• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 27 Şubat 2017, Pazartesi 23:05 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 23:02
Font1 Font2 Font3 Font4
İnovasyon ürünü iki kitap


N. Kağan Çetin
İnovasyon yapmak için temel şart tembel olmaktır. Pire olanlar her işe koştukları için çok ama çok zor inovasyon yapabilirler.
                                                               Doç. Dr. Teyfur Erdoğdu
Özgürlükten kurtulmak…
İlk bakışta yanlış gibi duruyor ama öyle değil.
Özgürlüğe kaçmak mı, özgürlükten kurtulmak mı?
İnsan normal şartlarda özgürlüğe doğru koşmak, özgürlüğe doğru kaçmak ister.
Şimdi düşünelim…
Sınırsız bir özgürlük olduğunu, hiçbir kural ve kaidenin olmadığını hayal edelim.
Bu durumda insan ve toplumun krize sürüklenmesi kaçınılmazdır.
Sınırsız bir özgürlüğün olduğu yerde ifrat, tefrit, kaos ve çöküş var demektir.
Bugün Batı Uygarlığı’nın yaşamakta olduğu çözülme, sınırsız bir özgürlük anlayışının sonucu değil midir?
Tüketim çılgınlığı, silahlanma yarışı, yalnızlaşma, yabancılaşma, benmerkezcilik, çevre kirliliği, ekolojik dengelerin bozulması, ahlak erozyonu, ötekileştirme, değersizleştirme, ırkçılık, bölünmeler, fakirlik ve cehaletin artışı, ailenin dağılması, alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması, zevk ve iştah odaklı yaşam biçimi, anlamsız ve amaçsız yaşam tarzı…
Bakın bütün dev problemlerin temelinde aslında sınırsız bir özgürlük anlayışı var.
Geçtiğimiz günlerde Doç. Dr. Teyfur Erdoğdu bir kitap yayınladı: Özgürlükten Kurtulmak.
Kitap, özgürlük ve hürriyet konusunu farklı açılardan ele almış.
Kitapta iki bölüm var: I-Özgürlük II-Hürriyet. Rumuz Yayınevi’nden çıkan kitap toplam 104 sayfa.
Şimdi soralım:
Özgürlük ile hürriyeti birbirinden ayırt edebiliyor muyuz? Çare özgürlükte mi, hürriyette mi? Özgürlüğü denetleyen, düzenleyen bir mekanizma olmalı mı?
Bu soruların cevabı kitapta yer alıyor.
Sınırsız bir özgürlük anlayışıyla güdülerinin peşinde koşan insana, postmodern neoliberal kapitalizmin söyleceği bir tek cümle var mı?
Oysa Kapitalizm son derece fiyakalı başlamıştı uygarlık yarışına…
Adam Smith’ten bugüne önüne çıkan bütün sınırları kaldırdı, bütün duvarları yıktı Kapitalizm.
Sonuç ortada!
Merak etmeyin, Özgürlükten Kurtulmak kitabı, çözüm önerisi de getiriyor.
“Özgürlükten Kurtulmak” kitabı için bir şeye dikkat çekelim: Bu kitap bir inovasyon ürünü, haberiniz olsun.

Teyfur Erdoğdu’nun ikinci kitabı: Söylen(e)meyenler.
Bu kitap 12 bölümden ve 145 sayfadan oluşuyor. Yine Rumuz Yayınevi tarafından neşredilmiş.
Kitabın bölümleri şu başlıkları taşıyor: Şiir, tarih, akademik, sosyal medya, ahlak, aşk, kitap, dil, Türkiye, çeşitli, şehir, ölüm.
Zaman zaman bazı meseleleri idrak edemeyiz. Veya idrak etmekte zorlanırız. Belki günlerce, haftalarca aynı mesele üzerinde düşünürüz de, yine de bir adım yol alamadığımıza karar veririz…
…Ve…
Karşımıza sihirli bir cümle çıkar. Bütün kilitleri tek hamlede açan çok güzel bir cümle!
İşte, “Söylen(e)meyenler” isimli kitap, böyle cümlelerin peşine düşmüş güzel bir çalışma.
Güzelliği, cümlelerin öz ve özet cümleler olmasında. Bütün fazlalıklardan kurtulmaya gayret etmesinde. Acaba kitap ne ölçüde başarılı oldu? Karar okuyucuya ait…
Dikkat çeken bazı cümleleri buraya alalım:
• “Sümerler de tablet kullanıyordu. Tarih tekerrür mü ediyor?”
Sümerlerin kullandığı tabletle, 21. yüzyılın tabletini kıyaslasak teknoloji açısından yerden göğe kadar muazzam bir fark var. Ama her iki dönemin sosyolojisini, ekolojisini kıyaslayalım bakalım… Sümerler döneminde mi daha yaşanabilir bir dünya vardı, şimdi mi?
• “Sanayi devrimi insanın kasları, dijital devrim zihni melekesi doğrultusunda ilerledi. Bir sonraki devrim hayalleri doğrultusunda olacak.”
Evet, bir zamanlar kas gücü ve kaba kuvvet daha önemliydi. Yüzyıllar ilerledikçe zihin, kas gücünü yendi. Bilgi, kaba kuvvete hakim oldu.
Ama tarih yerinde saymıyor, takvim ilerliyor.
Bilgiyi elde edince her şey bitecek mi? İnsan olmanın gerçek ölçüsü bilgili olmak mı?
Hepimiz hayal gücü, sezgi ve inançların biçimlendireceği bir geleceğe yol alıyoruz.
Duyuyor musun Alvin Toffler?
• “Söyleme, yap.”
Lisan-ı hâl, lisan-ı kalden daha tesirli. Davranışların dili, sözden daha güçlü. Bugün ihtiyacımız olan şey, tam olarak bu.
• “Kapitalizme karşı olmak, karşı çıkmak ve direnmek bir insanlık görevidir.”
Özellikle de vahşi kapitalizme karşı olmak gerekir. Postmodern neoliberal kapitalizm, dünyaya hiçbir şey vermedi. Bugün yaşanmakta olan kriz, aslında kapitalizmin krizi. Kapitalizme karşı olmak, Komünist veya Sosyalist olmak anlamına gelmez.
• “Gerçek gereksinimleri tespit etmenin etkin bir yolu şu: Tüm giysileri paketlemek, bir yıl sonra aynı gün paketi açılmamış olanlardan kurtulmak!”
Bu yöntem aslında “Sade Hayat” anlamına geliyor. Hayatımızdaki fazlalıklardan kurtulursak hem biz rahat ederiz, hem de ihtiyaç sahipleri rahat ederler.
Bir düşünelim: Evimizde lüzumsuz, ihtiyaç fazlası ne kadar eşya var? Giyilmeyi bekleyen ayakkabılar, ceketler, gömlekler… Fazladan dolaplar, dev gibi yemek masaları, sehpalar… Adına vitrin veya gümüşlük dedikleri porselen tabakların sergilendiği dolaplar… Bu gibi eşyaların pratikte ne işe yaradığını bilen var mı?
Bu kitabı okurken zaman zaman tebessüm edeceğinizi söylemek isterim.
“Söylen(e)meyenler” kitabı da bir açıdan inovasyon ürünü. Meraklısına duyurulur.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN