RÖPORTAJLAR
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

Güray Süngü ile Röportaj
Eklenme Tarihi: 17 Aralık 2015, Perşembe 23:52 - Son Güncelleme: 17 Aralık 2015 Perşembe, 23:52
Font1 Font2 Font3 Font4



Güray Süngü ile Röportaj
Z. Sümeyye Ceyhan  Güray Süngü 1976, Kadırga doğumlu öykü ve roman yazarı. “Düş Kesiği” romanıyla 2010 Oğuz Atay Roman Ödülü, “Kış Bahçesi” romanıyla 2011 Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü ve “Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi” isimli öykü kitabıyla da Necib Fâzıl Kısakürek Öykü Ödülü’ne lâyık görülmüştür. Güray hoca ile hikâye, roman ve biraz da sinema […]

DSC00491
Z. Sümeyye Ceyhan 
Güray Süngü 1976, Kadırga doğumlu öykü ve roman yazarı. “Düş Kesiği” romanıyla 2010 Oğuz Atay Roman Ödülü, “Kış Bahçesi” romanıyla 2011 Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü ve “Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi” isimli öykü kitabıyla da Necib Fâzıl Kısakürek Öykü Ödülü’ne lâyık görülmüştür. Güray hoca ile hikâye, roman ve biraz da sinema hakkında konuştuk.
Meraklıları için not: Güray Süngü, Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde Cuma 19.00, Cumartesi 11.00’de olmak üzere Yazı Atölyesi’nde gençlere ve genç kalanlara hikâye ve roman içerikli derslerini sürdürmektedir
İlk kitabınız yayımlanana kadar ne gibi sıkıntılar yaşadınız?
İlk kitabım yayımlanana kadar ilk kitabımı yayımlatamama gibi bir sıkıntı yaşadım. İlk kitabım beş yüz sayfalık bir romandı. Yirmi iki yaşımda elime alıp yayınevlerini dolaşmaya başladım. Her yayınevi dosyayı değerlendirmek için en az bir yıl bekletti ve o sürenin sonunda olumsuz cevap verdi. Sekiz yıl sürdü. Başka bir sıkıntı yaşamadım (Gülüyor).
Yazmaktan hiç vazgeçtiğiniz oldu mu?
Çok yorulduğum zaman, dinlenmek için vazgeçtiğim oldu (Yine gülüyor). Yazmak bir şey olsun diye yapılan bir şey değildi, bu sebeple vazgeçmek söz konusu da değildi. Yani, kitabım olsun, diye yazıyorsanız, kitabınız yayımlanmazsa vazgeçebilirsiniz. Ama hikâyem var diye yazıyorsanız, kitaplaşsa da kitaplaşmasa da fark etmiyor, hikâyeye devam etmek zorundasınız. Bu sebeple hikâyeye sadık kal, derim hep. Kime derim? Kendime derim genelde. Bu, sadık olduğumun da kanıtı olsun diye derim.
Roman ve hikâyelerinizin mizahî bir yönü var diyebilir miyiz? Bu mizahî uslûbu bilinçli mi yapıyorsunuz yoksa kendiliğinden gelişen bir şey mi?
Benim kederli ve karanlık öyküler, romanlar yazdığımı söylerler. Aynı zamanda hikâyenin bir yerinde çok güldüklerini de söylerler. Ben insanları anlamıyorum. Bence artık karar vermeliler; ben karanlık hikâyeler mi anlatıyorum, mizahi şeyler mi anlatıyorum? Net cevap; bunlar hayatta nasıl birbirinden ayrılmıyorsa, öyküde ve romanda da ayrılmaz. Karamsar değilim, biraz karanlık olduğumu söyleyebilirim, öte yandan insanları üzmek için hikâye kurmuyorum, yine öte yandan mizah var olabilir yazdıklarımda ama insanları güldürmeye de çalışmıyorum. Hikâye öyle olduğu için öyle anlatıyorum. Kendiliğinden oluyor.
Edebî eserlerin filme uyarlanması hakkında ne düşünüyorsunuz?
İki farklı sanat. Bir romanla, romandan senaryosu uyarlanan sinema filmi iki ayrı eserdir. Bunu bilmek kaydıyla edebî eserlerin filme uyarlanması iyidir. Misal Coen Kardeşler’den bir teklif gelirse kabul ederim.
Kitaplarınızın filme uyarlanmasını ister misiniz? Bu söz konusu olsa en çok hangisini tercih ederdiniz?
Bazı hikâyeler filme uygundur, bazıları değildir. Bunu şimdi konuşmayalım, Coenler’den teklif geldiğinde hangi romanın, ne şekilde çekilmesi gerektiği gibi detayları konuşuruz.
Bir roman veya hikâyede önemli olan kurgusu mu, hikâyesi mi?
Kurgusu değil. Kurgu çok çok çok önemlidir, ama bir hikâye öncelikle hikâyedir. Öte yandan, bir edebî tür olarak romandan bahsediyorsak, hikâye de bir yerden sonra önemli değil, anlatım ve dildir. Gördüğünüz üzere, ne odur, ne budur ama tek başına diğeri de değildir.
Yaşanmışlıklardan esinlenilmiş olması mı tamamen hayalî bir kurmaca olması mı eseri daha kuvvetli kılar?
Bir eserin gücü, hikâyesinin hayalî ya da gerçek olmasıyla alakalı değildir. Gerçeği kötü aktarırsanız havada kalır, hayalî iyi aktarırsınız kanatır. Hayal gerçekten daha mı gerçek denecek? Eserin kendi dünyası vardır, onun gerçeği, hakikati başkadır. Bizim gerçek dediğimiz şeye benzer ama aynı değildir.
İyi yazar olabilmek için doğuştan yetenek şart mı? Bu sonradan geliştirilebilir bir şey midir? Yetenek denilen şey sizce nedir?
Bir keresinde sosyal medyada bir sır verecekmiş gibi şöyle bir şey paylaşmıştım. Çok iyi bir roman yazmak için gereken üç şeyi söyleyeceğim az sonra, diyerek. Sonra üç şeyi paylaşmıştım; 1) kâğıt, 2) kalem, 3) çok iyi bir roman yazarı.
Bir tekniğe dayanan her sanat geliştirilebilir. Dolayısıyla eğitimi elbette mümkündür. Öte yandan ilk şart yetenek. Ben yeteneğe inanırım. Peki yetenek nedir? Hiçbir fikrim yok. Misal bence ben yetenekliyim. Ama niye bilmiyorum.
Elinizde olsaydı hangi yazarın yerine geçmek isterdiniz? Neden?
Asla böyle bir şey istemedim ve istemem de. Yıllardır kendim olabilmeye çalışıyorum. Birinin yerinde olma arzusu, o olmanın size vereceği hazla, ya da sağlayacağı imkânlarla alakalı olsa gerek. Bende haz, imkânlardan önde. Dolayısıyla kendim olma hazzı da, (huzuru mu yoksa huzursuzluğun yaşanmaması mı) bu tercihin, bu isteğin önünde. İşi biraz muzipliğe vurursak, misal; Oğuz Atay olsaydım mutlu mu olurdum? Bu mümkün mü, adam bariz bir şekilde mutsuz, adamdan hüzün akıyor. Dostoyevski olmak ister miydim? Adam Rus. Malum şu an biraz sorunluyuz. Ama soru eserleri kapsıyorsa, mesela Tutunamayanlar’ı ben yazmış olmak ister miydim? Buna da kıyamam, Oğuz Atay’a ne kalacak. O kadar güzel bir adama. Yani iyi böyle.
Bir romanın içinde yaşama imkânınız olsa bu hangi roman ve karakter olurdu?
Ben zaten Düş Kesiği romanının içindeki Gereksizyazar adlı karakterim.
Zaman zaman yazdığınız roman/hikâyelerinizin içinde olduğunuz hissine kapıldığınız oluyor mu?
Zaman zaman bir romanın içinde olmadığım hissine kapılıyorum. Pek kolay değil. İşe gitmeniz, kirayı ödemeniz, su faturasını yatırmanız gerekiyor.
Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Gençlere ihtiyarlamalarını tavsiye ederim. Yaşamak ihtiyarlamaktır. Gençlik budalalığını sevmem. Yaşım kırk ama kendimi yirmi yaşında hissediyorum diyenler bana çok cahil geliyor. İnsan bedenden ibaret değil. Genç hissetmek, bedenle alakalandırılarak ifade edilen bir durum. Keşke bin yaşında olsaydım.
Size sorulmasını istediğiniz fakat sorulmayan bir soru oldu mu? Varsa paylaşır mısınız?
Oldu ama paylaşamam. Umudum var, paylaşıp o sorunun önünü kapatmaktansa, hayal kırıklığını göze alıp beklemeyi tercih ederim


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!