• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 4 Ekim 2015, Pazar 21:44 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 23:05
Font1 Font2 Font3 Font4
İdeal bir sanat eseri nasıl olmalı?

sanat eseri5
Necati Kağan Çetin 
Batı, kendisinden aldıklarımızı terketmeye başladı; biz hâlâ savunmaktan vazgeçemiyoruz.
Vehbi Vakkasoğlu
İdeal bir sanatı eseri, her şeyden önce halis bir niyetle, güzel bir bakış açısıyla ve Allah rızasını kazanmak için ortaya konulmuş olmalıdır.
İdeal bir sanat eseri, akıllara güzel düşünceleri serpebilmeli…
Kalplerde, gönüllerde ulvî duyguları harekete geçirebilmelidir.
Sanat eseri, insanı bu dünyadan alıp, bambaşka dünyaların kıyılarında dolaştırabilmelidir…
Süleymaniye, Selimiye, mimarîde ortaya konulmuş bu tür eserlerdendir.
Bu enfes camilerin şadırvanlarında abdest alıp birer vakit namaz kılanlar, bu dünyanın tasasından, gamından, kederinden uzaklaşırlar. Başka alemlere adım atarlar…
Bu iki caminin içine girdiğinizde zaman değişir, mekân değişir, duygular, düşünceler değişir.
Çinilere sinmiş dualar… Pencerelerden içeri akseden ışıklar, renkler…
Hafızın okuduğu Kur’an-ı Kerim… Caminin akustiği, mekânın ferahlığı… Sanki buralar cennete ait birer mekânmış hissi uyandırır insanda…
Bilhassa mübarek gün ve gecelerde, bayram sabahlarında, Ramazan ayında, Süleymaniye ve Selimiye, adeta öte alemlerden bu dünyaya getirilmiş mekânlar halini alır.
Okunan tekbirler, salavatlar, Kur’an-ı Kerim’ler, gönüllere cennet kevserleri içirir.
Mimar Sinan’ın sanatını, Sultan Süleyman’ın Müslüman dünya için gösterdiği büyük gayretin izlerini görürsünüz buralarda…

İdeal bir sanat eserine kalp kulağınızı dayadığınızda, o eser size lahuti sesleri duyurabilmeli, ötelere ait yüce duyguları ve düşünceleri yaşatabilmelidir.
O eser bir şiir ise, o şiiri okuyunca savaş meydanlarının celalini, şiddetini, kılıç şakırtılarını, at kişnemelerini duymalı… Veya merhamete, insaniyete, güzelliğe dair en eşsiz sahneleri o şiirde görmelisiniz.
Mehmed Akif’in Çanakkale Şehitlerine, Bir Gece şiirleri böyledir:
Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî’î:
Bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;
Bir kere de, ma’mure-i dünyâ, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Yahya Kemal’in Akıncılar şiiri böyledir:
Bir gün yine doludizgin atlarımızla   
Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla
Cennette bugün gülleri açmış görürüz de   
Hâlâ o kızıl hâtıra gitmez gözümüzde
Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü böyledir:
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Söz konusu mısraları okurken, 21. yüzyılın boğucu atmosferinden uzaklaşır, fikren ve hayalen başka asırlara gidersiniz. Bu şiirlerdeki sanat ve kudret, okuyanı başka zamanlara, başka mekânlara taşıyabilecek seviyededir.

Sanat eseri, resim veya grafik sanatlara ait ise…
Çizgiler, desenler, renkler, motifler, insanı bugünün mekanik atmosferinden söküp alabilmelidir.
İzleyene manevî alemlere ait bir şeyler söyleyebilmeli, görenin ufkunu, vizyonunu, perspektifini değiştirebilmelidir.
Meselâ minyatür sanatı…
Minyatürde, Batı resim sanatında olmayan bir perspektif anlayışı vardır.
Minyatür, hayata Batının katı ve kuralcı açılarından bakanların perspektif anlayışını temelinden sarsar.
Ebru, hayalle gerçeğin buluştuğu, renklerin kâğıt üzerinde uçuştuğu… Çizgi ve renk sanatlarının zirvesidir.
Hüsn-ü hat, tezhip ve çini sanatı…
Bütün bunlar, insanın anlam dünyasını zenginleştiren, kalp ve ruh ufuklarını alabildiğine ötelere taşıyan sanatlar….
Geometriler üstü bir geometri…
Hesaplara sığmayan ilhamlar…
Sanata anlam yükleyen iman…

Eğer sanat eseri müzik alanında olacaksa…
O eser, Doğu ile Batıyı, madde ile mânâyı, dünya ile ahireti, insan ile soyut güzelliği buluşturabilmelidir.
Doğunun melodi enginliği ile Batının armoni zenginliğini aynı eserde buluşturun ve insanda bıraktığı etkiyi anlamaya gayret edin…
Gitar ve neyi aynı bestede ahenkle buluşturabiliyorsanız, müzik alanında söyleyecek sözünüz var demektir.
Piyano ile tamburu bir ezgide seslendirin hele…
Eser dediğin dört başı mamur olmalı… İnsanı mecazî aşklardan hakiki aşka taşıyabilmeli…
Majörler, minörler, akorlar, ritimler, melodiler ve armoniler, tek bestenin içinde aşkın ilhamlarla uçuşsun bakalım neler oluyor?
 

Bu yazdıklarımızdan sonra, günümüzde bir sanat eseri olabilme düşüncesiyle verilen eserlerde yaşanan sıkıntı anlaşılmalıdır:
İdeal, amaç ve anlam taşımamak…
Giriş, gelişme ve sonuç kaygısı gütmemek…
Güçlü bir hikâyeden, mukaddes bir gayeden mahrum olmak…
Aşkın ilhamlara kapalı kalmak…
İşte bütün bunlar, modern zamanların hastalıkları…
Günü kurtar, geçmişi ve geleceği düşünme!
Vur patlasın, çal oynasın!
Varsa yoksa tüketim çılgınlığı, magazin kültürü, anlamsız ve amaçsız yaşama felsefesi!
Allah’tan, hesap verme endişesinden, ahiret düşüncesinden uzak yaşamak…
İlâhi ilhamlara yabancı olmak…
Sanata musallat olan bütün problemleri görmek, tanımlamak ve anlamak zorundayız.
Amaçsız, anlamsız, idealsiz, ilhamsız, boşlukta sanat olur mu?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN