• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 20 Mayıs 2015, Çarşamba 17:28 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:46
Font1 Font2 Font3 Font4
Heybenin Dolu Gözü

10372996_274329536072591_7994719072552406252_o
Ayşei Yasemin Yüksel
Bilgi, kabına sığmaz. Su gibi her kabın şeklini de almaz. Sıcakta kurumaz, sağanakta su çekmez. Bilgi, taşınması kolay; ama sergilenmesi en ağır yüktür. Bazen tehlikelidir de.
Sığ olmamak, birinin bilmişlik etmeyip bilmedikleri olduğunu da bilmesidir. Bilgi denizinde inile inile kaç kulaç derine inilmiş olunduğunu az çok kestirmektir. Bilmek, tadı çiçek özünde bulunacak kıvamda bir lezzettir.
Cehalet kurnazdır. Kırk tilkinin kuyruklarını birbirine değdirmeden dolandığı köhne, loş dehlizlerdir. Kof zihniyetler, kılık kıyafetle payelenmiş dış görünüşün gerisine saklanır.
Bilgisiz olmak suç değil; ama bilgili olmak kimileyin ezici olabiliyor. Sığ insanlar mutsuz olmuyor kolay kolay; ama ömrü okumakla, didinmekle geçen dopdolu insanlar, yalanı yanlışı, eğriyi doğruyu ayırsa da bunların koflarca birbirine karıştırıldığını üstelik de yanlışların düzeltilmediğini görünce mutsuz oluyor. Hataların, ihmallerin yol açacağı sonuçları öngörebilen derinlikte olanlar, kimi zaman sığlıkta gezinenlerce  horlanıyor.
Bilgi, edinilmesi zaman tüketen, dirsek çürüten, göz yoran hatta gözleri perişan eden elle tutulamayan bir hazine sandığıdır. Gülüp eğlenmek, boş boş vitrin bakıp vakit öldürmek varken didinmek, uykusuz kalmak, ciltler devirmek gerektirir cehalet çukurundan bilgi dağına tırmanma. Sığ suların ötesine geçememiş cahiller, derin sulara dalıp kulaçlar atmakta olanlar için “Bilgi edinmiş de ne olmuş yani; benden nesi üstün, o yorulsun, kaymağı ben yiyeyim” yaklaşımındadırlar sık sık. Derinlerden ne zahmetle, güçlükle toplananların semeresini dalanlar değil, sığlıkların sırıtkan cahilleri toplar böylece pek çok kez. Bu yolla değerler değersizleşip, kofluklar değerlendiğinde yalnızca yetkinliğe erişmişler cehaletin nasıl cilalı bir tehlike olduğunu kavrarlar.
Bilginin ışığını, pırıltısını hiçbir şey örtüp kapatamaz. Ama bilgisiz, cahil bünyeler noksanlıklarını cilalayarak kapatma konusunda çok ustadır. Bunun ilk yolu da üst baştır.
Biri hakkındaki ilk izlenimi uyandıran kıyafettir. İlk izlenim belirleyicidir. İnsanların çoğu da zaten nitelik deyince üstteki giysi, araba modeli ve evdeki eşyayı anlar. Diyelim üst başıyla, tefriş mağazalarında gördüğünce döşediği evinin eşyalarıyla öğünmeye kalkan biri, çoklukla bunca çabasının semeresini alır. Yani aklı ve birikimi ile değil de fazlaca bedeller ödenmiş üstü başı, lüks arabası sayesinde elleri boş kalmaz. Kısacası içleri boş; ama gösterişleri yaman koflar, kofluğu yeğlemeyip derinlere dalmışların hakkına el uzatırken gösterişleri yerindedir. Yani Nasreddin Hoca’dan bu yana kaç asır geçmiş olsa da kürkünü giyenler hala  sofranın baş köşesinde olabiliyor. Durup, bir düşünmek gerek bunu!
Kendini giysisiyle, eşyasıyla tartıp öyle kabul ettirmeye çalışan insanlardan istemediğiniz kadar çok var şimdilerde etrafta. Bir de üstelik bunu kotaran nicesi kol geziyor sağda solda. Oysa gösterişsiz yaşam sahibi olup aklın yolunu yeğlemişler, asla göz boyayanlar kadar önemsenmezler. Bilgi, “Karın doyurmaz, giysi de değildir ki giyilsin, para etmez ki pahalı restoranlarda yemek yedirsin” addedilir sığ suları sevenlerce.  Böylece koflukların hükmü başlar. Derinlik, sığlık karşısında çaresiz kalabilir. Heybenin boş gözünün, dolu gözüne kafa tutmasıdır bu.
Kofluğun, bilgisizliğin nasıl cilalandığı en iç yakan örnekleriyle televizyonlarda görülüyor. Sabahları televizyon başındaki dünya kadar çocuğa, emekliye, çalışan çalışmayan herkese yönelik  programların içeriği de, çalçene sunucuların bomboş konuşmaları da yüz binlerce izleyene ne gibi olumlu katkılarda bulunabilir? Bulunmadıkları kesin. Vakti boşa harcatmaktan başka! Lüzumsuz şeylere özendirmekten gayri!
Bazen televizyon izlerken kimi programların sırf öylesine vakit doldurarak izleyeni oyalamak, avutmak, herkesin düşlerini kurduğu evleri, arabaları, giysileri göstererek onları hayal dünyasında yolculuğa çıkartmaktan öteye gidemediğini düşünmeden edemiyor insan. Televizyon programları ders değil elbet; ekranlar derslik ama. Oradan çok şey öğreniliyor. Öyle ki halden tavırdan yeni yetmelerin racon kesmeyi bellemelerine dek. Bilgili, akıllı bir sunucu hiç fark ettirmeden derin kültürü, edinimleri ile çok şey öğretebilir, izleyenlerini yönlendirebilir. Şimdi burada denilebilir ki “Ama öğrenmek için yemek programları var mesela”. Yemek programları ne öğretebilir çoğunun buzdolabı neredeyse bomboş insanlara? Ama programı yapanlar bol bol karidesinden kuzusuna yiyip dolanıyor o şehirden bu şehre ya da o ülkeden bu ülkeye.
Çöp karıştırarak yiyecek arayanlar varsa eğer aramızda, sağlıklı yaşamak, dengeli beslenmek üzerine programlar, baştan belli bir kitleyi hedef almayıp es geçecek o zaman. Çoğu, sunucunun gittiği estetik cerrahın kim olduğunu düşündüren, o şık kıyafete kimin imza attığı merak edilen, ara sıra çalan müzikle şöyle bir oynanılıverilen, bazen ders verir edasıyla birilerine çatılıp, ne de güzel paylanıldığı konusunda sunucuya övgüler yağdırılan programların izlenme oranı, bilgimizin, derinliğimizin altın oranıdır. Cehaletimizin aynasıdır. Ne kadar sığ ne kadar derin olup olmadığımızı yüze vuran dobrasından göstergelerdir. Kofluğu, cehaleti dopdoluluğa tercih ettiğimizin itirafıdır.
Bir yabancı kadın sunucu var dünyaca ünlü. Yemekten dekora, bitki yetiştirmekten, budamaktan, ekmek yapmaktan, evde yapılan ilaçlara kadar her şeyi anlatıyor yıllardır programında. Bu kadın, orta yaşı hayli geçmiş gözüküyor. Ne aşırılığı var ne de estetiği var gibi duruyor. Saçları kulak hizasında ve düz. Çoklukla bir hırka üzerinde, o kadar. İzleyene hakimiyeti, giysisi ile kurmuyor. Ağzından çıkacakları duymak ve öğrenmek için bekleyen konuklarına bilgisi ve kendi kişisel yetkinliği ile hakim oluyor. Kof değil dolu, cahil değil bilgili olununca da gösterişe, abartıya, aşırı süse püse gerek duyulmuyor haliyle.
Hep izlediğim bir Japon kanalı var. Diyelim ki bir dağı dört mevsimi ağırlarken anlatır. Japonya’daki ya da başka ülkelerdeki el sanatlarının belgeselini yapar. Japon bahçelerini tanıtır. Trenle yolculuğa çıkartır bir sunucusunu. O sunucu gittiği her yerde kuzu çevirtmez elbet. Gittiği yerdeki günlük hayatın içine girer çarşıda pazarda. Mimarisiyle, sanatıyla, doğasıyla, insanlarıyla tanıtır oraları. Bu dünyada var olduğunu bildiğiniz; ama çok ırakta olduğundan aklınıza bile gelmeyen o uzak köşelerde neler olup bittiğini, nasıl yaşandığını görünce dünyanın kaç bucak olduğunu da hatırlarsınız.
Bilgi ucuz değil. Bilgi, bilgisizliğin gölgesinde küflenecek kadar değersiz hiç değil. Şimdilerde “Bilgi Çağı’ndayız” deniliyorsa eğer, en değerli bilgi o halde, bilgi düzeyimizin farkında olmak ve a’dan z’ye her konuda ortalığın derinlikli bilgililer dururken sığ bilgisizlerin elinde oyuncağa dönmesine izin vermemek.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN