• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 9 Kasım 2015, Pazartesi 20:54 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 23:05
Font1 Font2 Font3 Font4
Hikâyemizin en önemli bölümü

hikaye1
Necati Kağan Çetin
“Benim kadar büyük birisi mütevazı olamaz.”
                                                      Isaac Asimov
Breh breh breh…
Bu kibir de ne Asimov?
Bak, sen de ölüme yenik düştün en sonunda…
Ateizm seni kurtaramadı. İnkâr ettiğin âleme gitmekten kurtulamadın.
Biyokimya proferörüydün. Pek çok popüler bilim ve bilim kurgu kitapları yazmıştın. Bilgi birikimin pek çok faniye nasip olmayacak kadar fazlaydı. Ama bütün bunlar, kâinatı yaratan Allah’ı kabul etmene yetmedi. Çünkü nasipsizdin.
Çeşm-i insaf gibi kâmile mizan olmaz
Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz

Isaac Asimov, 1920’de doğdu, 1992’de öldü. Onun yaşadığı dönemler, ateizmin, materyalist felsefenin sesinin çok çıktığı dönemlerdi. Tabiatperestlik, panteizm, nihilizm, geçtiğimiz yüzyılın ufkunu karartan ideolojilerdi. Asimov da bunlardan etkilenmişti.
Buraya kadar tamam da, bütün bunlar, Asimov’un Allah’ı kabul etmesine bir engel teşkil eder mi?
Asla…
Asimov’la aynı dönemlerde yaşamış, Allah’a inanmış o kadar fazla yazar, bilim adamı ve sanatçı var ki…
Dr. Alexis Carrel, Sir James Jean, Albert Einstein, Roger Garaudy, Georges Lemaitre, Sir Alister Hardy ve daha niceleri…
Her ne kadar Asimov bu dünyadan göçmüş de olsa, ona ve onun gibi düşünenlere şu soruları yöneltelim:
Kâinatta çok net olarak görülen son derece ayrıntılı dengeleri, denklemleri, matematiği, geometriyi kuran kim?
Kâinatı genişleten kim?
Kâinatı yoktan yaratan ve yaşatan kim?
İnsanı ve hayatı kim yarattı?
Ölümü yaratan kim?

2015’lerin dünyasından geçmişe baktığımızda öyle çok şey değişti ki…
Ortada ne materyalist felsefe kaldı, ne Marksist söylem…
Lenin’in ifadeleriyle söylersek:
Hepsi tarihin çöp sepetini boyladı…
Determinizmin yerini, Belirsizlik İlkesi aldı.
Hedonizmin yerini, insani ve manevi değerler aldı.
Biyolojinin yerini Psikoloji aldı.
Deney-gözlem yoluyla ulaşılamayan bilgilere, sezgilerle ve inançlarla ulaşılmaya başlandı.
Bilimin tıkandığı  noktalarda, ilhamlar ve rüyalar devreye girdi.

Hasılı, 20. yüzyılın bitişiyle birlikte, bir dönem sona erdi.

  1. yüzyıl, öyle görünüyor ki inançların, dinlerin, ilhamların, manevi değerlerin yeniden önem kazandığı bir dönem olacak.

Karşılıksız iyiliğin öneminin anlaşıldığı, anlam arayışlarının zirve yaptığı, insan ve imanın buluştuğu bir dönem…
Öyle ya… İnsan, bu dünyada sonsuza kadar yaşamıyor. Herkes bu dünyaya yalnızca bir defa gönderiliyor. Görüyor, inceliyor, düşünüyor, karar veriyor. İnsana ayrılan süre dolunca, insan bu dünyadan ayrılıyor.
Herkesin bu dünyada bıraktığı bir hikâye oluyor. Girişi, gelişmesi ve sonucu olan bir hikâye… Hikâyenin giriş ve gelişme bölümlerinde sıkıntılar olabilir. Zorluklar olabilir. Olsun… Önemli olan, hikâyenin sonuç bölümü.  Eğer hikâyemiz “güzel bir son”la biterse… Bu hikâye, Allah katında bir değer ifade ediyorsa… Hayat hikâyemiz anlam kazanmıştır.

Kurân-ı Kerim, hikâyemizin nasıl bitmesini gerektiğini şöyle anlatır:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa öylece sakının ve Müslüman olarak ölün.”
Burada kararı verecek olan insandır.
Asıl başarı, esas marifet, dünyadan tertemiz bir mü’min olarak ayrılabilmek…
İnsan, anlamsız değil, başıboş değil…
Her hadise bize bir şey söylüyor.
Kâinat bir şey söylüyor, hayat bir şey söylüyor…
Son sözü Bediüzzaman’a bırakalım:
“Başını kaldır, kendini tanıttırmak isteyen faal ve kudretli bir zatın hârika işlerine bak. Sen, başıboş olmadığın gibi, bu hadiseler de başıboş olamazlar. Herbirisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar. Bir müdebbir-i Hakîm tarafından istihdam olunuyorlar.”
 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN