• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 9 Aralık 2014, Salı 17:44 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 23:06
Font1 Font2 Font3 Font4
Gerçeğin peşindeki akıl ve kalp

 goldkey4
Yazar: Necati Kağan Çetin
 Arapların cahiliye devriydi. Bir gece, bir bedevi çölde yolculuk yapıyordu. Çölün bulutsuz gökyüzünde, sayısız yıldızın elmas parçacıkları gibi parıl parıl ışımasına bakarak: “Allah’ım” dedi. “Biliyorum varsın! Ama bilmiyorum ki, Sen nasıl bir ilahsın? Bana ve bize Seni anlatacak birini gönder.”                                                                                      
                                                                                                                                    Arap Meseli
 İnsan, tarafsız bir bakış açısıyla, meraklı gözlerle, merak eden bir akılla kâinatı izlediğinde, rahatlıkla bir Yaratan’ın olduğunu anlayabilir.
Her gün belli vakitlerde doğup batan güneş…
Gökleri inci taneleri gibi süsleyen yıldızlar,
Birbiri ardınca gelip geçen mevsimler,
Yağmur ve kar tanecikleri,
Rüzgârların, bulutların, dağların ve denizlerin eşsiz güzelliği…
Bir Yaratan’ı, bir Sanatkâr’ı gösterir elbette…

Bütün asırlarda, bütün zamanlarda; kâinatın güzelliğine, tıpkı bir saat gibi işlemesine bakarak Allah’ın varlığını fark eden keskin görüşlü kimseler yaşadı.
Bunlar, bir peygamberle, bir mukaddes kitapla karşılaşmasalar dahi, akıl, mantık ve sezgileriyle Allah’ı bulabildiler.
Kimisi çiçeklerdeki benzersiz mührü gördü.
Kimisi dünyaya yerleştirilen hassas dengeyi gözlemledi.
Bazısı insanı ve insanın yeryüzündeki serüvenini düşündü.
Bunlardan hareketle, hiçbir şeyin tesadüfen olamayacağına hükmetti.
En sonunda işleyen akıl, hisseden kalp, kararını verdi:
Allah vardı, Allah birdi.

Tıpkı tarihin uzak asırlarındaki gibi, 18, 19 ve 20. yüzyıllarda yaşamış pek çok düşünür, sanatkâr ve bilim adamı, tarafsız bir akılla, hisseden bir kalple gerçeğin peşine düştü.
Pasteur, Einstein, Johann Sebastian Bach, Dr. Alexis Carrel, Tolstoy, Thomas Carlyle…
Bütün bu dev isimler, ya laboratuvarda, ya melodi ve armonilerde ya da formüllerde Yaratan’ın izlerini fark ettiler.
Kâinattaki eşsiz nizam ve intizamı, matematiği ve fiziği gördüler.
Dünyadaki ahenge, işleyişe, sanata tanık oldular.
Gerçeği ilân ettiler:
Bir Yaratan var. Hiçbir şey tesadüf değil.

İmam-ı Gazali şöyle der:
“Akıl göz, Kur’an ise güneştir.”
Evet, tarafsız bir akıl, güçlü bir gözlemci ve hisseden bir kalp, gerçeği bulur. Sanatkâr’ı, Yaratan’ı kabul eder.
Ama asıl mesele tam bu noktada başlar:
Göklerin ve yerlerin dili nasıl çözülür?
Gökler ve yerler ne söyler?
Cevap Kur’an’dan gelir:
 “Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ı tesbih eder.”
Gerçeği bulan, Allah’ı kabul eden akıl tarafından hemen başka sorular sorulur:
İnsanın görevi nedir?
Cevap yine Kur’an’da verilir:
“Ben cinleri ve insanları Bana kulluk etsinler diye yarattım.”
Sorular devam eder:
Allah kimleri sever?
Kur’an, cevabı verir:
“Allah, iyilik yapanları sever.”
….
Allah’ı kabul eden, tanıyan bir akıl için en önemli ikinci aşama, detaylarda ortaya çıkar. Bütün detayların, bütün detaylı soruların cevapları Kur’an’da verilir.
Yeter ki insan soru sorsun. Yeter ki arasın, yeter ki merak etsin…
Kur’an, merak eden, soru soran, anlamak isteyen bütün akıl ve kalpler için cevaplarla dolu bir kitaptır.
Kur’an’da, insana, hayata, ölüme, yaratılışa, dünyaya ve ahirete dair sorulabilecek bütün soruların cevapları vardır.

Konu böylesine net iken, günümüzün meraklı akılları cevapları nerelerde arıyor?
Bazen seküler düşüncede, bazen amaçsızlıkta, bazen anlamsızlıkta…
Yanılıyorlar.
Hayat, anlamsız değildir.
İnsan, amaçsız değildir.
Dünya, seküler düşüncelerle açıklanabilecek kadar dar değildir.
İnsanın, hayatın ve dünyanın mânâ ve muhteviyatı son derece zengindir. Herşeyin Yaratan’a, ahirete ve Esma-i Hüsna’ya bakan yönleri vardır. Bütün bu yönler Kur’an’da anlatılır.

Prof. Dr. Mehmet Kaplan, konuyla ilgili bakın ne diyor:
“Kur’an, anlaşılmak için indirilmiştir. Tefekkür ve düşünmenin en büyük davetçisidir. Onu her gün anlamak, her yeni hadisede yeniden ona dönmek zorundayız. Kur’an bizim medeniyetimizin anahtarıdır. Onu anlamadan, kendimizi anlamak mümkün değildir. Ayrıca kâinatın sırlarını açıklayan bir kitap olarak Kur’an, bütün insanlık için de çok önemlidir. Ve Kur’an, yerine hiçbir şeyin geçemeyeceği tek kitaptır.”
 
 
 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN