının yaşamında görülür. Kadının olmadığı, taşın altına elini koymadığı bir ortamda ıslah, ihya, inşa adına kimse yok demektir. Çünkü kadın toplumun hazinesidir. Biliyoruz ki toplum kadın ve genç kızla ölçülür. Hz. Ayşe’nin ilmi, Hz. Meryem’in iffeti, Hz. Fatıma’nın ahlakı, Hz. Hacer’in teslimiyeti ve Hz. Sümeyye’nin şehadeti bize en büyük örnek ve yol göstericidir.  Kadın ilmiyle, ahlakıyla, teslimiyetiyle ve gerektiğinde şehadetiyle toplumların inşa ve ihya çalışmalarında olmalı, özlenen nesillerin yetişmesine ve toplumların inşasına vesile olmalıdır.  

 

Eski Türk toplumlarında aile en önemli sosyal birlik olduğundan, ailenin temelini teşkil eden kadın, Türk destanlarında ve Türk felsefesinde önemli bir yere konuşlanmıştır. Kültürümüzde kadına yüce bir varlık gözüyle bakılmıştır. Böyle bir kültüre ve töreye hayran olmamak elde değildir. Kadın bereketin simgesidir. Kadını anlatan Anadolu’da şu güzel söz konunun anlamını özetler. Hem toplumdaki hem de aile kavramındaki yerini açıklar niteliktedir. O söz şöyledir; ev toprağın üzerine kurulmaz, bir kadın üzerine kurulur. Evi ev yapan duvarı, tuğlası değildir. Evi ev yapan, bizâtihi kadının kendisidir.    Türk destanlarında kadına karşı sarsılmaz bir güven, sadakat, sevgi, saygı ve bağlılık vardır. Kadın kâdim Türk kültüründe erkeğin tamamlayıcısı konumundadır. Kadın dâima erkeğin yanındadır. Erkek kadını olmadan hareket etmez. Törenlerde kadın, Hakanın dâima yanında oturur. Siyasî ve idarî alanlarda görüşlerini beyân eder.           

                                                                                     

İnsanlık tarihi zalimlerin sayısız zulümleri ile doludur. İnsanlığın yarısını oluşturan kadınlar bu zulümlerden en büyük payı almıştır. Fransa’da 1746 yılında Hristiyan din adamları bir araya gelerek kadınların şeytan olup olmadıklarını ya da ‘’Kadınların ne olduklarını?’’ tartışırlar. Kadınların insan olduklarını fakat ruhlarının erkek ruhlarından daha aşağı olduğu sonucuna varırlar. İşte size gelişmiş dünyanın önde gelen toplumlarından bir örnek. Oysa Hz. Muhammed (S.A.V.) kadınların sadece erkeklerle eşit olmadığını aynı zamanda bazen erkeklerden daha üstün olduğunu söylemiştir. Ve bu yanlış düşünceyi ortadan kaldırmıştır. İslam’ın kadına bakış açısını ortaya koymuş, İslam toplumunun ihyasında ve inşasında şuurlu bir kadının ve annenin yerine işaret buyurmuştur.

 

Günümüzde yaşadığımız Müslüman dünyada kadına verilen değerin sonucu ortadadır. Yeryüzünde en büyük zulmü Müslüman kadınlar zulüm görmekte, toplumları ihya ve inşa edilememiş durumdadır.

 

Suriye’de kadın, Esed’in askerleri tarafından bombalanıp çocuklarının cansız bedenini toplayandır. Myanmar’da kadın, Budistlerin saldırısı sonucu eşini kaybedendir. Türkistan’da kadın, Komünist Çin yönetimi tarafından katledilen çocuğunun başında ağlayandır. Mısır’da kadın, darbeci Sisi tarafından şehit edilen oğlunun fotoğrafına bakıp gözyaşı dökendir. Filistin’de kadın,  zindanlarda çürüyen, bayraklaşan çocukların analarıdır.

                                                                                                                     

İslam’ın ilk yıllarında kadının her zaman hayatın içinde olduğu bilinmektedir. Kadınlar camiye gelirler, Peygamber Efendimizin huzurunda oturur; sormak istedikleri soruları çekinmeden sorarlardı. Camide ibadet yaparlar, Peygamberimizin konuşmalarını dinlerlerdi. Bu uygulama daha sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Nitekim Hz. Ömer bir hutbesinde kadınlara verilen mihirin yüksek oranlarda tutulduğunu, bunun miktarının azaltılması gerektiğini söylediğinde, mescitte bulunan kadınlardan birinin ayağa kalkıp; ‘’Allah’ın bize vermiş olduğu hakkı sen bizden alamazsın. Çünkü bu, Kur’an’da bulunan bir hükümdür.’’ Diye itiraz ettiği, Hz. Ömer’in de bu itiraz karşısında ‘’Allah’a şükürler olsun, benim halkımın arasında yanlışımı düzeltecek böyle kadınlar var.’’ Dediği tarihi kaynaklarda kayıtlıdır. İslam öyle bir dindir ki, kadının her dakikası, her anı, her günü kadına iyiliğe teşvik etmiştir. Cennet annelerin ayakları altındadır deyip, çocukları anneye iyiliğe teşvik etmiştir. Sizin en hayırlınız eşlerine en hayırlı olanıdır deyip erkeklere, eşlerine iyi olmayı teşvik etmiştir. Sürekli onlara iyilikte bulunmayı Allah’u Teâlâ emretmiştir.

 

Anneye itaat kavramı günümüzün toplumsal problemlerinden biridir. Maalesef günümüzde gençlik bu konuda vurdumduymaz ve bilinçsizdir. Bizler insanlara, çocuklara, bir gün gelip ana baba olacaklarını hatırlatmalı, itaat, saygı ve hürmeti tavsiye etmeliyiz. Anne, mükemmel bir bireyin oluşumunda, toplumun ihyasında, çocuklarını severek işe başlamalıdır. Ayrıca güven hissi vererek büyütülmelidir. Çocuk annesinden alacağı derin bir şefkatle büyüme aşamasını tamamlamalıdır. Anne, kutsal duyguları sevgi ve şefkatle çocuğa aşılamalı, Allah, peygamber, vatan, bayrak ve millet sevgisini vererek büyütmelidir. Sevgiye dayalı, disiplin daha kalıcı ve tutarlıdır. Korkunun yerini saygı alarak, daha verimli kılınmalıdır. Disiplin sevdirici, özendirici ve güven verici olmalıdır. Çocuk annesiyle bütünleşip, kadın ailesiyle birlikte mutlu ve refah, saadetli toplumları oluşturabilir.

 

Veda hutbesinde kadınlar sizlere Allah’ın emanetidir diye seslenen bir peygamberin ümmetiyiz. Kadınları erkeklere, Allah’ın emanetiyle bırakan bir dine tabiyiz. Kadın nasıl değersiz olabilir ki bu sözden sonra. Modern zamanlarda farklı yöntemlerle psikolojik, kültürel, sosyal, politik, ekonomik işgaller sürmeye devam etmektedir. İslam adına yapılan karalama kampanyalarından sonra, araştırılmadan, İslam’a  atılan iftiralarda kadının eve hapsedildiği, birden fazla kişiyle evlenme hakkının erkeğe tanındığı  belirtiliyor. Tıpkı cahiliye devrinde olduğu gibi yine kadınları bir obje olarak gören, kullanan ve ne yazık ki tüm mahremiyetini ifşa etme çabası içinde olan insanlardır.  Dün cahiliye döneminde kadını bir meta gibi görüp satanlar, bu gün de renkli camlar ve vitrinler önünde pazarlamaktadır. Anaları evlatlardan, kocaları eşlerden, kadınları evlerden koparan bu zihniyet adaletli, mutlu bir toplumu inşa ve ihya edemez.

 

İnsanlar beraber yaşamak zorunda olan varlıklardır. İnsan tek başına bir hiçtir. Güven ve inanmak duygusuna doğuştan sahiptir. Tek başına hiçbir zaman bütün olamamış ancak bütünün parçaları olabilmiştir. Birbirleriyle uyumlu olan parçaları bir araya getirebiliriz. Onlar bir araya geldikçe de bir bütün ortaya çıkar. Kadın komşularıyla iyi geçinmelidir. İyi komşu Müslümanın saadetine sebeptir. İyi komşular gönül rahatlığı ve güven kaynağıdır. Gerçek Müslüman komşuların en hayırlısıdır. Komşulara ikram sünnettir. Gerçek Müslüman komşusunun hakkını fazlasıyla gözetir. Komşulukların gelişmesi ve hayırlı olmasında kadının rolü büyüktür.

 

Aile, insanın yaradılışında bulunan himaye etme ve edilme duygularının tatmini sağlar. Kadın hayatta karşılaşabileceği her türlü olumsuzluk ve acılara karşı dayanabileceği omuza, sevgi ve şefkate, bu duygularla kucaklayacağı eş ve çocuklara sahip olmak ister. Çocuk ailenin bir kopyasıdır. Ailesinde bulunan iyilikler, kötülükler onlardan duyacağı her şey çocuğun yetişmesini ve karakterini doğrudan etkiler. Gencin kişiliği her şeyden önce aile çevresinde gelişmeye başlar. Aile karşılıksız fedakârlık eden öyle topluluktur ki, çocuğun ve gencin gelişiminde ihtiyacı olan her şeyi onlara verir. Bunlar yasaklar, emirler, sevgiler, kötülükler veya iyiliklerdir. Bununla birlikte ailenin eğitimi tutarlı ve sağlıklı bir okul eğitimi ile ileriye dönük olarak desteklenmezse, hedeflere ulaşmada aksaklıklar görülür. Tamamlanmamış aile eğitimlerinde hedefler daima uzaklarda kalmıştır.

 

Unutmayalım ki, çocuk kutsal tohumların ekilebileceği toprak gibidir. Bir çocuk eğitmek, bir milleti eğitmek gibidir. Bu da zor meşakkatli sabır, özveri, isteyen davranışları gerektirir. Milletin kaderini elinde tutmak isteyenler kadınlara, kadınlarda çocuklara mutlaka sahip çıkmalı, onların sorunlarıyla ilgilenmeli ve iyi bir gelecek hazırlamalıdır. Toplum içerisinde kötülükler ahlaki ve dini inançları zayıflatmaktadır. Zayıflayan ahlaki ve dini inançlar ise bu kötülüklerin artmasına mahal vermektedir.

 

İyi bir İslami terbiye, temiz ahlak, nerede olursan ol Allah seni görüyor düsturuyla hayatımızı yönlendirmeliyiz. Her kusurdan sonra bir iyilik yaparak sürekli Allah’ı düşünüp ölümü hatırlamalıyız. İyilik ve iyiliklerle beraber olarak hatalardan pişmanlık duyup bir daha yapmamak üzere özünden uzak fikir akımları ve yaşantı biçimlerinden kendimizi korumalıyız.

 

Çocuk için en iyi öğrenme ve benimseme taklittir. Onlar büyüklerin aynasıdır, gördüklerini aynen yansıtırlar. Onların iyi, kötü hareketleri, halleri ve davranışları büyüklerin eseridir. Her eserin bir sahibi vardır. Mimarsız bir yapı, ressamsız bir tablo yaratansız bir kainat, düşünülemez. Bizimde aile olarak çocuklarımıza bırakacağımız mirasta iyi bir eğitimin ve terbiyenin rolü büyük olacaktır.

 

Kız çocukları genellikle anneye hayrandır, hep onunla beraberdir. Onun yaptıklarını yapar, onu kendine örnek alır. Çünkü anne her şeyin en iyisini yapar. Anneler buna çok dikkat etmeli, kızlarını en güzel bir ahlakla yetiştirmelidir. Erkek çocuklar ise dünyanın en güçlü, becerikli ve en kuvvetli erkeği olan babasına hayrandır. İyi bir örnek ve modele ihtiyacı olan çocuklar onu bulunca kendi duygularını, yaşantılarını milim milim örmesine izin verirler. Çocuk modeli her zaman en yakınında arar bu da hep mutlaka anne baba olarak karşımıza çıkar. İyi ve kötü davranışları onlarda görür, özler, algılar ve değerlendirir. Sonuç alınca da uygulamaya geçer. İyilik, yardım severlik, nefret ve bencillik gibi davranışları hemen, kaçırmadan yakalar. Örnek kötüde olsa, kendine model aldığı insanın bu kötü davranışını iyi davranışlarından ayırmaz. Onu taklit etmeye devam eder..

 

Cemiyet, bir bal peteğinin çok sayıda hücrelerden meydana gelmesi gibi ailelerden meydana gelir. Aileleri sahil bir cemiyet de Salih olur. Aileleri huzursuz ve hastalıklı olan cemiyet de huzursuz ve hastalıklı olur. Bir insanı dünyaya getirmek, buna sebep olmak iş değil, asıl iş kendisine, hem de mensup olduğu millete, cemiyete ve bütün beşeriyete faydalı bir insan olarak yetiştirebilmektir. Anne ve babaların en büyük sorumluluğu da budur. Onların geleceklerini hazırlamada, tahsil ve terbiyelerinde bu kurala önemli dikkat etmek gerekir. Çocuklarımızın saadet ve selameti anne ve babalara bağlıdır.

 

Çocuklara her şeyden önce inanç ve iman akidelerini vermek gerekir. Bu inanç ve iman hayatı öyle bir anlamlı kılar ki: ezan ile ana kucağından alınır, ezan ile yaşanır, ezan ile mezara gidilir. Hayatın anlamı, eğitim ve terbiyenin şifresidir sadece midesi doldurulan çocuk zamanla azgın ihtiraslarının kurbanı olarak, faziletlerden mahrum olarak yetişmeye mahkûm edilmemelidir. Pusulasız ve rotasız bir gemi misali engin okyanuslara bırakılmalıdır.

 

Artık ruhen yücelmek, fiziki ve biyolojik büyümenin yanında daha da önemli bir hal almıştır. Kişilik sahibi, onurlu gençler yetiştirmek saksıda çiçek yetiştirmeye benzemez. Saksıda çiçeğin ihtiyaçlarıyla beşikte bebeğin ihtiyaçları aynı değildir. Çiçeklerin renkleri ve kokuları vardır. Ama onların kişilikleri yoktur. Beşikteki bebeğe ruhu verecek kadındır. Okuldaki çocuğa ruhu verecek kadındır. Kişilik sahibi, onurlu, ruhen yücelmiş bir gençlik ve geleceğin inşasında, huzurlu, saadetli ve refah toplumların ihyasında kadının yeri her zaman baş köşedir.

 

Eğitim ve terbiye de amaçlardan biride, ailede eğitici ve iyi birer model olmaları kuralıdır. Bu kurala dikkat çekerek kendilerinin yapmadıklarını çocuklarından isteme hakları olmadığını hatırlatarak, zaten isteseler de başarısız olacaklarını unutmamaları gerektiğini söylüyoruz. Bizler örnek bir anne baba olarak güzel ahlakla çevrili dürüst, sözünde duran fazilet ve erdem sahibi kişiler olarak davranışlarımızı öyle ayarlamalıyız ki çocuklarımız zamanla evin içinde bizi anne baba olarak değil de bir melek olarak algılamalıdırlar. Biz de ciddiyet, biz de vakar, bizde hassasiyet görmeli ve sonuna kadar bize güvenmelidir.

 

Toplumumuzda Nasrettin Hoca fıkraları meşhurdur. Toplum ders vermek amacıyla Hocadan örnekler vererek açıklamalar yapar. Bizde konumuzla ilgili bir fıkra anlatım dedik. Nasreddin Hocanın bir danası vardı. Dana bir gün çok yaramazlık yapmış kaçmaya başlamıştı. Danayı bir türlü yakalayamayan hoca eline bir sopa alarak dananın annesine vurmaya başladı. Oradan geçenler:

 

– Ey hoca, bu hayvanın suçu nedir? Niçin bu hayvana vuruyorsun? Sen danaya baksana dediler, hoca ise;
 

– Siz bilmezsiniz, eğer bu ona öğretmeseydi, o dana bu kadar yaramazlığı nereden bilecekti, nasıl kaçacaktı diye karşılık verir.

 

Sevgili peygamberim, iki gözümün nuru, iki cihan peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V.) Veda hutbesinde, kadınlarımız ile ilgili şu düsturları bize miras bırakmıştır;

 

İnsanlar!

Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemelidir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları te’dip edebilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.

 

Rehberimiz, önderimiz, iki cihan perverimizin bize bırakmış olduğu düsturlara uymak, toplumumuzun mihenk taşı olan kadınlarımızın annemiz, eşimiz ve kızımız olduğunu, toplumumuzu şekillendirdiğini unutmamak dileğiyle.

 

Zeynep Ruveyda Arslan


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!