• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 26 Ekim 2015, Pazartesi 10:29 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 23:05
Font1 Font2 Font3 Font4
Gerçeğe kanatlanmak

gercegekanatlanmak2
Necati Kağan Çetin 
Evrenin sırlarını beş duyu ile açıklamak zordur. Bu sebeple insan gerçeklere farklı kanallardan ulaşmaya çalışır. Kişiyi gerçeklere götüren birinci yol, deney-gözlem/ampirik yaklaşımdır. Bu yöntem nöropsikiyatrinin ve bilimin ilgi alanına girer. İkinci yol, akıl yürütmedir. Teorik, pozitif bilim ve din biliminin, sosyal bilimler ve psikiyatrinin ilgi alanıdır. Gerçeğe götüren üçüncü yol, önsezi ve sezgilerdir ki bunlar din bilimlerinin dışında bugün nöropsikiyatrinin de ilgi alanı olmuştur. Dördüncü yol inançtır. Gerçeğe giderken diğer üç yolla açıklanamayan noktalar için bu yöntem kullanılır.
                                                                         Prof. Dr. Nevzat Tarhan
İnsanı gerçeğe ulaştıran yollar tarih boyunca çok farklıydı. İnsan, gerçeğe her ulaşmak istediğinde sezgilerle, ilhamlarla, akıl yürütmeyle veya deney-gözlem yoluyla ilerledi. Öyle veya böyle gerçeğe ulaştı. Bilgi sahibi oldu.
Ne var ki son iki asırda insanlık, gerçeğe ulaşabilme yolunda engellerle karşılaştı. Son iki asırda insanın sezgileri, inançları hiçe sayıldı. Seküler düşünce, gerçeğe giden yolları daralttı.
Dinden uzaklaşmanın sonuçları hemen her alanda net olarak görüldü. Tarihi maddecilik ve materyalist felsefe, çok uzun bir dönem boyunca, özellikle 19. ve 20 yüzyıllarda bilimi, sanatı, düşünceyi, mimariyi, estetiği, ekonomiyi, insanı, devletleri ve toplumları etkisi altına aldı.
Bütün bunlardan sonra yaşanan dünya savaşları…
Ekonomilerde ve toplumlarda yaşanan büyük bunalımlar…
Irkçılığın, insanlığı bölüp parçalaması…
Terör hareketlerinin ve intihar oranlarının artışı…
Böylesine büyük yıkılış ve çöküşlerin yaşandığı bir dünyada insan ayakta kalabilir mi?
Geleceğe güvenle bakabilir mi?
Asla…
19. ve 20. yüzyıllarda bütün mukaddeslerinden zorla koparılan insanlık, bu dönemlerde çok büyük bir boşluğa düştü.
Büyük sorular cevapsız kaldı.
Ben kimim? Beni yaratan kim, yaşatan kim? Kâinat, nasıl ve hangi güçle varoldu? Ölüm herşeyin sonu mudur?
Gece bir hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmiş zamânın, hem geleceğin.

İnsan, böyle bir varlık…
Düşünen, arayan, soran, geçmişe ve geleceğe güvenle bakmak isteyen bir muamma…
Çağlar boyunca taşıdığı bu muazzam öğrenme ve araştırma tutkusuyla 19. yüzyıla ulaşan insanın yolu, maalesef seküler düşünceyle tıkandı.
Seküler düşünce, “bilimi, sanatı ve düşünceyi” materyalizme indirgedi.
Böylesine uçsuz bucaksız kâinat, maddeye hapsedildi.
Gözle görünmeyen, laboratuvarda gözlemlenemeyen herşey inkâr edildi.
Karl Marx, Das Kapital’i, seküler düşüncenin daralttığı metodolojilerle kaleme aldı.
Isaac Asimov, seküler düşüncenin etkisi altında Allah’ı inkâr etti.
Oysa bilim, sanat ve edebiyat, geçmiş asırlarda her zaman inançların ışığı altında mesafe almıştı.
Johann Sebastian Bach, bestelerini Allah’a adamış…
Mevlânâ, Allah’tan gelen ilhamlarla Mesnevi’yi kaleme almıştı.
Sadece bunlar mı?
Elbette hayır…
Bilim , sanat ve düşünce dünyasına ait binlerce isim; hep ilhamlarla, sezgilerle, inançla büyük eserler vermişlerdi:
El Cezerî, İbni Sina, Itrî, Farabi, Biruni…
İmam-ı Gazali, Abdülkadir Geylani, Ali Kuşçu, Uluğ Bey, Harezmî, El Kindî, Câhız, Battanî, İbni Rüşd, Fahreddin Râzî, Sabuncuoğlu Şerafeddin, İbn-i Kemal, Seydi Ali Reis…
Bütün bu dev isimler, bilim, sanat, düşünce ve inanç alanlarında çok büyük keşifler yaptılar, eserler verdiler.
18. asır dahil, geçmişe doğru yolculuk yaptığımızda, insanlık semasını aydınlatan dev isimlerin daima bilim, akıl, deneme, sezgi, ilham ve inançlarla gerçeğe ulaştıklarını görürüz.
Lûgat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

İçinden geçmekte olduğumuz 21. asrın şu ilk yılları, ilham ve sezgilerin, inançların yeniden öne çıktığı son derece ümit verici bir dönem.
Öyle ki, artık şimdilerde yapılan besteler, insana bir kere daha sonsuzluktan haberler veriyor.
Kaleme alınan şiirler, hikâyeler, romanlar, denemeler, insanı ebedî alemlere kanatlandırıyor.
Sinema filmleri maneviyatı heceliyor…
Psikolojide insan ve din bağlantısı araştırılıyor…
Fizikte Big Bang (Büyük Patlama) Teorisi, kâinatın tek bir noktadan yaratıldığına vurgu yapıyor…
Hasılı insan, şimdilerde bir kere daha aşkın ilhamlarla kanatlanıp, gerçeğe ulaşmaya gayret ediyor.
 Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nûr, çevre çevre nûr.
İçiçe mîmârî, içiçe benlik;
Bildim seni ey Râb, bilinmez meşhûr!

İnsanı gerçeğe ulaştıran yollar, hiçbir zaman deney, gözlem ve akıl yürütme ile sınırlı olamaz.
Sezgi, ilham ve inançlar, bilim ve aklın tıkandığı yerlerde bize yol gösterir.
Evet, 19. ve 20. yüzyıllar, gerçeğe giden yolların kasten daraltıldığı dönemlerdi.
Ancak şimdilerde yaşanan gelişmelere bakılırsa, gerçeğe giden yolların alabildiğine genişlediği görülebilir.
Niçin küçülüyor eşyâ uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu öğrensem asıl?

Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde mâverâ dede.
Yandı sırça saray, ilâhî yapı,
Binbir âvizeyle uçsuz maddede.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN